PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

Şema Terapi'ye göre bir insanın değişmesi neden zordur?

Şema terapi perspektifinde bir insanın değişmesinin zor olmasının temel nedeni, değişmesi beklenen şeyin çoğu zaman “yüzeydeki bir belirti” değil; çocukluk/ergenlikte oluşmuş, tekrar eden ve yetişkinlikte de tetiklenebilen köklü şema örüntüleri olmasıdır. Bu köklülük, şemaların yalnızca düşünce düzeyinde değil; hatıralar, duygular, duyumlar ve bedensel yaşantılarla iç içe, tekrar eden kalıplar olarak kavramsallaştırılmasıyla ilişkilidir. Dolayısıyla değişim, tek bir içgörü anıyla değil; şemayı sürdüren çok katmanlı döngülerin çözülmesiyle mümkün hale gelir (İkiz vd., 2022).

1) Şemalar erken dönemde oluşur ve “derin” psikolojik malzemeden beslenir 

Şemaların değişimini güçleştiren ilk etken, şemaların çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca gelişen, tekrar eden kalıp örüntüler olarak ele alınmasıdır. Bu kalıplar; yalnızca “inanç” gibi bilişsel içerikten ibaret değil, aynı zamanda anı/hafıza izleri, duygular, duyular ve bedensel duyumlar içeren süreğen yapılardır. Bu nedenle şema düzeyindeki değişim, yalnızca “daha doğru düşünmeyi” değil; duygusal ve yaşantısal düzeyde de yeniden işlemlemeyi gerektirdiği için zorlaşır. Ayrıca şema terapinin, özellikle kişilik bozukluğu olan ve/veya geleneksel bilişsel terapiye yanıt vermeyen ya da kötüleşen danışanlara daha etkili yardım arayışıyla geliştirilmiş bir yaklaşım olarak çerçevelenmesi, değişimin neden zor olabildiğine dolaylı bir kanıt sunar: Zor vakalarda, yerleşik örüntüler klasik müdahalelerle kolayca esnemeyebilir. Bu tarihsel çıkış noktası, şema düzeyinde çalışmanın doğası gereği daha “inatçı” örüntülere temas ettiğini düşündürür (İkiz vd., 2022).

2) Şemalar yetişkinlikte tetiklenir: kişi “benzer yaşantıyı yeniden yaşar” 

Şemaların değişimini güçleştiren ikinci etken, şemaların yetişkinlikte çeşitli yaşam olaylarıyla tetiklenebilmesi ve tetiklendiğinde kişinin çocuklukta yaşadığı travmatik yaşantılara benzer biçimde yoğun olumsuz duygular deneyimleyebilmesidir. Bu tetiklenme mantığı, sorun yaşantısının “geçmişte kalmış” olmamasına; güncel olayların eski şema ağlarını yeniden devreye sokmasına yol açar (Yakın, 2014). Bu çerçevede değişim, yalnızca yeni bir davranış seçmekten ibaret olmayıp; tetiklenme anlarında aktive olan duygu-düşünce-davranış bütününü yeniden düzenlemeyi gerektirir (Yakın, 2014). Şema Terapi Mod Modeli’nin, danışanın karmaşık şema tetiklenmelerini ve “farklı yönlerini” çalışmak üzere tasarlandığının vurgulanması da, tetiklenme süreçlerinin basit ve tek boyutlu olmadığını ima eder (Yakın, 2014). Tetiklenmelerin bu çok parçalı yapısı, değişimi pratikte daha zor hale getiren bir karmaşıklık üretir (Yakın, 2014).

