PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

Şema Terapisinde Terapötik İlişki Neden Kritiktir?

Terapötik İlişki: Destekleyici Unsur Değil, Değişim Mekanizması

Şema terapide terapötik ilişki, pek çok psikoterapi yaklaşımında olduğu gibi yalnızca teknik müdahalelerin uygulanabilmesi için gerekli bir zemin ya da destekleyici bir çerçeve olarak konumlandırılmaz; aksine, değişimin kendisinin gerçekleştiği birincil mekanizmalardan biri olarak işlev görür. Yakin'in (aktaran Kahya vd., 2021) vurguladığı üzere, şema terapide terapi ilişkisi değişim sürecinde önemli bir unsur olarak kabul edilmekte ve terapötik ilişkinin kendisi bir terapi tekniği olarak kullanılmaktadır. Bu yaklaşım, terapötik ilişkiyi yalnızca bir ön koşul olmaktan çıkararak doğrudan müdahale aracına dönüştürmektedir. Nitekim Baykal (aktaran Özgül vd., 2019) da çevrimiçi şema terapi uygulamasını ele aldığı vaka çalışmasında, danışanla ilerlemenin büyük bir kısmının duygu odaklı teknikler ve kurulan terapötik ilişki — sınırlı yeniden ebeveynlik ve empatik yüzleştirme — sayesinde gerçekleştiğini belirtmiştir.

Şema terapinin bu konumlanışı, özümseyici bütüncül yapısıyla doğrudan ilişkilidir. Dost'un (aktaran Köse, 2015) ifade ettiği gibi, şema terapi geleneksel bilişsel-davranışçı terapiler üzerine kurulu olmakla birlikte bağlanma, gestalt, nesne ilişkileri ve psikanalitik ögeleri harmanlamaktadır. Bu bütünleşik yapı, terapötik ilişkinin salt bilişsel yeniden yapılandırma için bir araç olmaktan öteye geçerek, danışanın erken dönem yaşantılarından kaynaklanan duygusal örüntülerin doğrudan deneyimlendiği ve dönüştürüldüğü bir alan haline gelmesini mümkün kılmaktadır. Sohrabi ve Karaaziz (aktaran Yakın, 2014) de şema terapinin terapötik ittifak kurma ve tedaviyi sürdürme açısından diğer terapi yöntemlerine göre daha etkili olduğunu, özellikle borderline kişilik bozukluğu hastalarıyla yürütülen randomize çalışmalarda şema odaklı terapinin terapötik ittifak puanlarının aktarım odaklı terapiye göre daha yüksek bulunduğunu raporlamıştır.

Terapötik ilişkinin bir değişim mekanizması olarak işlev görmesi, danışanın terapistle kurduğu ilişki içinde erken dönem uyumsuz şemalarını ve şema modlarını yeniden deneyimlemesiyle mümkün olmaktadır. Köse (aktaran Başoğul & Buldukoğlu, 2014), şema bağlantılı döngülerin belirlenmesi için terapi ilişkisinin güvenli bir yer olarak kullanılmasının ve terapistin "şimdi ve burada"ya odaklanarak ittifaktaki bozulmaları ele almasının desteklendiğini belirtmiştir. Böylelikle terapist, mevcut ilişki deneyimleriyle bunlara etki eden çocukluk yaşantıları arasında köprü kurmayı amaçlamaktadır. Bu süreçte terapötik ilişki, danışanın şemalarının aktive olduğu canlı bir laboratuvar işlevi üstlenir; danışanın terk edilme, duygusal yoksunluk, güvensizlik gibi şemaları terapistle olan etkileşimde görünür hale gelir ve bu görünürlük, şemaların doğrudan çalışılabilmesinin önkoşulunu oluşturur.

