1. Kavramsal Tanım: İçsel Çalışma Modeli Nedir?
John Bowlby tarafından geliştirilen bağlanma kuramı, bebeklik döneminde bakım veren kişiyle kurulan duygusal bağın, bireyin yaşam boyu süren ilişki örüntülerini şekillendirdiğini öne sürmektedir (Bretherton, 1992). Bu kuramın merkezinde yer alan "içsel çalışma modelleri" (internal working models) kavramı, bireyin kendisi ve başkaları hakkında geliştirdiği zihinsel temsilleri ifade etmektedir. Bowlby, etoloji, sibernetik, bilgi işleme teorisi, gelişim psikolojisi ve psikanalitik düşünceden yararlanarak bu kuramın temel ilkelerini formüle etmiştir (Bretherton, 1992).
İçsel çalışma modelleri, çocuk ile bakım veren kişi arasındaki tekrarlayan etkileşimler sonucunda oluşan bilişsel şemalardır (Set & Çelik, 2023). Bowlby'ye göre bebekler, kendilerine bakım veren kişiye yönelik zihinsel kodlamalar yaparlar ve bu kodlamalara "İçsel Çalışma Modeli" adını vermiştir (Set & Çelik, 2023). Bu modeller, bebeğin bakım veren kişiyle güvenilir ve destekleyici bir ilişki kurması ya da kuramaması sonucunda şekillenen bilişsel yapılardır (Set & Çelik, 2023). Yenidoğan, annesiyle kurduğu ilişki üzerinden diğer kişilere karşı bir temsil oluşturur ve bu temsile içsel çalışma modeli denir (Görgü, 2018).
Bowlby'nin bağlanma kuramına göre, çocuk ve bağlandığı kişi arasındaki tekrarlayan deneyimler çocuğun zihninde bir model oluşturur; bir başka ifadeyle, çocuk ve birincil bakıcısı arasındaki ilişkide çocuğun ihtiyaçlarına yanıt verilirken kullanılan dışsal sinyallerin sürekli tekrarlanması içsel çalışan modelleri meydana getirir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019). Bu modeller, kişinin kendisi ve diğerleri hakkındaki içsel temsilini oluşturarak zihinsel bir "kendilik" ve "diğerleri" modeli meydana getirir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019).
Bretherton (1992), bağlanma kuramının kökenlerine dair yazdığı önemli makalesinde, içsel çalışma modellerinin gelişiminin, gerçekliğin sosyal yapısıyla ilgilenen söylemsel ve anlatımsal yaklaşımlarla bağlantılı çalışmalar yapılmasına bağlı olduğunu vurgulamıştır (Yıldırım, 2021). Bretherton'ın bu çalışması, Bowlby ve Ainsworth'un ayrı ayrı ve ortak katkılarını özetlemenin yanı sıra, kuramın ilerlemekte olduğu yeni cepheleri de ele almaktadır (Bretherton, 1992).
2. Zihinsel Temsiller ve Şemalaşma: Erken Dönem İlişkilerin Bilişsel ve Duygusal Kodlanması
Erken dönem bakımveren ilişkilerinin bilişsel ve duygusal temsiller olarak nasıl kodlandığı, bağlanma kuramının en temel meselelerinden birini oluşturmaktadır. Bakım verenle tekrarlanan günlük yaşantılar, bağlanma figürünün içsel temsillerini oluşturmaktadır; bakım verenin çocuğa verdiği tepkiler ve çocuğun yakınlık isteğine yaklaşımı bilişsel temsiller olarak kodlanmaktadır (Pak, 2019). Bağlanma kuramında bu bilişsel temsiller "içsel çalışan modeller" olarak adlandırılmıştır (Pak, 2019).
