1. Limbik-Prefrontal Devre Kopukluğu ve Şema Tetiklenmesinin Nöral Temeli

Klinik pratikte sıklıkla karşılaşılan "mantıken yanlış olduğunu biliyorum ama duygusal olarak ikna olamıyorum" ifadesi, basit bir irade zayıflığı ya da motivasyon eksikliği değil, prefrontal korteks ile limbik sistem arasındaki işlevsel bağlantının bozulmasının doğrudan bir yansımasıdır. Nörogörüntüleme çalışmaları, sağlıklı bireylerde duyguların bilişsel düzenlenmesi sırasında lateral ve medial prefrontal bölgelerde artan aktivasyon ile amigdalada azalan aktivasyon gözlemlendiğini tutarlı biçimde ortaya koymaktadır; bu bulgu, prefrontal korteksin limbik yapılarla olan bağlantıları aracılığıyla yeniden değerlendirme stratejileri oluşturarak çoklu duygu işleme sistemlerindeki aktiviteyi modüle edebildiği hipotezini desteklemektedir ("Untitled", 2016). Başarılı duygusal düzenleme, dikkat, yürütücü işlevler ve bellek gibi geniş bir bilişsel alan yelpazesine dayanmakta olup bu işlevler arasında çalışma belleği, inhibisyon, problem çözme, planlama ve bilişsel esneklik özellikle belirleyici rol oynamaktadır ("Untitled", 2016). Ancak erken dönem uyumsuz şemaların tetiklendiği anlarda, bu üst-düzey bilişsel kaynaklar sistematik olarak devre dışı kalmaktadır.Bu devre dışı kalmanın nörobiyolojik mekanizması, stres kaynaklı prefrontal ve hipokampal işlev azalması ile açıklanabilir. Subkortikal yapılar aktive olduğunda, bu duyusal bilgi kortikal devrelerle yeterince bütünleştirilememekte ve dolayısıyla bu visseral ve davranışsal tepkilerin anlamlandırılması ve modifiye edilmesi mümkün olamamaktadır (Şengönül, 2017). Limbik yapıların (insula, amigdala) prefrontal düzenleyici alanlarla (dorsomedial prefrontal korteks) bozulmuş entegrasyonu, introseptif bilginin işlenmesini sekteye uğratmakta, duygusal uyaranların değerlendirilmesini ve kişinin kendi ürettiği ile dışarıdan gelen duyusal girdileri ayırt etme kapasitesini olumsuz etkilemektedir (Şengönül, 2017). Bu durum, öz-farkındalık ve öz-failliği zayıflatarak bilişsel bozulmaya ve yoğun, olumsuz duygusal deneyimleri azaltmaya yönelik dürtülere direnme güçlüğüne katkıda bulunmaktadır (Şengönül, 2017).
Prefrontal-limbik devre işlev bozukluğunun gelişimsel kökenleri de kritik öneme sahiptir. İşlevsel görüntüleme çalışmaları, anormal limbik ve ventrolateral prefrontal korteks aktivasyonunun, işlev bozukluğuna uğramış frontolimbik devrelerle birleştiğinde, borderline kişilik bozukluğu, depresyon, anksiyete, şizofreni ve travma sonrası stres bozukluğu gibi bozukluklarda yetersiz duygu üretimi ve düzenleme kapasitelerinin temelini oluşturduğunu göstermektedir (Şengönül, 2017). Erken yaşam stresi ve bağlanma travması, duygusal işleme ve düzenlemede rol oynayan nöral devreleri olumsuz etkileyerek psikiyatrik bozukluk geliştirme riskini daha da artırmaktadır (Şengönül, 2017). Bu bulgu, şema terapisinin temel varsayımlarından biri olan erken dönem deneyimlerin kalıcı nöral izler bıraktığı görüşüyle doğrudan örtüşmektedir.
2. Erken Dönem Uyumsuz Şemaların Örtük Bellek Sistemlerindeki Kaydı
Young ve arkadaşları (1990, 1999, 2003) tarafından tanımlanan erken dönem uyumsuz şemalar, "anılar, duygular, bilişler ve bedensel duyumlardan oluşan, çocukluk veya ergenlik döneminde gelişen, yaşam boyu detaylandırılan ve önemli ölçüde işlev bozucu olan geniş, yaygın tema veya örüntüler" olarak kavramsallaştırılmaktadır (Ünal & Gençöz, 2019). Bu tanımın kendisi, şemaların çok katmanlı bir bellek yapısına sahip olduğuna işaret etmektedir: Bilişsel bileşenler deklaratif bellekte temsil edilirken, duygusal ve bedensel bileşenler örtük bellek sistemlerinde kodlanmaktadır.Şema terapisi modelinde 18 erken dönem uyum bozucu şema tanımlanmış ve bu şemalar Ayrılma/Reddetme, Zedelenmiş Otonomi/Performans, Zedelenmiş Sınırlar, Öteki Yönelimlilik ve Aşırı Tetikte Olma/Bastırılmışlık olmak üzere beş şema alanına kategorize edilmiştir (Ünal & Gençöz, 2019). Bu şema alanlarının her biri, çocukluk döneminde karşılanması gereken temel duygusal ihtiyaçların karşılanmamasıyla ilişkilendirilmektedir (Ünal & Gençöz, 2019). Ünal ve Gençöz'ün (2019) Türkiye örnekleminde yürüttüğü çalışma, çocukluk çağı istismar ve ihmalinin depresif belirtilerle ilişkisinde Zedelenmiş Otonomi/Performans şema alanının aracı rol oynadığını ortaya koymuştur; daha yüksek düzeyde çocukluk istismarı ve ihmali bildiren bireyler bu şema alanından daha fazla uyumsuz şema geliştirme eğilimi göstermiş ve sonuç olarak depresif belirtiler açısından artmış risk altında bulunmuşlardır (Ünal & Gençöz, 2019).
