PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

Bağlanma Kuramında Zihinsel Temsiller Kavramı

Giriş: Bağlanma Kuramında “Zihinsel Temsiller”in (İçsel Çalışma Modelleri) Yeri

Bağlanma kuramında “zihinsel temsiller” en yaygın biçimiyle içsel çalışma modelleri (internal working models; IWM) kavramıyla ele alınır ve Bowlby’nin kuramsal çerçevesinde erken bakım deneyimlerinin daha sonraki gelişim üzerindeki etkisini açıklayan temel mekanizma olarak konumlandırılır (Lyons, t.y.). Bu yaklaşımda IWM’ler; erken bakım-çocuk etkileşimlerinden öğrenilen sosyo-duygusal bilgiyi temsil eden, bireyin kendilik, öteki ve daha geniş anlamda “dünya” hakkında beklentilerini ve yorumlarını organize eden temsili yapılardır (Lyons, t.y.). Dolayısıyla IWM kavramı, bağlanmayı yalnızca gözlenebilir davranış örüntüleri düzeyinde değil, aynı zamanda bağlanma deneyimlerinin bilişsel-temsili olarak içselleştirilmesi düzeyinde açıklama girişimi olarak okunmalıdır (Levy & Johnson, 2019).

Bu temsillerin kuramsal öneminin bir boyutu da, bağlanma literatüründe IWM’lerin şema, senaryo/script, anlatı ve anlamlandırma gibi bilişsel yapılarla kavramsal akrabalık içinde ele alınmasıdır (Levy & Johnson, 2019; Lyons, t.y.). Nitekim hem gelişimsel psikopatoloji yazınında Bowlby’nin fikirlerinin modern bilişsel kuramlarla yeniden formüle edilmesi (özellikle “script/senaryo” yaklaşımı) (Levy & Johnson, 2019) hem de daha güncel bilişsel sinirbilim çalışmalarında “bağlanma şeması/attachment schema” kavramının açıkça kullanılması (Lyons, t.y.) bu temsil kavramının bilişsel bilimlerle köprü kurma kapasitesini göstermektedir.

1. Bowlby’nin Kavramsal Tanımı ve Teorik Temel: Kendilik ve Öteki Temsilleri

1.1. IWM’nin genel tanımı: “Dünya” ve “kendilik” hakkında temsil modelleri

Bowlby’nin yaklaşımı, bireyin yaşamda karşılaştığı durumları, sahip olduğu temsili modellere dayanarak yorumladığını vurgular. Dewitte ve arkadaşlarının aktardığı biçimiyle Bowlby, “dünyanın çalışma modeli”nden söz eder ve yaşamda karşılaşılan her durumun “dünya ve kendilik hakkındaki temsili modeller” aracılığıyla kurulduğunu belirtir. Bu çerçevede IWM, yalnızca ilişkilere dair bir “inançlar toplamı” değil; bağlanma bağlamındaki deneyimlerin, bireyin kendini ve başkalarını anlamlandırma biçimini yapılandıran bir temsil sistemi olarak kavramsallaştırılır, (Lyons, t.y.).

Bu kuramsal çerçeve aynı zamanda IWM’nin (i) deneyim-temelli olması (ii) bağlanma figürlerine ilişkin beklentileri düzenlemesi ve (iii) sonraki sosyal işlevsellik üzerinde kalıcı izler bırakabilmesi fikrini bir arada taşır (Lyons, t.y.). He ve arkadaşlarının sinirbilimsel sentezinde de bağlanma şemalarının, erken bağlanma ilişkilerinden edinilen sosyo-duygusal bilginin “şematize” edilmesiyle oluştuğu ve daha sonra sosyal dünyayı öngörmede işlev gördüğü vurgulanır.