Sınırlı Yeniden Ebeveynlik ve Karşılanmamış Duygusal İhtiyaçlar

Şema terapide terapötik ilişkinin merkezinde yer alan sınırlı yeniden ebeveynlik kavramı, danışanın çocukluk döneminde bakım verenleri tarafından yeterince karşılanamamış temel duygusal ihtiyaçlarının terapötik ilişki çerçevesinde, belirli sınırlar dahilinde karşılanmasını ifade etmektedir. Sohrabi ve Karaaziz (aktaran Yakın, 2014), şema terapinin amacını, terapötik ilişki içinde hastanın gerekli sınırları dahilinde erken çocukluk döneminde bakım verenleri tarafından yeterince karşılanamayan gereksinimlerini sınırlı yeniden ebeveynlik biçimiyle gidermeyi hedeflemek olarak tanımlamıştır. Bu kavram, terapistin danışanın ebeveyninin yerine geçmesi anlamına gelmez; aksine, güvenli bağlanma, duygusal onaylanma, özerklik, spontanlık ve gerçekçi sınırlar gibi temel gelişimsel ihtiyaçların terapötik çerçeve içinde, profesyonel sınırlar korunarak deneyimletilmesini içerir.

Sınırlı yeniden ebeveynliğin klinik önemi, farklı şemalarla çalışırken belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Duygusal yoksunluk şeması baskın olan bir danışan için terapistin tutarlı biçimde duygusal uyumlanma göstermesi, danışanın "duygusal ihtiyaçlarım karşılanmaz" biçimindeki temel inancını doğrudan deneyim düzeyinde sorgulamasına olanak tanır. Terk edilme şeması aktif olan bir danışanda ise terapistin istikrarlı, öngörülebilir ve güvenilir bir ilişki figürü olarak var olması, danışanın "yakın olduğum kişiler beni terk edecek" şemasıyla çelişen düzeltici bir duygusal deneyim yaratır. Kusurluluk şeması taşıyan danışanlar açısından terapistin koşulsuz kabul edici tutumu, danışanın kendini kusurlu ve sevilmeye değmez olarak deneyimlediği temel örüntüyü terapötik ilişki içinde dönüştürme potansiyeli taşır. Yakin (aktaran Kahya vd., 2021) de bağımlı kişilik örüntüsü gösteren danışanlarla yürütülen şema terapi uygulamasında, danışanın görünen davranışının altında yatan ve şema başa çıkma tepkileri tarafından bastırılan temel ihtiyaçların ele alınmasının hedeflendiğini, danışanın telafi ve teslim mekanizmalarının yıkıcı yönlerini terapötik ilişki içerisinde terapistin aktif rehberliğinde deneyimlediğini belirtmiştir.

Güvensizlik ve istismar şeması belirgin olan danışanlarda sınırlı yeniden ebeveynlik özellikle hassas bir denge gerektirir. Bu danışanlar için terapistin tutarlılığı, şeffaflığı ve öngörülebilirliği, "insanlar beni kullanır ve incitir" biçimindeki temel şemayla çelişen bir ilişkisel deneyim sunar. Ancak bu süreç doğrusal değildir; danışanın güvensizlik şeması terapötik ilişkide tekrar tekrar aktive olacak, terapiste yönelik şüphe ve test etme davranışları ortaya çıkacaktır. Terapistin bu tetiklenmeleri kişisel almadan, şema çerçevesinde formüle ederek ele alması, ilişkinin düzeltici işlevini sürdürmesi açısından belirleyicidir. Boyun eğicilik şeması taşıyan danışanlarda ise terapistin danışanın kendi ihtiyaçlarını ifade etmesini teşvik eden, otoriter olmayan ancak yapılandırıcı tutumu, danışanın "kendi ihtiyaçlarımı ifade edersem reddedilirim" şemasına karşı yeni bir ilişkisel deneyim oluşturur. Yüksek standartlar şemasının baskın olduğu durumlarda terapistin kabul edici ve mükemmeliyetçi olmayan tutumu, danışanın performans odaklı ilişki kalıplarını sorgulamasına zemin hazırlar. Köse (aktaran Başoğul & Buldukoğlu, 2014) de terapistin yüksek standartlar şemasının süpervizyon sürecinde aktive olabildiğini ve bunun terapötik ittifak algısını doğrudan etkilediğini göstermiştir.