Erken dönem uyumsuz şemaların örtük bellek sistemlerinde nasıl kodlandığını anlamak için, deklaratif olmayan subkortikal bellek izlerinin doğasını kavramak gerekmektedir. Bu izler, deklaratif kortikal belleklere kıyasla daha kesin ve değişime dirençlidir; çünkü doğruluk yerine basitliği ve dolayısıyla genellenebilirliği öncelemektedirler (Kinley & Reyno, 2016). Bu özellik, şemaların neden bu denli kalıcı ve değişime dirençli olduğunu nörobiyolojik düzeyde açıklamaktadır. Şemalar, bilinçdışı ikincil duygular olarak üst limbik sisteme karşılık gelen yapılarda kodlanmakta (Kinley & Reyno, 2016) ve bu kodlama, açık bir benlik duygusu oluşmadan önce, yaklaşık iki yaş civarında başlayan ayrışmamış psikososyal deneyimlerle genetik zorunluluklar arasındaki etkileşimlerle şekillenmektedir (Kinley & Reyno, 2016). Bu süreç, sağ hemisfer lateralize yapılar ve otonom sinir sistemi ile beden içindeki bilinçdışı süreçlerle ilişkilendirilmektedir (Kinley & Reyno, 2016).
Çocukluk çağı travmasının erken dönem uyumsuz şemalarla ilişkisi, meta-analitik düzeyde de desteklenmektedir. Duygusal istismar "duygusal yoksunluk" (duygusal destek ihtiyacının karşılanmayacağı inancı) ve "boyun eğme" (tipik olarak çatışma veya terk edilmeden kaçınmak için aşırı kontrol teslimi) şemalarıyla ilişkilendirilirken, duygusal ihmal "başarısızlık" ve "duygusal yoksunluk" şemalarıyla bağlantılı bulunmuştur (Coulston vd., 2012). Bu erken dönem uyumsuz şemalar ve olumsuz çekirdek inançlar, bireyin kişiliğinde derinden kök salabilmekte (Coulston vd., 2012) ve hem çocuklarda hem de yetişkinlerde daha sonraki psikopatolojiyle ilişkilendirilmektedir (Coulston vd., 2012). Bu bulgular, şemaların karşılanmamış psikolojik ihtiyaçlar tarafından şekillendirildiğini ve çocukluk çağı travması ile ruh sağlığı sonuçları arasındaki ilişkiye aracılık edebileceğini düşündürmektedir (Coulston vd., 2012).
3. Amigdala Hiperaktivitesi ve Prefrontal Kontrol Yetersizliği: "Biliyorum Ama Hissedemiyorum" Paradoksu
Depresyonun bilişsel modelinin biyolojik temelleri incelendiğinde, olumsuz öz-referanslı şematik aktivasyonun depresyona özgü olumsuz bilişsel yanlılığı harekete geçirdiği ve depresojenik şemaların biyolojik altyapısına ilişkin ön kanıtların mevcut olduğu görülmektedir (Chmiel & Kurpas, 2025). Depresif bireyler olumsuz öz-referanslı görevleri tamamladığında (örneğin, bir sıfatın kendilerini temsil edip etmediğini değerlendirme), performans amigdala, anterior singulat korteks (ACC) ve medial prefrontal kortekste (MPFC) artan aktivasyonla ilişkilendirilmektedir (Chmiel & Kurpas, 2025). Amigdala duygusallık ve duygusal işlemede rol oynarken, MPFC benliğin içsel temsiline ilişkin bir bölge olarak değerlendirilmektedir (Chmiel & Kurpas, 2025). ACC'nin iki işlevi bulunmaktadır: Ventral ACC gelen uyaranların duygusal değerlikle etiketlenip etiketlenmeyeceğini etkilerken, rostral ACC uyaranın ne ölçüde öz-referanslı olarak etiketleneceğini belirlemektedir (Chmiel & Kurpas, 2025). Amigdala, ACC ve MPFC'nin hiperaktivasyonu, kişinin olumsuz öz-referanslı düşüncelerini kolaylaştırmakta ve sürdürmektedir (Chmiel & Kurpas, 2025).Bu nöral mekanizma, şema tetiklenmesi anında yaşanan bilişsel-duygusal ayrışmayı doğrudan açıklamaktadır. Bilişsel yeniden değerlendirme pratiği sırasında amigdala aktivitesinin azaldığı gösterilmiş olup bu durum, olumsuz duyguların aşağı-düzenlenmesinin olası bir nörobiyolojik karşılığı olarak yorumlanmıştır (Chmiel & Kurpas, 2025). Ancak şema tetiklendiğinde, amigdalanın hiperaktivasyonu prefrontal kontrolü baskılamakta ve bilişsel yeniden değerlendirme stratejilerinin etkinliğini ciddi ölçüde azaltmaktadır.

Depresyonda amigdala hiperaktivitesi hipotezi, amigdalanın aşırı aktivitesinin duygudurum işlev
bozukluğuna ve olumsuz uyaranlara karşı artmış duyarlılığa yol açabileceğini öne sürmektedir (Malhi vd., 2015). Eş zamanlı olarak, prefrontal korteks işlev bozukluğu hipotezi, depresyonda prefrontal korteks disfonksiyonunun olumsuz duyguları düzenlemede, ödül ve cezayı algılamada, bilişsel kontrolde ve genel karar vermede güçlüklere yol açabileceğini vurgulamaktadır (Malhi vd., 2015). Depresyon bağlamında yaygın bir belirti, özellikle duygusal düzenlemede korteksin limbik sistem üzerindeki kontrolünde bir yetersizlik içermektedir; bu yetersizlikler ilgili bilginin atlanması veya uygunsuz ağırlıklandırılması ve ilgisiz bilginin müdahalesinden kaynaklanabilmekte, karar verme hatalarına veya yanlılıklara yol açmaktadır (Malhi vd., 2015).Amigdala, hipokampüs ve ventromedial prefrontal korteksin (vmPFC) anormal işlevsel bağlantısı, duygular, bellek ve üst-düzey genelleme arasındaki karşılıklı etkiyi göstermekte ve depresyonda olumsuz bir işleme sistemine ve olumsuz bilişsel yanlılığın önemli bir itici gücüne katkıda bulunmaktadır (Malhi vd., 2015). vmPFC, amigdala ve hipokampüs ile birlikte kavramsal ve duygusal bilginin genellemesini gerçekleştirerek olumsuzluğa odaklanan bir bilişsel çerçeve veya şema inşa etmektedir; ayrıca amigdala bilgisinin üst-düzey öğrenimini gerçekleştirerek amigdala duyarlılığını artırmaktadır (Malhi vd., 2015). vmPFC ve öz-referanslı bilgiye ve şemaya yanıt veren dorsal medial PFC'den (dmPFC) gelen bilgi bütünleştirilerek olumsuz bilişsel çerçeve benlik kavramı alanına genişletilmektedir (Malhi vd., 2015). Bu mekanizma, şema tetiklenmesi anında "mantıksal beynin" neden yetersiz kaldığını açıklamaktadır: Amigdalanın pozitif geri bildirim döngüsü, otomatik düzeyde kalıcı hiperaktiviteye katkıda bulunmakta ve bu hiperaktivite prefrontal düzenleyici kaynakları aşmaktadır.