1.2. Kendilik ve öteki temsilleri: özdeğer ve başkalarının ulaşılabilirliği/yanıt verebilirliği

IWM’lerin içerik boyutu, bağlanma kuramında tipik olarak kendilik temsili ve öteki temsili ayrımıyla ele alınır. Levy ve arkadaşları, IWM’yi “kendilik ve öteki hakkında zihinsel şemalar” olarak tanımlar ve bu şemaların etkileşimleri yönlendirdiğini, kişilerarası ilişkilere dair beklentiler ürettiğini ve duygusal değerlendirmeleri şekillendirdiğini belirtir. Richardson ve Boag da Bowlby’nin içselleştirme anlayışına dayanarak bu temsillerin, kendilik değeri/özdeğer ve başkalarının ulaşılabilirliği, yanıt verebilirliği ve güvenilirliğine ilişkin inançlar temelinde kurulduğunu vurgular. Benzer biçimde Levy ve Johnson, erken çocuk–bakımveren bağının kimlik oluşumu, içsel düzenleme ve kişilerarası tutumların (IWM’lerin) gelişiminde merkezi olduğunu ifade eder (Levy vd., 2015).

Bu bakış açısında kendilik ve öteki temsilleri birbirinden bağımsız değildir: He ve arkadaşlarının önerdiği “öteki-ile-ilişkide-kendilik” (other-in-relation-to-self) temsilleri fikri, bakımverenin kendiliğe ilişkin tutumlarının kendilik temsiline yerleşmesi ve bunun ileriki mentalizasyon süreçlerinde içerik bilgisi olarak kullanılabilmesi olasılığıyla uyumludur. Dewitte ve arkadaşlarının çerçevesinde de IWM’lerin çocuk büyüdükçe kendilik, ötekiler ve dünyanın giderek daha fazla deneyimle zenginleşen temsillerine dönüştüğü vurgulanır.

1.3. IWM’nin yalnızca içerik değil, bilgi işleme “kuralları” olması

Bowlby sonrası literatür, IWM’yi yalnızca “neye inanıyorum?” düzeyinde değil, “bilgiyi nasıl işlerim ve hangi bilgiye nasıl erişirim?” düzeyinde de ele almıştır. Fearon ve arkadaşlarının aktardığı kritik bir yeniden tanımlamada IWM, bağlanmayla ilgili bilgiyi organize etmeye ve bu bilgiye erişimi artırmaya ya da sınırlamaya yönelik bilinçli ve/veya bilinçdışı kurallar bütünü olarak tarif edilir (Levy & Johnson, 2019). Levy ve arkadaşlarının tanımı da IWM’lerin, kişilerarası beklenti üretmenin yanı sıra bilgiyi işleme ya da bilgiye erişimi sınırlama gibi düzenleyici işlevler gördüğünü; hatta bağlanma-ilişkili bilgiyi işlemeye dair “kurallar” içerdiğini vurgular. Richardson ve Boag’ın modelinde de temsillerin, bilgi işleme kuralları ve davranış stratejileriyle birlikte erken dönemde kurulmuş bir sistem oluşturduğu belirtilir.

Bu vurgu, IWM kavramının bilişsel şema kavramına yaklaşmasının önemli bir nedenidir: şemalar tipik olarak yalnızca içerik değil, seçici dikkat/yorumlama gibi süreçleri de yönlendiren yapılardır; bağlanma literatüründe IWM’lerin şema, script ve anlatılarla benzerliği bu nedenle özellikle belirtilir (Levy & Johnson, 2019).

2. Zihinsel Temsillerin Erken Çocuklukta İnşası ve Bilişsel Şemalarla İlişkisi

2.1. İnşa mantığı: yinelenen etkileşimlerden düzenlilik çıkarımı (script/senaryo yaklaşımı)