Bowlby (1982) tarafından geliştirilen bu kurama göre, bebek gelişim sergiledikçe bağlanma tecrübelerine bağlı olarak "bilişsel haritalar" geliştirmektedir. Bu bilişsel haritalar aynı zamanda öznel tecrübelere dayanan, duygu ve deneyimlerden ortaya çıkan içsel çalışan modellerdir. Tekrarlayan güvenli deneyimlerin neticesinde çocuk, kendi oluşuna dair kabulü ve birikimleri ile birlikte bağlandığı kişilerle bağlanma biçimlerini ve bağlanma tecrübelerini de kapsayan bir içsel çalışan model geliştirir (Yıldırım, 2021).
Bowlby (1969), güvenli bağlanma davranışını duyarlı ve çocuğun ihtiyaçlarına hassas bakıcı ile, güvensiz bağlanma davranışını ise tutarsız, ilgisiz ve müdahaleci ebeveyn tutumları ile bağdaştırmıştır (Özekin-Üncüer, 2014). Eğer bakım verenin davranışları açıklayıcı, beklentileri karşılayan ve rehber durumundaysa çocukta içsel çalışma modeli güvenli olarak gelişecektir; eğer bakım verenin davranışları dikkatsiz, müdahaleci, sorumsuz ve reddedici ise yenidoğanın içsel çalışma modeli güvensiz olarak gelişecektir (Görgü, 2018).
Güvenli bağlanma tarzı geliştirmiş bireylerin, kendileri ile ilgili içsel modellerinde "sevilen ve yeterli" olduklarına inandıkları, diğerlerine terk edilme korkusu olmadan bağlanıp yakın ilişkiler kurabildikleri ve olumsuz duygulanıma karşı toleranslarının geliştiği ileri sürülmüştür (Özekin-Üncüer, 2014). Kişideki bağlanma örüntüsü gibi içsel işleyen modeller, kişinin kendisi ve diğerleri olan ilişkilerindeki temsillerin genellenmesine neden olmaktadır; ayrıca bu içsel işleyen modeller yoluyla kişide oluşan bağlanma figürleri, diğer bireylerle ilişkinin niteliğinin güçlü bir yordayıcısıdır (Çam & Şahin, 2018).
Şema kavramı ile içsel çalışma modelleri arasındaki parallellik de dikkat çekicidir. Kişinin erken yaşlardaki deneyimleri sonucu kendisi ve dünya hakkındaki temel inançlarını etkileyen bilişsel şemalar, bağlanma kuramındaki zihinsel modeller gibi işlev görmektedir (Çam & Şahin, 2018). Piaget'e göre şema, "algı, düşünce ve/veya fiillerin bir araya gelmekle oluşturduğu zihinsel temsiller"dir (Karlık & Kula, 2022). Bu bağlamda, erken dönem uyumsuz şemalar olarak adlandırılan işlevsiz karakter özellikleri, çocuğun erken bebeklik dönemindeki deneyimleri ile mizacı arasındaki etkileşimden kaynağını almaktadır (Taştan, 2019).
3. Erken Deneyimlerin Kalıcılığı: Bağlanma Örüntülerinin Dirençli Zihinsel Filtrelere Dönüşmesi
Çocukluk döneminde oluşan bağlanma örüntülerinin zaman içinde dirençli zihinsel filtrelere dönüşmesi, bağlanma kuramının en önemli varsayımlarından birini oluşturmaktadır. İçsel çalışma modelleri zaman içerisinde oluşarak bireyin dünyayı ve kendisini anlayış biçimini düzenler ve böylece bireyin davranışlarına yön verir; ilk yaşantılarla kazanılan bu modeller, çocukların gelecekte kuracakları ilişkilerde, beklentilerinde ve algılama şekillerinde önemli rol oynar (Antakyalı, 2019).
Bağlanma örüntüleri, içsel çalışan modeller aracılığıyla yaşamın ilerleyen yıllarına çok fazla değişime uğramadan aktarılır (Sofuoğlu & Karabulut, 2019). Erken çocuklukta bağlanma figürüne yönelik geliştirilen içsel çalışan modellerin bağlanma tarzını tayin ettiği ve bunun süreklilik gösterdiği, ileriki yaşlarda da ergenin akranına, yetişkinin ise eşine benzer bağlanma tarzı geliştirdiği görülmektedir (Demirkan, 2020). Bowlby, çocuğun bağlanma figürü hakkındaki zihinsel modellerinin, edindiği gerçek tecrübelerin doğru bir biçimde yansımaları olduğunu savunmaktadır (Antakyalı, 2019).