4. Korku Öğrenmesi, Sönme ve Şema Değişiminin Nöral Engelleri
Şema değişiminin neden salt bilişsel müdahalelerle sağlanamadığını anlamak için, korku öğrenmesi ve sönme süreçlerinin nörobiyolojisini incelemek gerekmektedir. Amigdala, korku öğrenmesinin tüm aşamalarında rol oynamakta, prefrontal alanlar ise korkunun sönmesinde devreye girmektedir (Faustino, 2022). Amigdala, hipokampüs ile birlikte duygusal anıların kodlanmasında, prefrontal korteks ile duygusal anılarla ilişkili korkunun sönmesinde işbirliği yapmakta ve genel olarak anıların duygusal değerliğini yönlendirmektedir (Faustino, 2022). Kritik olan nokta şudur: Amigdala, fizyolojik uyarılma kodlama sırasında deneyimlenmemiş olsa bile duygusal uyaranlarla fizyolojik uyarılmayı tetikleyebilmektedir (Faustino, 2022). Bu bulgu, şema tetiklenmesi anında bireyin orijinal travmatik deneyimi bilinçli olarak hatırlamamasına rağmen yoğun bedensel ve duygusal tepkiler vermesinin nörobiyolojik temelini oluşturmaktadır.Maruz bırakma terapisi bağlamında, dikkatin duygusal içeriğe tam olarak yönlendirilmesinin prefrontal kontrolün amigdala üzerindeki etkisini kolaylaştırmak için gerekli olduğu ve yeni bağlamsal bilginin—duygusal önem taşıyan—hipokampüsten inhibitör projeksiyonlar oluşturmak için eklenmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Raedt, 2006). Başarılı bilişsel davranışçı terapi, hipokampal değişikliklerle sonuçlanmalıdır; çünkü bu yapı, güvenlikle ilişkilendirilen yeni bağlamlarda amigdalanın inhibisyonuna aracılık etmektedir (Raedt, 2006). Depresif bir epizod, normalde duygusal kontrolü bilişsel ve somatik stresörlere karşı izlemekten sorumlu olan ve prefrontal ile hipokampal kontrol mekanizmalarının da önemli rol oynadığı entegre bir limbik-kortikal bölgeler ağı arasındaki işlev bozukluğuna uğramış etkileşimlerin net sonucu olarak tanımlanmaktadır (Raedt, 2006). Prefrontal korteks ile amigdala arasındaki bağlantılar, duygusal ve bilişsel tepkilerin entegrasyonu için büyük önem taşımakta olup sağ prefrontal korteksin duygusal uyaranların değerlendirilmesi sırasında amigdala aktivitesini modüle ettiği gösterilmiştir (Raedt, 2006).
Bu nöral mekanizmalar, şema terapisinde "sınırlı yeniden ebeveynlik" ve "yaşantısal teknikler" gibi duygusal düzeyde çalışan müdahalelerin neden salt bilişsel yeniden yapılandırmadan daha etkili olabileceğini açıklamaktadır. Bilişsel düzeyde şemanın yanlışlığını kabul etmek, deklaratif bellek sistemlerinde bir güncelleme sağlasa da, örtük bellek sistemlerinde kodlanmış duygusal izlerin değişimi için amigdalanın doğrudan aktivasyonunu ve ardından prefrontal kontrolün yeniden kurulmasını gerektiren yaşantısal süreçler zorunludur.
5. Travmatik Stres Yanıtı ve Şemaların Gelişimsel Nörobiyolojisi
Çocukluk çağı kötü muamelesinin nöropsikolojik etkileri, şemaların gelişimsel nörobiyolojisini anlamak için kritik bir çerçeve sunmaktadır. Travmatik stres sonrasında, HPA ekseni sonraki stresörlere yanıt olarak kortizolü daha önce gösterildiği ölçüde veya aynı yönde üretmemektedir (Faustino, 2022). Normalde HPA ekseni tarafından tetiklenen nöroendokrin kaskadı düzenleyen prefrontal korteks, travmatik stres tarafından düzensizleştirilmekte ve tehdidi uygun şekilde değerlendirip HPA ekseni yanıtını düzenlemek için nörogeri bildirim sağlayamamaktadır (Faustino, 2022). Bu düzensizleşmiş stres yanıt sistemini daha da kötüleştiren limbik sistem, düzensiz duyusal ve görsel anılara duygusal değerlik kodlamakta ve böylece bireyler tehdidi yanlış algılamaya ve uyumsuz stres yanıt sistemlerini devreye sokmaya hazır hale gelmektedir (Faustino, 2022).

