PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

Bağlanma Kuramının Zayıf Yönleri

Giriş

Bağlanma kuramı, John Bowlby tarafından geliştirilen ve Mary Ainsworth tarafından genişletilen, erken dönem bakım veren-bebek ilişkisinin bireyin yaşam boyu sosyal ve duygusal işlevselliğini şekillendirdiğini öne süren etkili bir psikolojik çerçevedir (Nandal & Dutt, 2024; Strand, 2020). Kuram, psikoloji alanında en çok araştırılan yaklaşımlardan biri olmaya devam etmekte ve son beş yılda önceki yirmi beş yılın toplamından daha fazla makale yayımlanmaktadır (Sosteric & Ratkovic, 2022). Bununla birlikte, kuramın çeşitli yönlerden ciddi eleştirilere maruz kaldığı ve önemli sınırlılıklar barındırdığı giderek daha fazla kabul görmektedir (Carr & Batlle, 2015; Mehdiabadi, 2023; Sosteric & Ratkovic, 2022). Bu makale, bağlanma kuramının zayıf yönlerini kültürel önyargı, metodolojik sorunlar, indirgemeci yapısı, cinsiyet yanlılığı, belirlenimcilik ve pozitif psikoloji perspektifinden eleştiriler olmak üzere kapsamlı bir şekilde ele almaktadır.

Kültürel Önyargı ve Etnosantrizm

Bağlanma kuramına yöneltilen en temel ve yaygın eleştirilerden biri, kuramın Batı merkezli bir perspektifle geliştirilmiş olması ve farklı kültürel bağlamlarda geçerliliğinin sorgulanmasıdır. Eleştirmenler, kuramın Batılı olmayan çocuk yetiştirme pratikleri ve değerleriyle uyumsuz olduğunu ileri sürmektedir (Strand, 2020). Etkili kültürel psikologlar ve antropologlar, bağlanma kuramının Batılı olmayan toplumlardaki çocuk bakım uygulamalarıyla bağdaşmadığını ve bu uygulamaların bağlanma kuramı literatüründe sistematik olarak göz ardı edildiğini savunmaktadır (Strand, 2020). Bu eleştiriye göre, normatif ebeveynliğin dünya genelinde bebek sıkıntı sinyallerine duyarlı-tepkisel bir yanıt vermeyi içerdiği varsayımı, kültürel çeşitliliği yeterince dikkate almamaktadır (Strand, 2020).

Miller (2002), psikolojik araştırmalarda kültürün yeterince incelikli kavranmadığını, anlamlara sınırlı ilgi gösterildiğini ve bağlamsal çeşitliliğin küçümsendiğini vurgulamıştır. Özellikle bağlanma kuramı bağlamında, ebeveynlik davranışları ile çocuk sonuçları arasında kuramın öngörülerinden farklı ilişkiler ortaya koyan kültürlerarası bulgular, mevcut bağlanma anlayışının kültürel olarak sınırlı olduğunu ve alternatif kültürel temelli bağlanma süreçlerinin var olduğunu göstermektedir (Miller, 2002). Örneğin, Japon kültüründe öz-eleştirel bir tutumun vurgulanması ve hansei (öz-yansıtma) ile öz-disiplini teşvik eden kültürel pratikler, Batılı psikolojik yapılarla tam olarak karşılanamayan farklı gelişimsel süreçlere işaret etmektedir (Miller, 2002).

Mehdiabadi (2023) de bağlanma kuramının Batı merkezli doğasına ilişkin eleştirilerin önemine dikkat çekerek, kuramın farklı kültürel bağlamlarda insan uyum kapasitesini ve dayanıklılığını yeterince değerlendiremediğini belirtmiştir. Quinn’in çalışmaları da bağlanma kuramının Amerikan orta sınıf ebeveynlik kalıplarına dayanan etnosentrik varsayımlarını eleştirmiştir (Mathews vd., 2019). Sosteric ve Ratkovic (2022) ise bağlanma kuramının sınırlılıklarının, özellikle ana akım psikolojinin Avrupa merkezli ve etnosentrik çerçevelerinin dışına uygulandığında iyi bilindiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, kuramın evrensellik iddiası ciddi biçimde sorgulanmakta ve farklı kültürel ortamlarda güvenli bağlanmanın ne anlama geldiğinin yeniden tanımlanması gerektiği öne sürülmektedir.