IWM’lerin erken çocuklukta inşasına ilişkin temel fikir, çocuğun bakım ilişkilerindeki yinelenen etkileşim örüntülerinden düzenlilikler çıkarmasıdır. Fearon ve arkadaşları, Bowlby’nin içsel çalışma modelleri fikrinin modern bebek bilişi ve olay temsili kuramlarıyla yeniden ifade edilmeye çalışıldığını; özellikle Bretherton’un, Bowlby’nin IWM görüşünün Schank ve Abelson’ın “script/senaryo” kavramıyla uyumlu olduğunu öne sürdüğünü aktarır (Levy & Johnson, 2019). Bu script yaklaşımında bebeklerin/çocukların yinelenen olay anılarından görece sabit örüntüleri genelleyerek daha soyut temsil yapıları oluşturduğu vurgulanır (Levy & Johnson, 2019). Dewitte ve arkadaşlarının çerçevesinde de çocuk büyüdükçe daha fazla deneyimin çalışma modellerine dahil olduğu ve bunların giderek daha genel ve karmaşık düzenleme mekanizmalarına dönüştüğü ifade edilir.

Bu perspektif, IWM’nin “tekil bir anı”dan çok, çok sayıda etkileşim epizodunun soyutlanmasıyla oluşan bir temsil yapısı olduğu fikrini güçlendirir (Levy & Johnson, 2019). He ve arkadaşlarının bilişsel sinirbilim sentezi de benzer biçimde, düzenli bakımveren-çocuk etkileşimleri boyunca ortaya çıkan ortak düzenliliklerin soyutlanarak “bağlanma şeması” biçimine dönüşebileceğini (bellek pekiştirme literatüründen hareketle) ileri sürer.

2.2. Temsil içeriği: “ihtiyaç–yanıt” bağı ve sosyo-duygusal bilgi

Güncel kavramsallaştırmalarda IWM/bağlanma şeması içeriği, çocuğun ihtiyaçlarının bakımveren tarafından koşullu/koşulsuz karşılanması gibi düzenlilikleri kapsayan sosyo-duygusal bilgi olarak ifade edilir. He ve arkadaşları bağlanma şemalarını, çocuğun ihtiyaçları ile bu ihtiyaçların bakımveren tarafından karşılanıp karşılanmadığını bağlayan nedensel-zamansal bilgi yapıları olarak tanımlar ve bu yapıların büyük ölçüde non-deklaratif olabileceğini belirtir. Vannucci ve arkadaşları da Bowlby’nin, içsel çalışma modellerinin erken bakım deneyimlerinden öğrenilen sosyo-duygusal bilgiyi temsil ettiğini ve bu modellerin çocuğun mevcut durumu duygusal olarak anlamlandırmasını, geleceğe ilişkin duygulanımsal sonuçları öngörmesini ve duygulanımsal davranışları organize etmesini hedefleyen bir işlev taşıdığını vurgular (Lyons, t.y.). Levy ve arkadaşlarının tanımı da IWM’lerin etkileşimleri yöneten, beklenti üreten ve duygusal değerlendirmeleri şekillendiren şemalar olarak işlev gördüğünü belirtir.

Bu çerçevede IWM, yalnızca “ilişki beklentisi” değil, aynı zamanda duygu düzenleme ve sıkıntı düzenleme ile ilişkili bir bilgi örgütlenmesi olarak düşünülür; Dewitte ve arkadaşları da çalışma modellerinin davranış, duygu ve sıkıntı düzenlemesinde giderek daha genel mekanizmalara evrildiğini ifade eder. Gazzillo ve arkadaşları da bağlanma kuramını, ilk yıllardaki duygusal olarak anlamlı yaşantılara dayalı geliştirilen bilişsel-duygulanımsal yapılar/şemalar üzerinden insanın uyumlanmasını açıklamaya çalışan bir girişim olarak konumlandırır (Vannucci vd., 2024).