Çocukluk döneminde travmatik olayların meydana gelmesi, deneyim-beklentili fenomenlerin (örneğin miyelinizasyonun bozulması) veya deneyim-bağımlı fenomenlerin (örneğin çocukların olumlu yetişkin etkileşimleri aramasını pekiştirmek için çevresel uyaranların entegrasyonunun engellenmesi) önlenmesi yoluyla gelişimsel yörüngeyi değiştirebilmektedir (Faustino, 2022). Bu gelişimsel yörünge değişiklikleri duygusal, davranışsal ve bilişsel güçlüklere yol açabilmektedir (Faustino, 2022). Erken çocukluk döneminde bakıcıyla çocuk arasında kurulan ilişkinin duygu düzenleme stratejilerini etkilediği (Sümer vd., 2015) ve bağlanma travmasının yoğun duygusal sıkıntıya neden olarak duygu düzenleme kapasitesinin gelişimini engellediği bilinmektedir (Cabrera vd., 2024).Bağlanma ilişkisinin nörobiyolojik boyutu, bebeğin birincil bakıcılarla kurduğu bağın beyin gelişiminin nörobiyolojik programlanması ile erken bakım deneyimleri arasındaki bağlantıyı temsil ettiğini ortaya koymaktadır (Giannoulis vd., 2025). Çocuğun bakıcılara bağlanması, sağ hemisferin ve prefrontal korteks, orbitofrontal korteks ve limbik sistem gibi belirli beyin alanlarının gelişiminde rol oynamakta ve kişilerarası ilişkileri koşullandırmaktadır (Giannoulis vd., 2025). Erken bağlanma ilişkilerindeki bozulmalar, limbik ve kortikal sistemleri, duygusal düzenlemeyi ve sosyal bilişi olumsuz etkileyebilmekte; amigdala hiperaktif hale gelmekte ve prefrontal korteks daha az bağlantılı olmakta, böylece kişilerarası aşırı duyarlılık ve duygusal düzenleme sorunları artmaktadır (Virto-Farfan & Tafet, 2025).
6. Uyku, Bellek Konsolidasyonu ve Şemaların Duygusal İzlerinin Pekiştirilmesi
Şemaların duygusal bileşenlerinin neden bu denli dirençli olduğunu anlamak için, uyku sırasındaki bellek konsolidasyonu süreçlerini de değerlendirmek gerekmektedir. Sönme öğrenmesinin ardından, ventromedial prefrontal engram hücrelerindeki bellek konsolidasyonu, başarılı korku-sönme geri çağırması için—yani bazolateral amigdala aracılı inhibisyon yoluyla korku ifadesini bastırmak için—gereklidir (Chalah & Ayache, 2018). İnsan çalışmaları, ventromedial prefrontal korteksin kaynak bellek izinin entegre bir bellek şemasına dönüştürülmesinde rol oynadığını göstermiş olup bu süreç uykuya bağımlı bellek konsolidasyonuyla ilişkilendirilmiştir (Chalah & Ayache, 2018). Etiketleme mekanizmasının, duygusal bellek izlerini uyku sırasında yeniden aktivasyon ve konsolidasyon için hazırladığı ve ipuçları ile bağlam hakkındaki nötr ve olgusal bilginin bellek şemasına entegrasyonunu kolaylaştırarak yanıt örüntülerinin alışkanlık haline gelmesine ve duygusal yanıt üzerinde yukarıdan-aşağıya kontrole yardımcı olduğu teorize edilmektedir (Chalah & Ayache, 2018).REM uykusu sırasında, noradrenalin yokluğu sayesinde depotansiyasyon teşvik edilerek duygusal bir bellek izinin sıkıntı verici kısmını temsil eden limbik sinapsların ayrışması için gerekli koşullar sağlanabilmektedir (Chalah & Ayache, 2018). Uykunun amigdalanın merkezi çekirdeğindeki—otonom ve endokrin yanıtları yöneten—sinaptik yapıları zayıflattığı, buna karşın medial prefrontal korteks dahil neokortikal duyusal ve çağrışım alanlarıyla karşılıklı bağlantıları olan bazolateral amigdaladaki sinaptik yapıları güçlendirdiği gösterilmiştir (Chalah & Ayache, 2018). Bu bulgular, uykunun duygusal yanıtın ayrışmasına yardımcı olduğu ve mPFC bölgelerinden yukarıdan-aşağıya kontrolü güçlendirdiği fikriyle uyumludur (Chalah & Ayache, 2018).
Bu mekanizma, şema terapisi açısından çift yönlü bir anlam taşımaktadır: Bir yandan uyku, duygusal bellek izlerinin konsolidasyonunu ve şema yapısına entegrasyonunu kolaylaştırarak şemaların pekişmesine katkıda bulunabilmekte; öte yandan, terapötik müdahaleler sonrasında yeni öğrenilen duygusal deneyimlerin de aynı mekanizma aracılığıyla konsolide edilmesi mümkün olmaktadır. Ancak kronik stres ve uyku bozuklukları—ki bunlar erken dönem uyumsuz şemalara sahip bireylerde sıklıkla görülmektedir—bu konsolidasyon sürecini bozarak terapötik kazanımların kalıcılığını tehlikeye atabilmektedir.
7. Bilişsel Davranışçı Müdahalelerin Nöral Etki Mekanizmaları ve Şema Düzeyindeki Sınırlılıkları
Bilişsel davranışçı terapinin (BDT) nöral etki mekanizmalarına ilişkin bulgular, şema düzeyindeki değişimin neden daha derin müdahaleler gerektirdiğini anlamak için önemli bir karşılaştırma zemini sunmaktadır. BDT sonrasında, duyguların üretimi ve kontrolüne ayrılmış afektif ve bilişsel ağların işlevinde modülasyon gözlemlenmektedir (Garland vd., 2014). BDT, amigdala-hipokampal kompleksteki (aşağıdan-yukarıya duygu süreçlerinde rol oynayan) aktiviteyi azaltarak ve/veya duyguların yukarıdan-aşağıya bilişsel kontrolünde rol oynayan kortikal alanların (PFC, OFC ve ACC) aktivitesini iyileştirerek etki gösterebilmektedir (Garland vd., 2014). Depresyon, şemaların sürekli aktivasyonundan kaynaklanan otomatik süreçlerin seçici güçlenmesini ve/veya bu olumsuz içerikler üzerindeki bilişsel inhibitör kontrolün seçici bozulmasını içermektedir (Garland vd., 2014). Dolayısıyla, bozuklukla ilişkili uyumsuz şemaların deaktive edilmesi ve daha yansıtıcı, gerçekçi ve uyumlu düşünce ve davranış modlarına erişimin güçlendirilmesi, BDT'nin temellerini oluşturmaktadır (Garland vd., 2014).BDT sonrasında fronto-limbik sistemin parçası olan beyin bölgelerinde—singulat korteks, prefrontal korteks ve amigdala-hipokampal kompleks—değişiklikler meydana gelmektedir (Garland vd., 2014). Ancak bu alanlardaki aktivasyon ve bağlantı örüntüsü çalışmalar arasında farklılık göstermektedir (Garland vd., 2014). BDT sonrasında hastalar, pozitif kelimelerin kendilerini tanımladığını değerlendirdiklerinde ventral ACC ve medial PFC aktivitesinde artış sergilemişlerdir (Garland vd., 2014). Başlangıçta, kontrollere kıyasla hastalar ventromedial PFC'de azalmış aktivite, amigdalada duygusal ve nötr uyaranlar arasında azalmış ayrım ve anterior temporal lobda değerlikle ilişkili aktivitede olumsuzluk yanlılığı sergilemiş olup bunların tümü BDT sonrasında tersine dönmüş ve belirti iyileşmesiyle paralel seyretmiştir (Garland vd., 2014).