3) Şemalar işlevsizleşse bile alışkanlık nedeniyle sürer: bilişsel çarpıtmalar ve “kendini baltalama” devam eder 

Şema perspektifinde değişimin zor olmasının kritik bir açıklaması, erken dönemde karşılanmayan ihtiyaçlar sonucunda kişinin bir tür “uyum” geliştirmesi; fakat bu uyumun uyum yapıcı olmaması ve gelişim sürecini olumsuz etkileyebilmesidir. Daha da önemlisi, erken dönem uyum bozucu şemaların yetişkinlikte işlevselliklerini kaybetseler bile, alışılmış davranış kalıpları oldukları için tekrarlanmaya devam ettiği; buna bağlı olarak bilişsel çarpıtmalar ve kendini baltalamaların sürdüğü belirtilmektedir. Bu ifade, değişimin neden “iyi niyet” veya “mantıksal ikna” ile kolayca gerçekleşmediğini açıklayıcıdır: Kişi, artık işlevsel olmayan bir örüntüyü bile otomatik ve tanıdık olduğu için tekrar edebilir. Bu süreklilik, şemayı taşıyan döngünün sadece içsel bir inançtan değil; tekrarlanan bilişsel çarpıtmalar ve davranış kalıplarından oluştuğu anlayışıyla uyumludur. Dolayısıyla değişim, tek bir noktayı düzeltmekle değil; şemayı yeniden üreten alışkanlıklar ağını dönüştürmekle mümkün olduğundan zorlaşır (İkiz vd., 2022).

4) Şemayı sürdüren başa çıkma stilleri çoğu kez şemayı pekiştirir 

Şema terapide değişimi güçleştiren mekanizmalardan biri, kişinin şemaya karşı verdiği davranışsal tepkiler olarak tanımlanan başa çıkma stilleridir. Üç temel başa çıkma stilinin (kaçınma, teslim olma, aşırı telafi) şemaya karşı farklı görünümler ürettiği; ancak sonuçta bu stillerin şemanın pekiştirilmesiyle sonlanabildiği belirtilmektedir. Bu, değişimin neden zor olduğuna dair doğrudan bir açıklamadır: Kişi “baş etmeye çalışırken” bile (örneğin kaçınarak ya da aşırı telafi ederek) şemayı uzun vadede daha güçlü kılan bir döngü içinde kalabilir. Benzer biçimde, Şema Terapi Mod Modeli bağlamında ruminasyon ve endişe gibi tekrarlayıcı olumsuz düşünme biçimlerinin; nahoş hislerin eşlik ettiği, düzenlemesi güç ve sık tekrarlanan zihinsel davranışlar olarak ele alınması, bazı danışanlarda değişimin neden zorlaştığını açıklar (Yakın, 2014). Bu zihinsel tekrarlar, kısa vadede bir başa çıkma işlevi görse bile, uzun vadede kişinin kendisini daha yetersiz ve güvensiz hissetmesine hizmet edebilecek bir başa çıkma modunun baskınlığıyla ilişkilendirilmiştir (Yakın, 2014). Böylece, şemayı sürdüren süreç yalnızca davranışsal değil; zihinsel tekrar döngüleri üzerinden de kendini koruyabilir (Yakın, 2014).

5) Değişim direnci: “tanıdık olan” çoğu zaman daha güvenli hissedilir 

Şema terapide değişim zorluğunun en doğrudan ifadelerinden biri, danışanların şemalarla kendilerini daha güvende hissedebilmeleri ve bu nedenle değişim sürecinde direnç oluşabilmesidir. Bu yaklaşımda değişimin gerçekleşebilmesi için danışanın değişime inanması ve istekli olması, ayrıca süreç boyunca bağlılığın önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu vurgu, değişimin “doğruyu bilmekten” ziyade, tanıdık ve güvenli gelen örüntüden ayrılmayı da içeren duygusal bir maliyeti olduğunu düşündürür. Ayrıca şemaların yetişkinlikte işlevsizleşse bile alışkanlık nedeniyle sürmesi ve bilişsel çarpıtmalarla kendini baltalamanın devam etmesi, direncin yalnızca motivasyon eksikliği değil; otomatikleşmiş örüntülerin sürekliliğiyle de ilişkili olabileceğini gösterir. Bu nedenle değişim, çoğu zaman “eski güvenli yolun” terk edilmesini gerektirdiği için zorlaşır.