2.3. IWM ve bilişsel şemalar: kavramsal yakınlık, ayrımlar ve bütünleştirme denemeleri

Bağlanma literatürü, IWM kavramını sıklıkla şema ailesi içinde tartışır. Richardson ve Boag, içsel çalışma modellerinin şema, script ve anlatı gibi kavramlarla “kavramsal benzerlik” taşıdığını açıkça belirtir. Fearon ve arkadaşlarının aktardığı script yaklaşımı da IWM’yi, yinelenen olay temsillerinden türeyen bilişsel organizasyonlar olarak ele alarak şema kavramına bağlar (Levy & Johnson, 2019). Vannucci ve arkadaşlarının çalışması ise “affektif semantik bellek” (ASM) yaklaşımıyla, bakım ilişkili erken zorlukların bağlanma şemalarının içeriğini şekillendirebileceğini; bu şemaların ebeveyn-çocuk etkileşim temsillerini içerdiğini ve bağlanma-ilişkili anlatı olaylarının hatırlanmasını etkileyebileceğini ampirik olarak sınar (Lyons, t.y.). Bu, IWM’nin “test edilemeyecek kadar muğlak” olduğu eleştirisine yanıt olarak kavramın bilişsel bilim araçlarıyla operasyonelleştirilebileceğini gösteren bir yönelim olarak sunulur (Lyons, t.y.).

Klinik şema literatürü de IWM-şema yakınlığını destekleyen bir dil kullanır: Pilkington ve arkadaşları, şema terapinin hedeflediği erken uyumsuz şemaları, kişinin kendisi ve başkalarıyla ilişkilerine dair işlevsiz zihinsel temsiller olarak tanımlar (He vd., 2025). Johnson’ın değerlendirmesi de bağlanma boyutlarıyla (özellikle bağlanma kaygısı ve kaçınması) kendini bildirim temelli erken uyumsuz şemalar arasındaki ilişkileri inceleyen meta-analitik çalışmanın, iki alan arasındaki örtüşmeyi ayrıntılı biçimde görünür kıldığını ve kuramsal/uygulamalı sonuçlar doğurduğunu vurgular. Bu iki literatür birlikte okunduğunda, IWM’ler bağlanma bağlamına özgü bir temsil sistemi olarak kavramsallaştırılırken, şema kavramı daha geniş bir bilişsel-klinik taksonomi sunar; ancak her iki yaklaşım da “erken yaşantılardan türeyen, kendilik ve öteki hakkında örgütlü bilgi yapıları” fikrinde kesişir, (He vd., 2025).

2.4. Sinirbilimsel köprü: şematize bilginin mPFC’de temsili ve mentalizasyonda kullanımı (öneri düzeyinde)

He ve arkadaşları, gelişimsel, bilişsel ve sosyal-duygulanımsal sinirbilimlerden hareketle, erken bağlanma ilişkilerinden kazanılan şematize sosyo-duygusal bilginin medial prefrontal kortekste (mPFC) temsil edilebileceğini ve mentalizasyon sırasında bu içeriğe erişilebileceğini önermektedir. Bu görüş, bakımveren-çocuk etkileşim epizodlarının duygulanımsal anlamının kodlanması ve epizodlar arası düzenliliklerin soyutlanarak şemaya dönüşmesi fikrini bellek pekiştirme perspektifiyle ilişkilendirir. Vannucci ve arkadaşlarının “affektif semantik bellek” çerçevesi de şematik bilginin bellek süreçleriyle bağlantısını bilişsel bilim araçlarıyla ele alır ve bağlanma şemalarının içeriğinin çocukların bağlanma-ilişkili olayları hatırlamasını yönlendirebileceğini gösterir (Lyons, t.y.). Bu nedenle sinirbilimsel açıklamalar, mevcut kaynaklarda daha çok entegratif bir araştırma gündemi (hipotez/çerçeve) niteliğindedir; ancak IWM’lerin bilişsel mimarisini daha test edilebilir varsayımlara dönüştürme yönünde bir süreklilik gösterir (Lyons, t.y.).