Ancak bu bulgular, BDT'nin şema düzeyindeki değişim kapasitesinin sınırlılıklarını da ortaya koymaktadır. BDT'nin modülatör etkileri, daha önce bahsedilen dorsal bilişsel ve ventral limbik ağlar içinde yer almaktadır (Garland vd., 2014). Bu, BDT'nin ağırlıklı olarak kortikal düzeyde—yani deklaratif bellek ve bilinçli bilişsel süreçler düzeyinde—etki gösterdiğini düşündürmektedir. Şemaların örtük bellek sistemlerinde kodlanmış duygusal bileşenleri ise bu kortikal düzey müdahalelere daha az yanıt vermektedir; bu durum, "mantıken yanlış olduğunu biliyorum ama duygusal olarak ikna olamıyorum" deneyiminin terapötik süreçteki karşılığıdır.
8. Prefrontal Korteksin Duygusal Düzenleme Üzerindeki Rolü ve Klinik Çıkarımlar
Prefrontal korteksin duygusal düzenleme üzerindeki rolü, çok katmanlı bir nöral ağ yapısı içinde anlaşılmalıdır. PFC, duyguların bilişsel düzenlenmesinden sorumlu en kritik beyin yapılarından biri olup özellikle ventrolateral ve ventromedial prefrontal korteksler (VLPFC ve vmPFC) ile dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC) bu işlevde belirleyici rol oynamaktadır (Șerban vd., 2025). Nucleus accumbens, amigdala ve insula gibi subkortikal alanlar (uyaranların ödül ve olumsuz özellikleriyle ilişkili) PFC'nin karşılıklı projeksiyonları aracılığıyla modüle edilmekte ve bu projeksiyonlar limbik sistemin belirli bir kararlılık derecesini sürdürmesine yardımcı olmaktadır (Șerban vd., 2025). Yürütücü ağlar, hassas dönemlerde gelişerek ve genişleyerek limbik sistemin derinliklerindeki diğer nöral ağlarla yüksek düzeyde bağlantılı hale gelmektedir (Șerban vd., 2025).Korku ve anksiyetenin nöral ağı başlıca anterior singulat korteks (ACC), ventromedial prefrontal korteks (vmPFC) ve amigdaladan oluşmaktadır (Șerban vd., 2025). Bireylerin travmayla ilişkili uyaranlara yönelik duygusal işlemeyi artırmak için yeterli düzeyde korku ve anksiyeteyi "aktive etmeleri" ve tehlike veya tehdit durumlarını (epizodik bellekteki koşullanmış stresli uyaran) işleyerek sağlıklı bir tepki uyandırmaları gerekmektedir (Șerban vd., 2025). Bu ilke, şema terapisindeki yaşantısal tekniklerin—imgeleme çalışmaları, sandalye diyalogları ve sınırlı yeniden ebeveynlik—nörobiyolojik gerekçesini oluşturmaktadır: Şemanın duygusal bileşeninin değişimi için önce bu bileşenin aktive edilmesi, ardından güvenli bir terapötik bağlamda prefrontal kontrolün yeniden kurulması gerekmektedir.
Nörobilimsel bulguların psikoterapiye çevirisi bağlamında, prefrontal alanlarla ilişkili bilişsel mekanizmalara dayanan psikoterapötik teknikler—mantıksal akıl yürütme (örneğin duygu etiketleme), problem çözme, bilişsel yeniden değerlendirme, bilişsel yeniden yapılandırma, hastanın öz-temsillerinin modifikasyonu ve farkındalık—bu düzenlemenin yetersizliğini gidermede ve olumsuz duygusal uyaranlara tepkiyi modüle etmede yardımcı olabilmektedir (Giannoulis vd., 2025). Ancak bu tekniklerin etkinliği, prefrontal-limbik bağlantının işlevsellik düzeyine bağlıdır; şema tetiklenmesi anında bu bağlantı bozulduğunda, salt bilişsel teknikler yetersiz kalmaktadır.
9. Duygu Düzenleme Stratejilerinin Nöral Farklılıkları: Yeniden Değerlendirme ve Bastırma
Şema tetiklenmesi anında bireylerin başvurduğu duygu düzenleme stratejilerinin nöral düzeydeki farklılıkları, bilişsel-duygusal ayrışmanın mekanizmasını daha da aydınlatmaktadır. Olumsuz duygunun yeniden değerlendirilmesi, güçlendirilmiş prefrontal yanıtla birlikte zayıflatılmış amigdala yanıtını içerirken, bastırma prefrontal yanıtın zaman seyrini değiştirmekte (geciktirmekte) ve olumsuz duygusal bilgiye amigdala yanıtını güçlendirmektedir (Pasteuning vd., 2025). Düzenleyici strateji olarak bastırmaya dayanan bireyler, yeniden değerlendirme kullanma eğiliminde olan bireylere kıyasla olumsuz duygusal bilgiye karşı daha fazla amigdala aktivasyonu sergilemektedir (Pasteuning vd., 2025). Dolayısıyla, bilişsel kontrol devrelerindeki hipoaktivasyon otomatikleşmiş tepkileri etkili biçimde inhibe edememeye yol açabilirken, olumsuz duyguların ve dürtülerin bastırılması sırasında frontal-yürütücü kaynakların aşırı ve zamanlama açısından uygunsuz hiperaktivasyonu da duygusal çatışmayı çözmede başarısız olabilmektedir (Pasteuning vd., 2025).