6) Mod düzeyindeki karmaşıklık ve “Sağlıklı Yetişkin” perspektifinin zayıflığı 

Şema terapisinde değişimin zor olmasının bir başka nedeni, danışanın iç dünyasının yalnızca tek bir şemadan değil; farklı anlarda farklı biçimde aktive olan şema modlarından oluşan dalgalı bir yapı olarak ele alınabilmesidir (Yakın, 2014). Birden fazla uyumsuz şemanın birleşerek yeni bir “mod” oluşturabileceği ve modların, çok sayıda şemayla tek tek çalışmaya kıyasla daha kolay fark edilebilir olduğu belirtilse de, bunun aynı zamanda şema tetiklenmelerinin bileşik ve çok katmanlı olabildiğine işaret ettiği açıktır. Nitekim mod modelinin karmaşık tetiklenmeleri çalışmak için tasarlanmış olması, klinik tabloda basit bir “tek neden–tek sonuç” zinciri yerine, modlar arası geçişlerin bulunduğunu düşündürür (Yakın, 2014). Bu karmaşıklığı artıran bir unsur da, bazı başa çıkma biçimlerinde “sağlıklı yetişkin perspektifinin noksanlığı” vurgusudur: Kişi güncel sorunlarına, gelişimsel açıdan ihtiyaçlarının eksik kaldığı yaşın tepkisiyle yanıt verebilir (Yakın, 2014). Bu ifade, değişimin neden zor olduğuna dair yapısal bir gerekçe sunar: Şema tetiklenmelerinde karar verici/dengeleyici bir üst perspektif zayıf kaldığında, kişi aynı döngüleri tekrar edebilir (Yakın, 2014). Nitekim vaka anlatımlarında da hedeflerden biri, uyumsuz şema/mod örüntülerini zayıflatırken Sağlıklı Yetişkin tarafını güçlendirmek olarak belirlenmiştir.

7) İlişkisel örüntüler terapötik ilişkiye de taşınabildiği için değişim daha güç hale gelir 

Değişimin zor olmasının önemli bir boyutu, bazı şemaların ve modların doğrudan ilişki içinde “yaşanmasıdır”. Örneğin bağımlı kişilik örüntüsünde, terk edilmekten kaçınmak ve ilişkiyi korumak amacıyla kişinin otorite figürlerinin taleplerine uyum gösterip tam bir teslim sergileyebileceği; “bağımlı çocuk modu” aktif olduğunda ise güçlü bir yardımcının yokluğunda panik yaşayabileceği ifade edilmektedir (İkiz vd., 2022). Bu tür bir ilişkisel örgütlenme, değişimi yalnızca bireyin tek başına uygulayacağı bir “irade işi” olmaktan çıkarır; çünkü kişi ilişki içinde eski düzeni sürdürmeye yönelten güçlü dinamikler taşıyabilir (İkiz vd., 2022). Bu nedenle şema terapi uygulamalarında terapötik ilişkinin yalnızca bir “zemin” değil, değişimde bizzat işlev gören bir unsur olarak görülmesi dikkat çekicidir: Şema terapide terapi ilişkisinin değişim sürecinde önemli olduğu ve terapötik ilişkinin kendisinin bir teknik olarak kullanılabildiği belirtilmektedir (İkiz vd., 2022). Ancak bu yaklaşım aynı zamanda, danışanın kişilerarası bağımlılık örüntüsünün terapötik ilişki bağlamında da sorun üretebilmesi riskini görünür kılar; nitekim kişilerarası bağımlılıkla ilgili derlemede, psikolojik danışmanlara bağımlı hale gelme gibi olumsuz bir durumdan söz edilmektedir. Terapötik ilişkinin hem bir değişim aracı hem de eski örüntülerin yeniden sahnelendiği bir alan olabilmesi, değişimi daha “zor ama aynı zamanda daha hedefe yönelik” bir süreç haline getirir (İkiz vd., 2022).