Metodolojik Sınırlılıklar ve Ölçüm Sorunları

Bağlanma kuramının ampirik temellerinin yeterliliği de tartışma konusudur. Sosteric ve Ratkovic (2022), kuramın ampirik yeterliliğinin sorgulanabileceğini ve Bowlby’nin orijinal bağlanma kuramının, gerçek ampirik gerçeklikten ziyade bilimsel ilkelere ve ideolojik önyargılara hitap etmek üzere tasarlanmış erken bir indirgeme olduğunu ileri sürmüştür. Vicedo’nun tarihsel analizine atıfla, “bağlanma kuramını destekleyen bilimsel kanıtların yetersiz ve derinden kusurlu olduğu” iddia edilmiştir (Duschinsky, 2019).

Fearon ve Roisman (2017), bağlanma araştırmalarındaki ölçüm sınırlılıklarının, temel araştırma sorularına titiz yanıtlar verme kapasitesini önemli ölçüde kısıtladığını belirtmiştir. Özellikle taksometrik ve faktör analizlerinin, bireysel geçerliliği ve duyarlılığı yeterince incelenmemiş derecelendirme ölçeklerine dayanması kritik bir sorun olarak tanımlanmıştır (Fearon & Roisman, 2017). Direnç ve dezorganizasyon boyutları arasında gözlemlenen örtüşmenin, ortak bir temel anlama mı yoksa iki yapının ölçülme biçimindeki bir sınırlılığa mı işaret ettiği hâlâ çözülmemiş bir mesele olarak durmaktadır (Fearon & Roisman, 2017).

Bağlanma stillerinin kategorik mi yoksa boyutsal mı olduğu sorusu da metodolojik bir tartışma alanıdır. Mizrahi vd. (2025), EEG tabanlı makine öğrenmesi çalışmalarında kaygılı ve kaçıngan bağlanma stillerinin örtüşen ve karmaşık nöral imzalara sahip olduğunu bulmuş ve bağlanmanın sabit kategoriler yerine bir spektrum üzerinde var olduğunu destekleyen kanıtlar sunmuştur. Bu bulgular, bağlanmanın “basit bir etiket yerine dinamik bir süreç” olduğunu ve geleneksel kategorik sınıflandırmaların yetersiz kalabileceğini göstermektedir (Mizrahi vd., 2025).

İndirgemeci Yapı ve İnsan İhtiyaçlarının Daraltılması

Bağlanma kuramının en önemli zayıf yönlerinden biri, karmaşık insan davranışlarını ve gelişimsel süreçleri aşırı basitleştirme eğilimidir. Sosteric ve Ratkovic (2022), bağlanma kuramının kuruluşundan bu yana önemli ölçüde değişmediğini ve insan ihtiyaçlarının daha geniş yelpazesini göz ardı eden indirgemeci bir kuram olduğunu savunmuştur. Bu yazarlara göre, bağlanma kuramının altında yatan indirgemeci ihtiyaç teorisinin, insanlığın karmaşık ihtiyaç takımyıldızını anlayan kapsamlı bir teoriyle değiştirilmesi gerekmektedir (Sosteric & Ratkovic, 2022). Tek bir kadın ya da tek bir çekirdek aile yerine, insan sağlığı ve tam gelişiminin odağının bir köye, bir topluluğa ve topluma taşınması gerektiği önerilmektedir (Sosteric & Ratkovic, 2022).