3. Temsillerin Yaşam Boyu Kararlılığı, Sürekliliği ve Yeniden Yapılandırılabilmesi

3.1. Kuramsal beklenti: kişilik yapısına eklemlenme ve görece süreklilik

Bowlby’nin kuramsal çizgisinde IWM’lerin, bireyin kişilik yapısının bileşenleri hâline gelerek görece istikrarlı olma eğilimi gösterdiği ifade edilir. Levy ve arkadaşları, Bowlby’nin (1973) içsel çalışma modellerinin kişilik yapısının bir parçası hâline geldiğini ve zaman içinde istikrarlı kalma eğilimi taşıdığını öne sürdüğünü belirtir. Richardson ve Boag da Bowlby’nin içselleştirme görüşüne dayanarak bağlanma örüntülerinin “çocuğun kendisine ait bir özellik” gibi kişilik içine entegre olabildiğini ve bu temsillerin kendilik değeri ile ötekilerin erişilebilirliğine dair inançlar temelinde kurulduğunu aktarır. Vannucci ve arkadaşları ayrıca, bağlanma kuramının uzun süredir “istikrar ve değişim” süreçlerini birlikte vurguladığını ve bağlanma güvenliği ile güvenli şema temsillerinin (ortalama düzeyde) bebeklikten ergenliğe orta düzeyde istikrarlı bulunduğunu belirten araştırma çizgisine atıf yapar (Lyons, t.y.).

Bu istikrar fikri, “prototip hipotezi” ile de uyumlu biçimde ele alınır: Vannucci ve arkadaşlarının aktardığı biçimiyle prototip hipotezi (Fraley), erken bakım deneyimlerine ilişkin non-deklaratif temsillerin görece “yerinde kaldığını” ve sonraki ilişkiler için örnek teşkil ederek yaşam boyu sürekliliğe katkı verebileceğini öne sürer (Lyons, t.y.). Richardson ve Boag’ın prototip modele (Fraley ve ark.) atfı da benzer biçimde, erken dönemde kurulan temsillerin sürekliliği açıklayan “kalıcı/temel” bir yön taşıdığını vurgular.

3.2. Ampirik nüans: süreklilik bulguları var; ancak istikrar varsayımı tartışmalıdır

Mevcut kaynaklar, süreklilik bulgularının bulunduğunu, ancak “yüksek ve değişmez istikrar” varsayımının tartışmalı olduğunu göstermektedir. Lopez ve Brennan, Waters ve çalışma arkadaşlarının bebeklikten yetişkinliğe bağlanma sınıflamalarında “güvenli–güvensiz” düzeyinde %70 süreklilik ve üç kategori düzeyinde %64 süreklilik bulduğunu bildirir (Johnson, 2023). Bununla birlikte Pinheiro ve arkadaşlarının sistematik derlemesi, erken bağlanma örüntülerinin yaşam boyu sabit kaldığı varsayımının giderek daha fazla sorgulandığını; Bowlby’nin hem istikrar hem değişim olasılığını kabul etmesine rağmen erken literatürde istikrara aşırı vurgu yapılmış olabileceğini ve boylamsal bulguların karışık olduğunu belirtir (Dewitte vd., 2018). Aynı derleme, bazı meta-analitik bulguların zamanla etki büyüklüklerinde düşüşe işaret ettiğini ve erken çalışmaların istikrarı abartmış olabileceği ihtimalini tartışır (Dewitte vd., 2018). Bu tablo, IWM’lerin “tamamen akışkan” ya da “tamamen sabit” görülmesinden ziyade, koşullara ve yaşam olaylarına duyarlı bir dinamik süreklilik çerçevesinin daha temkinli olduğunu düşündürür (Dewitte vd., 2018; Lyons, t.y.).