Kahya ve arkadaşları (aktaran Canbulat & Dursun, 2024), danışanın terapiste bağlanma örüntüsünün terapötik ittifakın anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermiş ve psikoterapi sürecinde anne-bebek arasındaki ilişkinin danışan-terapist ilişkisinde yeniden sahnelenmekte olduğuna dikkat çekmiştir. Bu bulgu, sınırlı yeniden ebeveynliğin kuramsal temelini ampirik düzeyde desteklemektedir; danışanın erken dönem bağlanma yaşantılarından kaynaklanan örtük anıları ve yakın ilişki kurmanın sözel olmayan bilgisi, terapötik ilişki aracılığıyla yeniden işlenebilmektedir.

Empatik Yüzleştirme ve Terapistin Çift Yönlü Konumu

Şema terapide terapötik ilişkinin ikinci temel bileşeni olan empatik yüzleştirme, terapistin danışanın duygusal deneyimini derinden anlayıp onaylayan kabul edici tutumu ile danışanın işlevsiz başa çıkma örüntülerini ve şema sürdürücü davranışlarını nazikçe ancak kararlı biçimde ele alan değişime yönlendirici tutumunu eş zamanlı olarak barındırmasını ifade eder. Yakin (aktaran Kahya vd., 2021), danışanlarla açık ve empatik bir ilişki kurabilmenin hem bilişsel terapinin hem de şema terapisinin temel amaçlarından biri olduğunu vurgulamış ve şema terapide terapötik ilişki kavramının iki önemli teknik üzerine kurulu olduğunu belirtmiştir. Sohrabi ve Karaaziz (aktaran Yakın, 2014) de şema terapinin empatik yüzleştirme ve bilişsel yöntemlerle hastanın şemalarıyla baş etmesini hedeflediğini ifade etmiştir.

Empatik yüzleştirme, terapistin nötr ve mesafeli bir uzman konumundan temelden ayrışmasını gerektirir. Şema terapide terapist, kontrollü, sınırları belirli, sıcak, düzenleyici ve aktif bir ilişki figürü olarak konumlanır. Bu konum, klasik psikanalitik çerçevedeki "boş ekran" metaforundan olduğu kadar, standart bilişsel-davranışçı terapideki "işbirlikçi ampirisizm" modelinden de farklılaşır. Terapist, danışanın duygusal deneyimine aktif biçimde katılır, kendi duygusal tepkilerini terapötik amaçla kullanır ve danışanın şema modları arasındaki geçişleri ilişki içinde gözlemleyerek müdahale eder. Yıldırım ve Kansu (aktaran Yıldız, 2020), şema terapide terapistin mesafeli ve pasif bir duruşa karşı aktif bir terapötik duruş benimsemesi gerektiğini, desteğin, empatinin ve doğrulamanın terapötik koşulların ayrılmaz parçası olduğunu belirtmiştir.

Empatik yüzleştirmenin klinik işlevi, özellikle danışanın şema modları arasındaki geçişlerde belirginleşir. Danışanın incinmiş çocuk modundayken terapistin empatik ve koruyucu tutumu ön plana çıkarken, danışanın işlevsiz başa çıkma modlarına — örneğin kopuk koruyucu ya da öfkeli çocuk moduna — geçtiğinde terapistin nazik ancak kararlı biçimde bu modun altındaki ihtiyacı ve duyguyu işaret etmesi gerekir. Bu çift yönlü konum, terapistin danışanın şemalarını sürdüren ilişkisel döngülere girmesini engellerken, aynı zamanda danışanın terapötik ilişkide güvende hissetmesini sürdürür. Köse (aktaran Başoğul & Buldukoğlu, 2014), terapist ve hastanın benzer şema ve ebeveyn kökenine sahip olmaları durumunda terapi ilişkisi içerisinde birbirlerinin işlevsiz ve sağlıksız örüntüsünü devam ettirme riskinin bulunduğunu ve bu durumun psikoterapinin amaçlarına ulaşmasını engelleyebileceğini — şemaların çakışması olgusunu — tartışmıştır. Bu bulgu, empatik yüzleştirmenin yalnızca danışana yönelik değil, terapistin kendi şema farkındalığını da gerektiren karmaşık bir klinik beceri olduğunu ortaya koymaktadır.