Bu kalıcılığın mekanizması, bilişsel şemaların kendini doğrulayan bir döngü oluşturmasıyla açıklanabilir. Erken dönemde ebeveyn ile meydana gelen ilişki sonucunda çocukta gelişen kendine ve başkalarına karşı içsel zihinsel temsiller, ileriki yaşamda diğerleriyle olan ilişkilerde, beklenti, duygu, düşünce ve davranışlarda yaşam boyu belirleyici rol oynamaktadır (Karaca & Hacıkeleşoğlu, 2020). Çocukluk çağı travmalarının, erken dönem bağlanma örüntüsüne zarar vererek çocuğun kendisine ve diğerlerine dair olumsuz zihinsel temsiller geliştirmesine neden olduğu ve bunun neticesinde yetişkinlik döneminde bu olumsuz temsillerin başkalarına da yansıtıldığı söylenebilir (Kıraç, 2022).
Korunma ihtiyacı olan çocuklarla yapılan araştırmalar da bu kalıcılığı desteklemektedir. Erken çocukluk döneminin bağlanma açısından kritik bir dönem olması nedeniyle, bu dönemde güvensiz bağlanma ilişkisi deneyimi, bağlanmanın kesintiye uğraması veya başarısızlığa uğraması gibi sorunlar, içsel çalışma modelleri adı verilen zihinsel mekanizmalar aracılığıyla kişiyi sonraki gelişim dönemlerinde de olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir (Pak, 2019).
Bağlanma kuramcılarına göre, insan erken gelişim evrelerinde ilişki içinde olduğu anne ya da birincil bakıcısını içselleştirmekten öte, ilişkinin kendisini ve ona eşlik eden duygulanımı iç dünyasına mal ederek yaşar; bebeklikte şekillenmeye başlayan nesne ilişkileri tasarımları, yetişkin yaşamda da ilişkilerin biçim ve kalitesini etkiler (Görgü, 2018).
4. İlişki Beklentileri ve Yetişkinliğe Yansıması: Kendilik ve Öteki Modelleri
4.1. Kendilik Modeli ve Öteki Modeli
Bowlby'ye göre çocuklar, erken gelişim döneminde bağlanma figürüyle kurdukları etkileşim sonucunda, sevilmeye değer biri olup olmadıklarına ilişkin bir "benlik modeli" geliştirirlerken, bağlanma figürünün ulaşılabilirliği ve duyarlılığına dayanarak bir "başkaları modeli" oluştururlar (Pak, 2019). Bowlby'ye göre bağlanma figürü modeli ile benlik modeli birbirini tamamlayıcı ve karşılıklı olarak birbirini doğrulayıcı biçimde gelişir (Görgü, 2018).
Kişi, kendisinin sevilmeye değer olup olmadığına ilişkin ve başkalarının güvenilmeye değer olup olmadığına yönelik inançlarını erken yaşta gelişen zihinsel modeller ile şekillendirir (Çam & Şahin, 2018). Bartholomew ve Horowitz'in yetişkin bağlanma biçimleri üzerine yaptığı çalışmada, güvenli bağlananların kendine yönelik olumlu benlik algısı ve diğerine yönelik olumlu tutumlar ve zihinsel temsiller geliştirdikleri; güvensiz bağlananların ise kendine yönelik olumsuz benlik algısı ya da diğerine yönelik olumsuz tutum ve zihinsel temsiller geliştirdikleri tespit edilmiştir (Demirkan, 2020).