3.3. Değişim ve yeniden yapılanma: “güncelleme”, “revizyon” ve yeni ilişki deneyimleri

IWM’lerin yeniden yapılandırılabilirliği, bağlanma kuramının daha sonraki yorumlarında özellikle “mevcut deneyimlerin prototipi zorlaması” üzerinden ele alınır. Lopez ve Brennan, bağlanma kuramının, özellikle çalışma modelini “doğrulamayan, aşan ya da bütünlüğünü aşındıran” güçlü çevresel olayların, çalışma modelinde daha fazla ya da daha az güvenliğe doğru anlamlı revizyonlar doğurabileceğini kabul ettiğini belirtir (Johnson, 2023). Vannucci ve arkadaşlarının bulguları da bu görüşle uyumludur: yazarlar, affektif semantik bellek/şema temsillerinin sonraki olumlu deneyimlere yanıtla evrilebileceği varsayımını test eder ve sonuçlarının, bu tür temsillerin daha sonraki deneyimlerle değiştirilebilir olabileceği hipoteziyle tutarlı olduğunu ifade eder (Lyons, t.y.). Pinheiro ve arkadaşları da bağlanmayı devam eden ilişkisel deneyimler ve yaşam olayları tarafından şekillenen “dinamik ve değişebilir” bir yapı olarak ele alma yönünde bir eğilimi vurgular (Dewitte vd., 2018).

Bu yaklaşımda değişim, IWM’nin bütünüyle “silinmesi”nden çok, temsillerin içerik ve erişim kurallarının yeniden düzenlenmesi—başka bir deyişle bilişsel-temsili sistemin yeniden ağırlıklandırılması—olarak düşünülmektedir (Levy & Johnson, 2019) (Johnson, 2023). Nitekim Fearon ve arkadaşlarının IWM’yi bağlanma-ilişkili bilgiyi organize etme ve bu bilgiye erişimi sınırlama/artırma kuralları olarak tanımlaması, değişimin aynı zamanda “bilgiye erişim/örgütleme kuralları” düzeyinde yaşanabileceğini ima eder (Levy & Johnson, 2019). Levy ve arkadaşlarının IWM tanımındaki bilgi işleme ve bilgiye erişimi sınırlama işlevleri de, süreklilik kadar değişimi de açıklayabilecek bir işlemleme çerçevesine işaret eder.

3.4. Psikoterapi bağlamı (mekanizma düzeyinde): temsillerin revizyonu hedefi

Kullanılan kaynaklar, psikoterapinin IWM’lerde değişimle ilişkisini özellikle “temsillerin revizyonu” hedefi üzerinden ele alır (bu noktada amaç, ebeveynlik önerisi değil, temsili mekanizmanın nasıl değişebileceğine ilişkin kuramsal sonuçları belirtmektir). Levy ve Johnson, Bowlby’nin psikoterapide terapistin geçici bir bağlanma figürü sağlayarak danışana kendini ve ilişkilerini keşfetmek için “güvenli bir temel” sunabileceğini düşündüğünü ve psikoterapinin hedeflerinden birinin içsel çalışma modellerini revize etmek olduğunu belirtir (Levy vd., 2015). Lyons da bağlanma temsillerinin psikoterapide merkezi bir öğe olarak ele alınabildiğini; terapinin alternatif temsiller sağlama, işlevsiz temsillerle rekabet eden “düzeltici” bir bağlanma bağı kurma, temsilleri bilişsel ve duygusal olarak yeniden değerlendirme ve temsili anlatıların yeniden inşası gibi yollarla temsilleri değiştirmeyi hedefleyebileceğini aktarır. Blatt ve Maroudas’ın karşılaştırmalı kuramsal incelemesi de (Bowlby dâhil) erken bakım ilişkilerinin adaptif ya da maladaptif içsel çalışma modelleri/temsiller oluşturabileceğini ve terapötik ilişkinin bu maladaptif temsillerin revizyonuna katkı sunabileceğini vurgular. Gazzillo ve arkadaşlarının bütünleştirme çabası da, gelişimsel olarak edinilen ilişkisel bilginin/şemaların değiştirilmesinin iyileşmeye giden yolda gerekli görülebileceğini belirtir (Vannucci vd., 2024).

Bu klinik tartışmalar, IWM’lerin değişebilirliğini “salt bilişsel yeniden çerçeveleme”ye indirgemez; temsillerin, ilişki bağlamında edinilen ve ilişki bağlamında yeniden örgütlenebilen bilişsel-duygulanımsal yapılar olduğu fikrini güçlendirir (Levy vd., 2015). Ayrıca Johnson’ın bağlanma ile şema literatürleri arasındaki köprüye dair yorumu, temsili yapıların hem gelişimsel kökenlerini hem de klinik düzeyde ele alınışlarını ortak bir dilde tartışma eğilimine işaret eder.