Bu bulgu, şema terapisi pratiği açısından kritik bir çıkarım sunmaktadır: Şema tetiklenmesi anında bireyin "mantıksal olarak yanlış olduğunu bilmesi" çoğu zaman bir bastırma stratejisi olarak işlev görmekte ve paradoksal biçimde amigdala aktivasyonunu artırarak duygusal deneyimi yoğunlaştırmaktadır. Nörogörüntüleme araştırmaları, duygu düzenlemenin yukarıdan-aşağıya bilişsel kontrole hizmet eden dorsal bir beyin sistemi (dlPFC, dACC, parietal korteks) ile aşağıdan-yukarıya duygusal dürtülere hizmet eden ventral bir beyin sisteminden (amigdala, striatum) oluşan karşılıklı, çift-sistemli bir nöral ağ modeli için kanıt sağlamıştır (Pasteuning vd., 2025). Düzenlenmemiş duygu durumunda, olumsuz duygular bağlamında fronto-parietal devreden amigdalaya ve ödül bağlamında ventral striatuma yetersiz veya zayıflamış yukarıdan-aşağıya kontrol söz konusudur; ACC ile prefrontal korteks arasındaki bağlantı kopukluğu ve ACC ile limbik-striatal bölgeler arasındaki aşırı bağlantı bu işlev bozukluğunu güçlendirmektedir (Pasteuning vd., 2025).
10. Duygudurum Bozukluklarında Yeniden Değerlendirme Başarısızlığı ve Şema Direnci
Duygudurum bozukluklarında duygu düzenleme stratejilerinin özgüllüğü ve kararlılığı üzerine yapılan araştırmalar, majör depresif bozukluk ve sosyal anksiyete bozukluğu hastalarının bastırma ve ruminasyona daha fazla başvurma eğiliminde olduğunu ve olumsuz bilişlerle başa çıkarken yeniden değerlendirme stratejilerini kullanma olasılıklarının genel olarak daha düşük olduğunu ortaya koymuştur (Beck vd., 2012). Ayrıca, duygudurum bozukluğu hastaları olumsuz duygusal uyaranların yeniden değerlendirilmesine giriştiğinde, bunu daha az başarılı biçimde gerçekleştirmekte ve sağlıklı kontrollere kıyasla sağ prefrontal kortekste (dorsal ACC, amigdala, anterior temporal kutup ve insula dahil) artan aktivasyon ile sol prefrontal kortekste azalan aktivasyon sergilemektedirler (Beck vd., 2012). Bu bulgular, yeniden değerlendirme başarısızlığının şema direncinin nöral bir karşılığı olabileceğini düşündürmektedir.Duyguların bilişsel kontrolü, orbitofrontal korteks (OFC), anterior singulat korteks (ACC) ve prefrontal korteks (PFC) gibi çeşitli üst-düzey kortikal alanları içeren dorsal ağ olarak bilinen bir ağı kapsamaktadır; bu alanlar aynı zamanda çalışma belleği, akıl yürütme, problem çözme ve öz-referanslı işleme gibi üst-düzey bilişsel işlevlere de katılmaktadır (Garland vd., 2014). Medial PFC ağları, gelişimsel olarak erken olgunlaşarak duygusal davranışların kontrolünü üstlenmekte ve amigdala aktivitesi üzerinde yukarıdan-aşağıya kontrol uygulamaktadır; buna karşın dlPFC ve ventrolateral PFC (vlPFC) gibi lateral PFC yapıları daha geç gelişmekte ve daha karmaşık işlevlere—üst-düzey yürütücü işleme gibi—hizmet etmektedir (Wilson vd., 2011). Lateral PFC'nin OFC, dmPFC, hipokampüs, kaudat, talamus ve birincil ile ikincil çağrışım korteksleriyle kapsamlı bağlantıları bulunmakta ve limbik aktiviteyi bu çok sayıda "dolaylı" bağlantı aracılığıyla modüle etmektedir (Wilson vd., 2011).
11. Aile Riski, Nöral Yatkınlık ve Şemaların Kuşaklararası Aktarımı
Depresyon için aile riskinin nöral boyutları, şemaların kuşaklararası aktarımının nörobiyolojik temelini aydınlatmaktadır. Depresif çocuklarda ve majör depresif bozukluk riski taşıyan gençlerde duygusal tepkiselliğin nöral yönlerini inceleyen araştırmacılar, dorsal kortikal bölgelerin azalmış düzenleyici kontrolü aracılığıyla güçlendirilmiş limbik işleme çerçevesi önermişlerdir (Gotlib vd., 2014). Okul öncesi dönemde başlayan depresyon öyküsü olan çocukların yüksek amigdala aktivasyonuyla karakterize olduğu gösterilmiştir (Gotlib vd., 2014). Depresyon için aile riski taşıyan bireylere ilişkin az sayıdaki işlevsel nörogörüntüleme çalışmasının sonuçları, duygu işleme beyin bölgelerinde ve devrelerinde (amigdala gibi) güçlü aşağıdan-yukarıya nöral yanıtların, yukarıdan-aşağıya düzenleyici bölgelerdeki (dorsolateral prefrontal korteks gibi) hipo-yanıtlılıkla birleştiğinde, daha önce tanımlanan olumsuz bilgi işleme yanlılıklarına katkıda bulunduğu formülasyonuyla genel olarak tutarlıdır (Gotlib vd., 2014).Yüksek riskli kız çocuklarının olumsuz duygunun detaylandırılması sırasında, düşük riskli akranlarına kıyasla amigdala ve ventrolateral prefrontal korteks dahil olmak üzere olumsuz duygu deneyimiyle ilişkilendirilen beyin alanlarında daha fazla aktivasyon sergilediği bulunmuştur (Gotlib vd., 2014). Bu bulgular, şemaların yalnızca bireysel deneyimlerle değil, aynı zamanda aile ortamı aracılığıyla aktarılan nöral yatkınlıklarla da şekillendiğini düşündürmektedir. Duygu işleme ağı serotonin nörotransmisyonu tarafından modüle edilmekte ve amigdala, anterior singulat korteks ile medial prefrontal korteksi içermekte; ödül ağı ise dopamin tarafından modüle edilmekte ve ventral striatum ile orbital ve medial prefrontal korteksleri kapsamaktadır (Gotlib vd., 2014).