4.2. Romantik ve Sosyal İlişkilere Yansıma
Çocuğun bağlanma figürü ile olan ilişkileri sonucu içselleştirdiği deneyimleri, sonraki dönemlerde aile ortamı dışında geliştireceği yakın ilişkiler için bir prototip oluşturur (Çam & Şahin, 2018). İnsan yaşamının erken dönemlerinde gelişen bağlanma stilleri ve zihinsel temsiller, durağan kabul edildiğinden bireyin romantik ilişkilerinde etkilidir; dolayısıyla birçok bağlanma kuramcısı bu varsayıma dayanarak yetişkinlikteki bağlanmayı inceleyen çalışmalar yapmışlardır (Çam & Şahin, 2018).
Bağlanma ilişkisi örüntüsü, yetişkinlikteki sosyal, duygusal ve bilişsel işlevler üzerinde önemli bir etkiye sahiptir (Çam & Şahin, 2018). Bağlanma literatüründeki araştırmalar, doğumdan sonraki erken yıllarda kişi kendisine bakım veren kişilerden değerli olduğu ve sevildiği duygusunu hissediyorsa ve bu duygu temelinde zihinsel beklentilerini ve şemalarını yapılandırmışsa, ileriki yıllarda daha yetkin, özgüvenli ve mutlu olduklarını göstermektedir (Görgü, 2018).
Güvensiz bağlanma örüntülerinin yetişkinlik ilişkilerine yansıması da belgelenmiştir. Kaygılı-kaçınan bağlanma tarzı ile bağlantılı "sevilmeyen/değersiz biriyim" inancı, diğerlerinin ihtiyaç anında yanında olma ve yardım etme olasılıklarını görmesini engellemekte ve duygularını baskılamasına neden olmaktadır (Özekin-Üncüer, 2014). Bağlanma güvensizlikleri, diğer erken dönem etkileriyle birlikte, temel şemaların gelişimine katkıda bulunabilmekte ve bu da çeşitli psikolojik belirtilere yol açabilmektedir (Özekin-Üncüer, 2014).
Erken dönem olumsuz deneyimlerin yetişkinlik ilişkilerine yansıması konusunda, narsistik özellikler taşıyan bireylerin erken çocuklukta ebeveynleri ile yaşadıkları negatif deneyimlerinden dolayı sonraki ilişkilerinde de düşmanlık ve şüphecilikle dolu olmalarının doğrudan iş yaşamlarına yansımakta olduğu öne sürülmektedir (Taştan, 2019).
4.3. Kuşaklararası Aktarım
İçsel çalışma modellerinin kuşaklararası aktarımı da bağlanma kuramının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Mary Main'in Berkeley çalışması ve bağlanma kuramı ve araştırmasının gelişim noktalarına ilişkin yayınlar sayesinde, bağlanma örüntülerinin kuşaklararası aktarımı da dahil olmak üzere bağlanmanın psikolojik, içsel ve temsilsel yönlerini ampirik olarak keşfetmeye başlanmıştır (Bretherton, 1992). Travmatik deneyimler bir nesilden diğerine aktarılarak birçok nesil üzerinde etkili olabilmektedir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019).
5. Değişim ve Dönüşüm: İçsel Çalışma Modellerinin Güncellenebilme Kapasitesi
5.1. Modellerin Katılığı ve Esnekliği
İçsel çalışma modellerinin katılığına rağmen, bu modellerin tamamen değişmez olmadığı kabul edilmektedir. Kişiye özgü ve kişinin hem kendilik hem de öteki tasarımını içine alan bu modeller, yaşamın ilk dönemlerinde gelişmeye başlayarak sonrasında da daimi olarak gelişmeye ve değişmeye devam eder (Yıldırım, 2021). Şemalar değişime müsait dinamik bir yapı barındırmaktadır; fakat geçmişten bugüne inşa edilen mevcut temel inançların tutum ve davranışlar üzerinde kayda değer bir etki gücü barındırdığı görülmektedir.