8) Değişim çoğu kez çok bileşenli bir dönüşüm gerektirir (formülasyon, izleme, bilişsel-yaşantısal-ilişkisel müdahaleler) 

Şema terapi çerçevesinde değişimin zor olmasının pratik bir nedeni de, müdahalenin çoğu zaman tek bir teknikle sınırlı olmamasıdır. Şema terapinin, katı özelliklerden kaynaklı uzun süreli sorunlar için daha kapsamlı bir kavramsallaştırma ve tedavi planı oluşturmak üzere erken dönem şemalarla çalışmayı önerdiği; ayrıca terapötik ittifakı da bir teknik olarak kullanan bütünleşik bir yaklaşım olarak değerlendirilebildiği belirtilmiştir (İkiz vd., 2022). Bu bütünleşik çerçeve, değişimin “tek hamlelik” değil, çok katmanlı bir yeniden yapılanma olabileceğini ima eder (İkiz vd., 2022). Vaka düzeyindeki anlatımlar da bu çok bileşenli dönüşüm fikriyle uyumludur: Mükemmeliyetçilik odağındaki bir vakada, birden fazla şema ve modun tespit edildiği; hedefin bu şemaları ve modları zayıflatırken sağlıklı yetişkini güçlendirmek olarak belirlendiği ve değişim için şema terapinin ilişkisel, yaşantısal ve bilişsel stratejilerinden yararlanıldığı aktarılmaktadır. Benzer biçimde çevrimiçi şema terapi vaka çalışmasında, seanslar boyunca formülasyon, teknikler ve terapi ilişkisine yer verildiği; süreç sonunda şema ölçek puanlarının iyileştiği; ancak tek bir vakadan genelleme yapılamayacağı açıkça not edilmiştir (İskifoğlu & İskifoğlu, 2020). Bu tür örnekler, şema düzeyindeki değişimin genellikle çok boyutlu bir çalışma gerektirdiğini; bu nedenle de “kolay” değil, yapılandırılmış ve takip edilen bir süreç olarak ele alındığını gösterir (İskifoğlu & İskifoğlu, 2020).

Sonuç: Şema terapiye göre değişimin zor olmasının sentezi 

Şema terapiye göre değişim zordur; çünkü değişmesi hedeflenen yapı, erken dönemde gelişmiş ve yalnızca bilişsel değil duygusal/bedensel yaşantılarla örülü şemalardır. Bu şemalar yetişkinlikte yaşam olaylarıyla tetiklenebilir ve kişi yoğun duygulanımla eski örüntüyü yeniden yaşayabilir (Yakın, 2014). Üstelik işlevsizleşmiş olsalar bile alışkanlık gücüyle sürer; bilişsel çarpıtmalar ve kendini baltalama devam edebilir. Kişinin başa çıkma stilleri ve tekrarlayıcı olumsuz düşünme döngüleri kısa vadede rahatlatıcı görünse bile uzun vadede şemayı pekiştirerek değişimi güçleştirebilir (Yakın, 2014). Danışanın şemalarla kendini daha güvende hissetmesi değişim direncini artırabilir. Mod düzeyindeki geçişler ve sağlıklı yetişkin perspektifinin zayıflığı, tetiklenme anlarında eski tepkilerin otomatikleşmesine yol açabilir (Yakın, 2014). Son olarak, şemaların ilişkisel doğası nedeniyle örüntüler terapötik ilişkiye de taşınabildiğinden, değişim hem daha derin hem de daha zor bir yeniden yapılanma süreci haline gelir (İkiz vd., 2022).

Kaynakça

İkiz, F. E., Özdemir, R., Ateş, D., & Doğru, H. B. (2022). Covid-19 pandemisinde üniversite öğrencilerinin şemalarındaki değişimler. The Journal of International Educational Sciences, 33(33), 287–308. https://doi.org/10.29228/inesjournal.66166

İskifoğlu, T. Ç., & İskifoğlu, G. (2020). A review on the phenomenon of interpersonal dependency. (2.3). https://doi.org/10.35365/ctjpp.20.03.26

Yakın, D. (2014). Bağımlı kişilik örüntüsü ve terapötik işbirliği: Şema odaklı bilişsel davranışçı terapi uygulaması. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 1(2), 1–13. https://doi.org/10.31682/ayna.470585

Sozluk