12. Prefrontal-Limbik Bağlantının Yeniden Kurulması: Terapötik Değişimin Nörobiyolojisi
Şema terapisinde terapötik değişimin nörobiyolojik mekanizması, prefrontal-limbik bağlantının yeniden kurulması ve güçlendirilmesi olarak kavramsallaştırılabilir. Empati ifade etme, sosyal katılım sistemini güçlendirme, bilişsel sınırlama sağlama (gerçeklik testine yardımcı olma, hastanın kendi ürettiği içsel ve dışsal duyusal bilgiyi doğru biçimde ayırt etmesine ve değerlendirmesine yardımcı olma) gibi destekler, yoğun uyarılmayı geçici olarak azaltmakta (amigdala aktivasyonunu düşürmekte) ve olumsuz belirginliği azaltarak ventrolateral prefrontal korteksi aktive etmektedir (Şengönül, 2017). Bu süreç, limbik yapıların (insula, amigdala) prefrontal düzenleyici alanlarla (dorsomedial prefrontal korteks) entegrasyonunu güçlendirerek duygu işleme ve öz-farkındalığı iyileştirebilmektedir (Şengönül, 2017).Nöroplastisite bulguları, terapötik değişimin biyolojik olarak mümkün olduğunu desteklemektedir. Farkındalık programları, yapılandırılmış egzersiz, bilişsel-davranışçı terapi, nörogeri bildirim ve bağlantı-güdümlü invaziv olmayan beyin stimülasyonunun her birinin—bazen haftalar içinde—atrofiye uğramış korteksi kalınlaştırdığı, aşırı tepkisel bir amigdalayı küçülttüğü veya kopmuş bağlantıları yeniden kurduğu gösterilmiş olup bunlara enerji, duygudurum ve bilişsel kontrolde paralel klinik kazanımlar eşlik etmektedir (Jiang, 2024). Uzunlamasına veriler, prefrontal kalınlık ve kaudat hacminin iyileşebildiğini, amigdala büyümesinin ise daha uzun süre devam edebildiğini göstermektedir (Jiang, 2024). Bu bulgu, şema terapisinin uzun süreli bir tedavi süreci gerektirmesinin nörobiyolojik gerekçesini oluşturmaktadır: Prefrontal düzenleyici kapasitenin yeniden inşası görece hızlı olabilirken, amigdaladaki yapısal değişikliklerin—ve dolayısıyla şemaların duygusal bileşenlerinin—normalleşmesi çok daha uzun bir zaman dilimi gerektirmektedir.
Diyalektik davranış terapisinin (DBT) nörogörüntüleme bulguları, fronto-limbik devreleri modüle ederek prefrontal kortikal düzenlemeyi güçlendirdiğini ve amigdaladaki hiperaktiviteyi azalttığını, böylece dürtü kontrolü ve duygusal tepkiselliği iyileştirdiğini düşündürmektedir (Virto-Farfan & Tafet, 2025). Prefrontal korteksten amigdalaya yukarıdan-aşağıya düzenleyici kontroldeki azalma, özellikle korku ve öfkeye yanıt olarak duygusal tepkiselliği artırmakta ve bu bozulmuş düzenleme dürtüsellik ve duygusal kararsızlığa yol açabilmektedir (Virto-Farfan & Tafet, 2025). Prefrontal korteks (PFC) ile amigdala ve hipokampüs gibi limbik yapılar arasındaki düzensiz bağlantı, BPD'de duygusal ve bilişsel süreçlerin entegrasyonunu bozmakta, karar verme sırasında duygu düzenleme eksikliklerini kötüleştirmekte ve yüksek stres düzeylerinde etkili bilişsel kontrolü engellemektedir (Virto-Farfan & Tafet, 2025).
13. Somatik İşaretleyiciler, Ventromedial Prefrontal Korteks ve Şemaların Bedensel Boyutu
Şemaların yalnızca bilişsel ve duygusal değil, aynı zamanda bedensel bileşenlere de sahip olduğu, somatik işaretleyici hipotezi çerçevesinde nörobiyolojik olarak desteklenmektedir. Bu somatik işaretleyiciler ventromedial prefrontal korteks (vmPFC) ve amigdalada deneyimlenmektedir (Kinley & Reyno, 2016). vmPFC, otantik bilgiyi duygusallığı da içeren biyodüzenleyici durumlarla bağlamaktadır (Kinley & Reyno, 2016). Duyguların bütünleyici bir rolü, karmaşık senaryolarda bile hızlı rasyonel kararlar verme yeteneğimiz içinde yer almaktadır (Kinley & Reyno, 2016). Bu bulgu, şema tetiklenmesi anında yaşanan bedensel duyumların—göğüste sıkışma, mide bulantısı, kas gerginliği gibi—rastgele semptomlar olmadığını, aksine vmPFC ve amigdalada kodlanmış somatik işaretleyicilerin yeniden aktivasyonunu temsil ettiğini göstermektedir.Medya şiddetine aşırı maruziyetin prefrontal korteks ve uyarılma ile ilişkili beyin bölgelerinin gelişimini bozduğu, frontal ve limbik bölgelerin gelişimini geciktirdiği ve duyguları ve davranışları kontrol eden prefrontal mekanizmalardaki aktiviteyi azaltmada önemli rol oynadığı gösterilmiştir (Malhi vd., 2013). Duygular, duygu-duyarlı limbik alanlarla prefrontal bölgelerin aktivasyonu aracılığıyla düzenlenmekte olup prefrontal korteks çocukluk ve ergenlikte olgunlaşmadığından, aşırı maruziyetler prefrontal-limbik iletişimi bozmakta ve duygu düzenleme üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır (Malhi vd., 2013). Bu gelişimsel perspektif, erken dönem uyumsuz şemaların neden çocukluk ve ergenlik döneminde—prefrontal korteksin henüz tam olgunlaşmadığı dönemlerde—daha kolay oluştuğunu ve neden yetişkinlikte değiştirilmesinin bu denli güç olduğunu açıklamaktadır.