5.2. Terapötik Süreçlerle Dönüşüm
Terapötik müdahaleler, güvensiz içsel modellerin yeniden örgütlenmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır. Terapinin nihai amacı, güvensiz içsel modellerin kazanılmış güvenli içsel modeller şeklinde yeniden örgütlenmesiyle tutarlı, sürekli ve bütünleşmiş bir kendilik hissinin oluşabilmesidir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019). Terapide aktarım, içsel çalışan modellerin dışa vurumudur; terapist tarafından fark edilen bu dışavurum, terapiye gelen kişinin durumla yüzleştirilmesi ve tüm sürecin yorumlanmasıyla çalışılır (Sofuoğlu & Karabulut, 2019).
Bağlanma odaklı terapötik müdahalelerin iyileşmede yararlı olduğu katılımcı ifadeleriyle saptanmıştır (Sofuoğlu & Karabulut, 2019). Terapistler, danışanlar arasında ve danışanlar ile terapistler arasında güvenli bir bağlanma bağı geliştirmeye çalışırlar; bu güvenli bağlanma, kişinin zihnini ve başkalarının zihnini keşfedebileceği bir ilişki bağlamı sağlar (Faraji, 2021).
5.3. Yeni Güvenli İlişkilerin Rolü
Güvenli bağlanma deneyimleri sunan yeni ilişkiler de içsel çalışma modellerinin güncellenmesine katkıda bulunabilir. Anne ile bebek arasındaki ilişki olumlu bir şekilde sonuçlanırsa, koruma ve güvenlik sembolü olan anne ile bebek arasında güvenli bir bağlanma meydana gelmekte ve bu ilk bağlanmanın yetişkinlik dönemi ilişkilerine kadar uzanan bir alanı etkisi altına almaktadır (Karaca & Hacıkeleşoğlu, 2020). Ancak bu durum, yeni ilişkilerin de benzer şekilde düzeltici deneyimler sunabileceğini ima etmektedir.
Kurumsal bakım ortamlarında yapılan araştırmalar, bakım veren kişi başına düşen çocuk sayısının azaltılması, bakım verenin mesleki deneyiminin artırılması ve ev tipi bakım hizmetlerinin sunulmasının, çocukların güvenli bağlanma işlevlerinden yararlanmasını kolaylaştırdığını göstermektedir (Pak, 2019). Bu bulgular, çevresel koşulların iyileştirilmesiyle içsel çalışma modellerinin olumlu yönde şekillendirilebileceğine işaret etmektedir.
5.4. Bilişsel ve Şema Odaklı Yaklaşımlar
Bilişsel terapilerin anahtar kavramlarından olan erken dönem uyumsuz şemalar, çocuğa bakım veren kişi ile çocuk arasında kurulan karşılıklı ve önemli ilişkileri ifade etmektedir (Çam & Şahin, 2018). Bağlanma güvensizliklerinin ve erken deneyimlerin dikkate alınmasının, ilgili inançların ve belirtilerin gelişimi ve sürdürülmesinin daha geniş bir şekilde anlaşılmasına yol açabileceği ve tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceği öne sürülmektedir (Özekin-Üncüer, 2014).
Sonuç
John Bowlby'nin içsel çalışma modelleri kavramı, bağlanma kuramının en merkezi ve en etkili yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. Bu modeller, erken dönem bakımveren-bebek etkileşimlerinin bilişsel ve duygusal temsiller olarak kodlanmasıyla oluşmakta (Pak, 2019; Set & Çelik, 2023); kendilik ve öteki hakkında kalıcı zihinsel şablonlar sunmakta (Görgü, 2018); yetişkinlikteki romantik ve sosyal ilişkileri şekillendirmekte (Çam & Şahin, 2018); ve kuşaklararası aktarıma konu olmaktadır (Bretherton, 1992). Bununla birlikte, bu modellerin tamamen değişmez olmadığı, terapötik süreçler ve yeni güvenli ilişkiler aracılığıyla güncellenebileceği de kabul edilmektedir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019; Yıldırım, 2021). Bretherton'ın (1992) vurguladığı gibi, bağlanma kuramı Bowlby ve Ainsworth'un ortak çalışmasının ürünüdür ve kuramın temsil boyutunun araştırılması, alanın en önemli gelişim cephelerinden birini oluşturmaya devam etmektedir (Bretherton, 1992).