Güvenli Bağlanma, Duygusal Düzenleme ve Dirençle Çalışma

Terapötik ilişkinin şema terapideki kritik işlevi, güvenli bağlanma deneyimi sağlama, duygusal düzenleme kapasitesini geliştirme, şema tetiklenmelerini ele alma ve dirençle çalışma gibi birbiriyle iç içe geçmiş süreçler üzerinden anlaşılabilir. Kahya ve arkadaşları (aktaran Canbulat & Dursun, 2024), güvenli bağlanmanın terapötik ittifakın anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermiş ve danışanın erken dönem bağlanma yaşantılarından kaynaklanan örtük anılarının psikoterapi tarafından değişimlenebileceğini belirtmiştir. Terapötik ilişkide kurulan güvenli bağlanma, danışanın duygusal düzenleme kapasitesinin gelişmesi için zorunlu bir önkoşuldur; çünkü erken dönemde güvensiz bağlanma deneyimleri yaşamış danışanlar, yoğun duyguları tolere etme ve düzenleme konusunda belirgin güçlükler yaşamaktadır. Özgül ve arkadaşları (aktaran Yıldırım & Kansu, 2022), bağlanma kuramının bir duygu düzenleme kuramı olduğunu ve çocukluk dönemi bağlanma yaşantılarının duygusal şemaların oluşmasına zemin hazırladığını vurgulamıştır.

Şema tetiklenmeleri, terapötik ilişkide kaçınılmaz biçimde ortaya çıkar ve bu durum bir engel olmaktan çok, terapötik çalışmanın merkezini oluşturur. Danışanın terk edilme şeması terapistin tatile çıkması ya da seans iptal etmesi durumunda aktive olabilir; güvensizlik şeması terapistin bir müdahalesinin yanlış yorumlanmasıyla tetiklenebilir; kusurluluk şeması terapistin geri bildiriminin eleştiri olarak algılanmasıyla harekete geçebilir. Baykal (aktaran Özgül vd., 2019), borderline örüntüler gösteren danışanlarla şema terapi uygulaması yapılırken çocukluk deneyimlerini keşfetmenin ve terapötik ilişkinin doğasına ve gücüne daha fazla vurgu yapmanın oldukça önemli olduğunu belirtmiştir. Bu tetiklenmeler, danışanın şemalarının "şimdi ve burada" düzeyinde çalışılabilmesini mümkün kılar ve terapistin bu anları empatik yüzleştirme ile ele alması, şemaların duygusal düzeyde işlenmesini sağlar.

Dirençle çalışma açısından terapötik ilişki, şema terapide benzersiz bir işlev üstlenir. Şema terapi perspektifinden direnç, danışanın şema sürdürücü başa çıkma modlarının — kaçınma, teslim olma ya da aşırı telafi — terapötik süreçte aktive olması olarak kavramsallaştırılır. Yakin (aktaran Kahya vd., 2021), bağımlı kişilik örüntüsü gösteren danışanlarla ilişki kurmanın oldukça zorlayıcı olabildiğini ve bu danışanların terapötik ilişkide bağımlılık örüntülerini yeniden sahneleyebildiğini belirtmiştir. Terapistin bu örüntüleri şema çerçevesinde formüle ederek, danışanın başa çıkma modlarının altındaki incinmiş çocuk moduna ve karşılanmamış ihtiyaçlara ulaşması, direncin terapötik malzemeye dönüştürülmesini sağlar. Köse (aktaran Başoğul & Buldukoğlu, 2014) de terapi eğitimi ve uygulamasında sadece bilgi sahibi olmak ve "öğreten" rolünde davranmanın terapötik ilişki açısından yeterli olmadığını vurgulamıştır; bu bulgu, şema terapide terapistin ilişkisel yetkinliğinin teknik bilgiden daha belirleyici olabileceğine işaret etmektedir.