Zoromba vd. (2024), bağlanma kuramının erken bakım veren ilişkilerini vurgularken, travma deneyimlerini etkileyen diğer bağlamsal faktörleri göz ardı edebileceğini belirtmiştir. Ayrıca kuramın, farklı yaşam evrelerinde travmanın benzersiz gelişimsel sonuçlarını tam olarak ele alamayabileceği ve bağlanma kuramının yaşam boyu gelişimsel etkileri kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Zoromba vd., 2024). Bu eleştiri, kuramın bebek-bakım veren ilişkisine odaklanmasının, insan gelişimini etkileyen çok sayıda biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörü yeterince hesaba katmadığını ortaya koymaktadır.

Miller (2002) de kültürel kurumların tek bir psikolojik güdüyü değil birden fazla güdüyü karşılayabildiğini ve bireysel psikolojik güdülerin tek bir kültürel anlam ve pratik sistemi yerine birden fazla sistem tarafından karşılanabildiğini vurgulayarak, bağlanma kuramının tek boyutlu açıklama eğiliminin yetersizliğine dikkat çekmiştir.

Cinsiyet Yanlılığı ve Annelik Vurgusu

Bağlanma kuramı, feminist perspektiften özellikle kadınların üreme ve çocuk yetiştirme yeteneklerini diğer ilgi ve kapasitelerinin önüne koyması nedeniyle eleştirilmiştir (Vahdat, 2021). Bowlby, bebeklerin ve küçük çocukların biyolojik olarak annelere bağlanmaya yatkın olduğunu ve bu bağlanmanın uzun vadeli sağlık için kritik olduğunu öne sürmüş, ancak neden anneler ve babalar değil sorusu yanıtsız kalmıştır (Sosteric & Ratkovic, 2022). Bowlby, kuramını tartışırken kadın ebeveyni ön plana çıkarmış ve babalara ikincil bir rol vermiştir; bu durum dönemin toplumsal anlayışını yansıtmakla birlikte, kuramın cinsiyet yanlılığının temel bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir (Vahdat, 2021).

Anne-çocuk ilişkisinin bağlanma kuramındaki merkeziliği, farklı eleştirilere ve yorumlara yol açmıştır (Vahdat, 2021). Bu eleştiriler, kuramın kadınları birincil bakım veren olarak konumlandırmasının, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirdiği ve kadınların iş gücüne katılımı ile kişisel gelişimlerini sınırlandıran bir söylem ürettiği yönündedir. Sosteric ve Ratkovic (2022), bağlanma kuramının kabul edilemez Avrupa merkezli ve kapitalist dostu perspektifleri “psikolojik iyi oluşun pahasına” kabul edilebilirliğe dönüştürmüş olabileceğini ileri sürmüştür.

Belirlenimcilik ve Değişim Kapasitesinin Göz Ardı Edilmesi

Bağlanma kuramının en tartışmalı yönlerinden biri, erken dönem deneyimlerinin yaşam boyu sonuçları belirlediğine dair belirlenimci yaklaşımıdır. Mehdiabadi (2023), kuramın geriye dönük bakış açısının, bireyin değişim ve büyüme kapasitesini tam olarak yakalayamayabileceğini vurgulamıştır. Pozitif psikoloji perspektifinden bakıldığında, bağlanma kuramı patolojiye ve olumsuz deneyimlere aşırı odaklanma eğilimindedir ve bireylerin güçlü yönlerini, dayanıklılığını ve olumlu gelişim potansiyelini yeterince değerlendirmemektedir (Mehdiabadi, 2023).

Pozitif psikoloji, şimdiki zaman ve gelecekteki iyi oluş potansiyeline odaklanmanın önemini vurgularken, bağlanma kuramı erken ilişkilerin gelişimsel sonuçlar üzerindeki etkisini ön plana çıkarmaktadır (Mehdiabadi, 2023). Bu gerilim, kuramın insan dayanıklılığını ve uyum kapasitesini hafife aldığı eleştirisini doğurmaktadır. Mehdiabadi (2023), erken dönem zorluklara rağmen bireylerin olumlu gelişim gösterme kapasitesinin kuramda yeterince temsil edilmediğini ve pozitif psikoloji ilkelerinin bağlanma kuramıyla bütünleştirilmesinin daha kapsamlı ve bütüncül bir insan gelişimi anlayışı sağlayabileceğini savunmuştur.