Kaynakça
Antakyalı, B. (2019). Bir adanmışlığın anlatısı: Bıyık söylencesi. Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, 11(22), 1–23. https://doi.org/10.26517/ytea.395
Bretherton, I. (1992). The origins of attachment theory: John Bowlby and Mary Ainsworth. Developmental Psychology, 28(5), 759–775. https://doi.org/10.1037/0012-1649.28.5.759
Çam, Z., & Şahin, G. (2018). Üniversite öğrencilerinde bağlanma stillerinin ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları yordama gücünün incelenmesi. Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(6), 787–797. https://doi.org/10.18506/anemon.403559
Demirkan, F. S. (2020). Yetişkin kronik hastalarda Allah’a bağlanma, duygu durumu ve yaşam memnuniyeti ilişkisi. Kilis 7 December University Journal of Theology, 7(1), 449–482. https://doi.org/10.46353/k7auifd.712455
Faraji, H. (2021). Borderline kişilik bozukluğunun ergenlik döneminde belirlenmesine dair bir değerlendirme. Opus Toplum Araştırmaları Dergisi. https://doi.org/10.26466/opus.898571
Görgü, E. (2018). Okula devam eden 5-6 yaş grubu çocukların annelerinin bağlanma biçimleri, kişilik özellikleri ve çocukların bağlanma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. https://doi.org/10.17240/aibuefd.2018..-364644
Karaca, F., & Hacıkeleşoğlu, H. (2020). Allah tahayyülleri ölçeği. İlahiyat Tetkikleri Dergisi. https://doi.org/10.29288/ilted.771686
Karlık, Z., & Kula, N. (2022). Manevi danışmanlık ve rehberlikte krize müdahale yaklaşımları. Türk Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Dergisi, (5), 99–128. https://doi.org/10.56432/tmdrd.1094333
Kıraç, F. (2022). Çocukluk çağı travmaları, Tanrı imajı ve öz şefkat. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi. https://doi.org/10.18505/cuid.1145126
Özekin-Üncüer, F. (2014). Yetişkin bağlanma biçimleri ile obsesif-kompulsif bozukluk arasındaki ilişkinin incelenmesi: Psikoterapi uygulamasına bir örnek. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 1(1), 26–40. https://doi.org/10.31682/ayna.470568
Pak, Y. G. M. (2019). Korunma ihtiyacı olan çocukların erken gelişim döneminde bakım elemanlarıyla kurdukları bağlanma ilişkisi. Turkish Studies - Social Sciences, 14(3), 567–587. https://doi.org/10.29228/turkishstudies.22622
Set, Z., & Çelik, C. E. (2023). Genç yetişkinlerde bağlanma stillerinin karanlık dörtlü, benlik saygısı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi / Investigation of the relationship between attachment styles in young adults and the dark four, self-respect and childhood trauma. Disiplinlerarası Eğitim Araştırmaları Dergisi, 7(15), 174–181. https://doi.org/10.57135/jier.1287729
Sofuoğlu, Ş., & Karabulut, İ. G. P. (2019). Attachment-focused therapeutic intervention to developmental trauma in school environment. Journal of Qualitative Research in Education, 7(2), 1–33. https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.7c.2s.7m
Taştan, S. B. (2019). Liderlikte işlev dışı davranış örüntüleri ve patolojik narsisizm: Psikanalitik kuram temelli bir değerlendirme. Imj, 49–91. https://doi.org/10.26650/imj.2019.87.0003
Yıldırım, H. K. Y. (2021). Evli çiftlerde bağlanma stillerinin ve ontolojik iyi oluşun cinsel doyum üzerine etkisi. Opus Toplum Araştırmaları Dergisi. https://doi.org/10.26466/opus.851659