Sonuç

Bu metin, bağlanma kuramında “zihinsel temsiller”i IWM kavramı üzerinden, üç eksende sentezlemiştir. (i) Bowlby’nin kavramsallaştırmasında IWM’ler, bireyin dünyayı, kendiliği ve ötekileri temsili modeller aracılığıyla anlamlandırdığını varsayan bir teorik temele dayanır; kendilik değeri ve ötekilerin erişilebilirliğine/yanıt verebilirliğine ilişkin inançlar bu temsillerin çekirdeğini oluşturur,,. (ii) Erken çocuklukta bu temsiller, yinelenen bakım etkileşimlerinden düzenlilik çıkarımıyla (script/senaryo) ve ihtiyaç–yanıt ilişkilerini şematize eden sosyo-duygusal bilgi örgütlenmeleri olarak inşa edilir; şema, script ve anlatı kavramları IWM’nin bilişsel bilimlerle bağını güçlendirir (Levy & Johnson, 2019; Lyons, t.y.). (iii) Yaşam boyu süreklilik belirli düzeyde desteklenmekle birlikte, istikrarın derecesi tartışmalı olup IWM’ler güçlü/uyumsuzlayıcı yaşantılar ve ilişkisel bağlamlar yoluyla revize edilebilir; psikoterapi literatürü bu revizyonu açık bir hedef olarak tartışır (Dewitte vd., 2018; Johnson, 2023; Levy vd., 2015). Bu bütüncül çerçevede IWM, bağlanmanın “stil sınıflaması”ndan ziyade, erken ilişkisel deneyimlerin bilişsel-temsili olarak nasıl içselleştirildiğini, nasıl sürdürüldüğünü ve hangi koşullarda yeniden yapılandırılabileceğini açıklayan merkezî bir mekanizma olarak görünürlük kazanır (Levy & Johnson, 2019; Lyons, t.y.).

Kaynakça

Dewitte, L., Granqvist, P., & Dezutter, J. (2018). Meaning through attachment: An integrative framework. Psychological Reports, 122(6), 2242–2265. https://doi.org/10.1177/0033294118799739

He, Z., Vannucci, A., Meyer, M. L., & Tottenham, N. (2025). Potential for the medial prefrontal cortex to link mentalizing and attachment schemas. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 20(1). https://doi.org/10.1093/scan/nsaf074

Johnson, B. N. (2023). Maladaptive schemas and attachment styles are two parts of the same iceberg: A commentary on Karantzas et al. (2022). Clinical Psychology Science and Practice, 30(1), 24–25. https://doi.org/10.1037/cps0000126

Levy, K. N., & Johnson, B. N. (2019). Attachment and psychotherapy: Implications from empirical research. Canadian Psychology/Psychologie Canadienne, 60(3), 178–193. https://doi.org/10.1037/cap0000162

Levy, K. N., Johnson, B. N., Clouthier, T. L., Scala, J. W., & Temes, C. M. (2015). An attachment theoretical framework for personality disorders. Canadian Psychology/Psychologie Canadienne, 56(2), 197–207. https://doi.org/10.1037/cap0000025

Lyons, L. (t.y.). Clinical applications of attachment theory: Empirical and theoretical perspectives. 221–256. https://doi.org/10.1037/10219-006

Vannucci, A., Fields, A., Bloom, P. A., Camacho, N. L., Choy, T., Durazi, A., Hadis, S., Harmon, C., Heleniak, C., VanTieghem, M., Dozier, M., Milham, M. P., Ghetti, S., & Tottenham, N. (2024). Probing the content of affective semantic memory following caregiving-related early adversity. Developmental Science, 27(6). https://doi.org/10.1111/desc.13518

Baglanma