Fearon ve Roisman (2017) da bağlanma örüntülerinin erken yetişkinlik dönemine kadar olan kararlılığının, kuramın temel araştırma konularından biri olduğunu ancak bu konuda kesin yanıtların hâlâ sınırlı olduğunu belirtmiştir. Bağlanma stillerinin zaman içinde ne ölçüde sabit kaldığı ya da değişebildiği, kuramın belirlenimci varsayımlarını doğrudan sorgulayan kritik bir meseledir.

Neoliberalizm ve İdeolojik Bağlam

Carr ve Batlle (2015), bağlanma kuramının neoliberal toplumsal bağlamda eleştirel olarak sorgulanması gerektiğini savunmuştur. Bu yazarlara göre, psikolojik bilginin üretildiği sorular, elde edilen bulgular ve bu bilgiden türetilen derin anlamlar, neoliberalizm çevresindeki sosyal, etik ve ahlaki perspektiflerden sorgulandığında farklı bir görünüm kazanmaktadır (Carr & Batlle, 2015). Bağlanma güvensizliğinin bazı özelliklerinin, belirli sonuçlar açısından güçlü yönler olarak değerlendirilebileceğini öne süren yeni bilgi üretim sınırları, neoliberal bir toplumda neyin güç olarak kabul edildiği sorusunu gündeme getirmektedir (Carr & Batlle, 2015).

Carr ve Batlle (2015), bağlanma kuramında eleştirel bir bilincin, değer-nötr olmayan bir çerçevede inşa edilen psikolojik bilgiyi dikkatle sorgulayan ve sosyal adalet çıkarlarına hizmet eden eleştirel bir sesin ortaya çıkması çağrısında bulunmuştur. Bu perspektif, bağlanma kuramının siyasi ve ideolojik işlevlerinin göz ardı edilmesinin, kuramın zayıf yönlerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Sosteric ve Ratkovic (2022) de benzer şekilde, Bowlby’nin orijinal kuramının gerçek ampirik gerçeklikten ziyade bilimsel ilkelere ve ideolojik önyargılara hitap etmek üzere tasarlanmış olabileceğini ileri sürmüştür.

Irk ve Sınıf Eşitsizliklerinin Göz Ardı Edilmesi

Bağlanma kuramı, cinsiyet yanlılığının ötesinde, ırk ve sınıf eşitsizlikleri açısından da eleştirilmektedir. Vahdat (2021), bağlanma kuramının cinsiyet, ırk, sınıf ile kültürel ve sosyal temeller açısından sorunlu kişiliklerin ortaya çıkışındaki sınırlılıkları nedeniyle farklı perspektiflerden eleştirildiğini belirtmiştir. Özellikle Kanada’daki yatılı bakıcı programı bağlamında, bakıcı annelerin çocuklarından ayrılmasının psikolojik etkilerinin incelenmesinde, ırk ve sınıf eşitsizliklerinin bu çocukları psikolojik ve diğer akademik çalışmalarda görünmez kıldığı vurgulanmıştır (Vahdat, 2021).

Bu eleştiri, bağlanma kuramının evrensel geçerlilik iddiasının, yapısal eşitsizlikleri ve toplumsal güç dinamiklerini hesaba katmadaki yetersizliğini gözler önüne sermektedir. Kuramın bireysel düzeydeki bağlanma süreçlerine odaklanması, bu süreçleri şekillendiren makro düzeydeki sosyal, ekonomik ve politik yapıları göz ardı etme riskini taşımaktadır.