Faraji (2021), şema terapinin terapötik ilişki, duygulanım ve duygudurum durumlarına, yaşam boyu başa çıkma tarzlarına ve yerleşik ana temalara daha fazla vurgu yaparak bilişsel-davranışçı terapi ilkelerini kişilik bozukluklarının tedavisine genişletmeyi amaçladığını belirtmiştir. Bu genişleme, terapötik ilişkinin yalnızca teknik müdahalelerin uygulanma zemini olmaktan çıkarak, danışanın kişilik yapısının ve ilişkisel örüntülerinin doğrudan çalışıldığı bir alan haline gelmesini ifade etmektedir. Yıldırım ve Kansu (aktaran Yıldız, 2020) da şema terapinin duygusal deneyimleri düzeltmeyi, kısıtlı ebeveynlik yapma ve empati kurma gibi tekniklerle kişilikteki ağırlığı azaltmayı hedefleyerek daha sağlıklı işleyen bir birey oluşturmayı amaçladığını vurgulamıştır.

Sonuç olarak, şema terapide terapötik ilişki, danışanın erken dönem uyumsuz şemalarının ve modlarının canlı biçimde ortaya çıktığı, karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçların sınırlı yeniden ebeveynlik yoluyla deneyimlendiği, işlevsiz başa çıkma örüntülerinin empatik yüzleştirme ile ele alındığı ve güvenli bağlanma deneyimi aracılığıyla duygusal düzenleme kapasitesinin geliştirildiği birincil bir değişim aracıdır. Terapistin bu süreçteki konumu — nötr bir gözlemci değil, sıcak, aktif, düzenleyici ve sınırları belirli bir ilişki figürü olarak — şema terapiyi diğer psikoterapi yaklaşımlarından ayıran temel özelliklerden birini oluşturmaktadır. Terapötik ilişkinin bu merkezi rolü, şema terapinin yalnızca bilişsel ve davranışsal tekniklerin ötesinde, ilişkisel ve duygusal düzeyde derin bir dönüşüm hedefleyen bütüncül yapısının doğal bir yansımasıdır.

Kaynakça

Başoğul, C., & Buldukoğlu, K. (2014). Psychosocial interventions in depressive disorders. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar - Current Approaches in Psychiatry, 1. https://doi.org/10.5455/cap.20140426072955

Canbulat, N., & Dursun, A. (2024). Travma sürecinde yeni ve sistemli bir model: Duygu odaklı travma modeli. Milli Eğitim Dergisi, 53(242), 1153–1178. https://doi.org/10.37669/milliegitim.1233140

Faraji, H. (2021). Borderline kişilik bozukluğunun ergenlik döneminde belirlenmesine dair bir değerlendirme. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi. https://doi.org/10.26466/opus.898571

Kahya, Y., Çıçek, N. M., Uluyol, F. M., Nergız, H., Uluç, S., & Pekak, G. S. (2021). The validity and reliability study of the Turkish version of Client Attachment to Therapist Scale (CATS). Turkish Journal of Psychiatry. https://doi.org/10.5080/u25582

Köse, B. K. (2015). Süpervizör, terapist ve hasta üçlüsünde terapötik ittifak ve etkileyen faktör olarak şema kavramı: Bir vaka üzerinden analiz. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 2(2), 13–38. https://doi.org/10.31682/ayna.470654

Yakın, D. (2014). Bağımlı kişilik örüntüsü ve terapötik işbirliği: Şema odaklı bilişsel davranışçı terapi uygulaması. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 1(2), 1–13. https://doi.org/10.31682/ayna.470585

Yıldırım, N. K., & Kansu, A. F. (2022). Narsistik kişilik bozukluğunun tedavisinde psikodinamik terapi. Journal of Social Humanities and Administrative Sciences, 55(55), 1021–1028. https://doi.org/10.29228/joshas.64034

Yıldız, N. G. (2020). COVID-19 sürecinde ilişkilerinde sorun yaşayan çiftlere yönelik duygu odaklı aile danışmanlığı. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(39), 1360–1383. https://doi.org/10.46928/iticusbe.756426

Özgül, S. S., Demir, V., & Ünübol, H. (2019). Examination of the relation of anxious and avoidant attachment styles with emotional schemes according to gender. Cyprus Turkish Journal of Psychiatry and Psychology, 1(3). https://doi.org/10.35365/ctjpp.19.1.22

Sozluk