Sonuç

Bağlanma kuramı, insan gelişimi ve ilişkileri anlayışına önemli katkılar sağlamış olmakla birlikte, ciddi zayıf yönler barındırmaktadır. Kuramın Batı merkezli kültürel önyargısı (Mathews vd., 2019; Miller, 2002; Strand, 2020), metodolojik ve ölçüm sınırlılıkları (Fearon & Roisman, 2017; Mizrahi vd., 2025), indirgemeci yapısı (Sosteric & Ratkovic, 2022; Zoromba vd., 2024), cinsiyet yanlılığı (Vahdat, 2021), belirlenimci yaklaşımı (Mehdiabadi, 2023), neoliberal ideolojik bağlamla ilişkisi (Carr & Batlle, 2015) ve ırk-sınıf eşitsizliklerini göz ardı etmesi (Vahdat, 2021) kuramın temel eleştiri alanlarını oluşturmaktadır. Bağlanma kuramının gelişmeye devam edebilmesi ve merkezi ilkelerinin sosyal, kültürel ve politik yaşama olumlu katkı sağlayabilmesi için bu eleştirilerin ciddiye alınması ve kuramın daha kapsayıcı, kültürel açıdan duyarlı ve bütüncül bir çerçeveye doğru evrilmesi gerekmektedir (Carr & Batlle, 2015; Mehdiabadi, 2023). Mehdiabadi’nin (2023) ifade ettiği gibi, bu eleştirel inceleme, psikolojik araştırma ve anlayışın sürekli evrilen manzarasında bağlanma kuramlarının evrimini ve iyileştirilmesini teşvik eden süregelen bir söylem için bir davet niteliğindedir.

Kaynakça

Carr, S., & Batlle, I. C. (2015). Attachment theory, neoliberalism, and social conscience. Journal of Theoretical and Philosophical Psychology, 35(3), 160–176. https://doi.org/10.1037/a0038681

Duschinsky, R. (2019). Attachment and the archive: Barriers and facilitators to the use of historical sociology as complementary developmental science. Science in Context, 32(3), 309–326. https://doi.org/10.1017/s0269889719000243

Fearon, P., & Roisman, G. I. (2017). Attachment theory: Progress and future directions. Current Opinion in Psychology, 15, 131–136. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2017.03.002

Mathews, H. F., Strauss, C., Sirota, K. G., & Chapin, B. (2019). Naomi R. Quinn July 22, 1939–June 23, 2019. Ethos, 47(3), 257–262. https://doi.org/10.1111/etho.12250

Mehdiabadi, P. (2023). Critique of attachment theory: A positive psychology perspective. JPPR, 1(2), 1–8. https://doi.org/10.61838/kman.jppr.1.2.1

Miller, J. G. (2002). Bringing culture to basic psychological theory—beyond individualism and collectivism: Comment on Oyserman et al. (2002). Psychological Bulletin, 128(1), 97–109. https://doi.org/10.1037/0033-2909.128.1.97

Mizrahi, D., Laufer, I., & Zuckerman, I. (2025). Improving attachment style clustering with ROCKET and CatBoost: Insights from EEG analysis. PLOS ONE, 20(9), e0331112. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0331112

Nandal, H. K., & Dutt, S. (2024). Childhood trauma leading to distorted personality. International Journal for Multidisciplinary Research, 6(6). https://doi.org/10.36948/ijfmr.2024.v06i06.31690

Sosteric, M., & Ratkovic, G. (2022). It takes a village. Aotearoa New Zealand Social Work, 34(1), 113–127. https://doi.org/10.11157/anzswj-vol34iss1id887

Strand, P. S. (2020). The security-seeking impulse and the unification of attachment and culture. Psychological Review, 127(5), 778–791. https://doi.org/10.1037/rev0000194

Vahdat, P. (2021). Attachment denied?: The experience of separation for live-in caregivers’ children [Yüksek lisans tezi, Ryerson University]. RShare. https://doi.org/10.32920/ryerson.14644902

Zoromba, M. A., Selim, A., Ibrahim, A. M., Elsehrawy, M. G., Alkubati, S. A., Abousoliman, A. D., & El-Gazar, H. E. (2024). Advancing trauma studies: A narrative literature review embracing a holistic perspective and critiquing traditional models. Heliyon, 10(16), e36257. https://doi.org/10.1016/j.heliyon.2024.e36257

Baglanma