14. Klinik Sentez: Bilişsel-Duygusal Ayrışmanın Terapötik Yönetimi
Yukarıda sunulan nörobiyolojik kanıtlar, şema terapisinde bilişsel-duygusal ayrışmanın yönetimi için birkaç temel klinik ilkeyi desteklemektedir:
Birincisi, salt bilişsel müdahalelerin yetersizliği nörobiyolojik olarak temellendirilmiştir. Deklaratif bellek sistemlerinde gerçekleştirilen güncellemeler (bilişsel yeniden yapılandırma), örtük bellek sistemlerinde kodlanmış duygusal izlere otomatik olarak transfer olmamaktadır. Prefrontal korteks ile amigdala arasındaki bağlantıların duygusal ve bilişsel tepkilerin entegrasyonu için büyük önem taşıdığı (Raedt, 2006) ve bu bağlantının şema tetiklenmesi anında bozulduğu göz önüne alındığında, terapötik müdahalelerin her iki bellek sistemini de hedeflemesi gerekmektedir.İkincisi, yaşantısal tekniklerin nörobiyolojik gerekçesi güçlüdür. Bireylerin travmayla ilişkili uyaranlara yönelik duygusal işlemeyi artırmak için yeterli düzeyde korku ve anksiyeteyi aktive etmeleri ve tehlike durumlarını işleyerek sağlıklı bir tepki uyandırmaları gerekmektedir (Șerban vd., 2025). Bu ilke, şema terapisindeki imgeleme çalışmalarının ve sandalye diyaloglarının amigdalayı kontrollü biçimde aktive ederek yeni duygusal deneyimlerin kodlanmasını sağlaması gerektiğini desteklemektedir.
Üçüncüsü, terapötik ilişkinin kendisi bir nöral düzenleme aracıdır. Empati ifade etme ve sosyal katılım sistemini güçlendirme gibi terapötik destekler, amigdala aktivasyonunu azaltarak ve ventrolateral prefrontal korteksi aktive ederek limbik yapıların prefrontal düzenleyici alanlarla entegrasyonunu güçlendirmektedir (Şengönül, 2017). Şema terapisindeki "sınırlı yeniden ebeveynlik" kavramı, bu nöral mekanizmayı doğrudan hedeflemektedir.
Dördüncüsü, terapötik değişim uzun süreli ve aşamalı bir süreçtir. Prefrontal kalınlık ve kortikal yapılar görece hızlı iyileşebilirken, amigdala büyümesi daha uzun süre devam edebilmektedir (Jiang, 2024). Bu bulgu, şema düzeyindeki değişimin neden aylarca hatta yıllarca süren bir terapötik süreç gerektirdiğini nörobiyolojik olarak açıklamaktadır.
Sonuç olarak, "mantıken yanlış olduğunu biliyorum ama duygusal olarak ikna olamıyorum" deneyimi, deklaratif ve örtük bellek sistemleri arasındaki yapısal ve işlevsel ayrışmanın, prefrontal-limbik bağlantı bozukluğunun ve amigdalanın stres koşullarında prefrontal kontrolü baskılama kapasitesinin doğrudan bir klinik yansımasıdır. Şema terapisinin yaşantısal, ilişkisel ve bilişsel bileşenleri bir arada kullanması, bu çok katmanlı nörobiyolojik gerçekliğe yanıt veren bütüncül bir terapötik strateji olarak değerlendirilmelidir; zira şemaların kalıcı değişimi, yalnızca kortikal düzeyde bilişsel güncelleme ile değil, aynı zamanda limbik düzeyde yeni duygusal deneyimlerin kodlanması, konsolide edilmesi ve prefrontal-limbik bağlantının yeniden kurulması ile mümkün olmaktadır.
Kaynakça
Beck, A., Haigh, E. & Baber, K. (2012). Biological underpinnings of the cognitive model of depression: A prototype for psychoanalytic research. The Psychoanalytic Review, 99(4), 515-537. https://doi.org/10.1521/prev.2012.99.4.515
Cabrera, Y., Koymans, K., Poe, G., Kessels, H., Someren, E. & Wassing, R. (2024). Overnight neuronal plasticity and adaptation to emotional distress. Nature Reviews Neuroscience, 25(4), 253-271. https://doi.org/10.1038/s41583-024-00799-w
Chalah, M. & Ayache, S. (2018). Disentangling the neural basis of cognitive behavioral therapy in psychiatric disorders: A focus on depression. Brain Sciences, 8(8), 150. https://doi.org/10.3390/brainsci8080150
Chmiel, J. & Kurpas, D. (2025). Burnout and the brain—A mechanistic review of magnetic resonance imaging (MRI) studies. International Journal of Molecular Sciences, 26(17), 8379. https://doi.org/10.3390/ijms26178379
Coulston, C., Tanious, M., Mulder, R., Porter, R. & Malhi, G. (2012). Bordering on bipolar: The overlap between borderline personality and bipolarity. Australian & New Zealand Journal of Psychiatry, 46(6), 506-521. https://doi.org/10.1177/0004867412445528
Faustino, B. (2022). Minding my brain: Fourteen neuroscience‐based principles to enhance psychotherapy responsiveness. Clinical Psychology & Psychotherapy, 29(4), 1254-1275. https://doi.org/10.1002/cpp.2719
Garland, E., Froeliger, B. & Howard, M. (2014). Mindfulness training targets neurocognitive mechanisms of addiction at the attention-appraisal-emotion interface. Frontiers in Psychiatry, 4. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2013.00173
Giannoulis, E., Nousis, C., Sula, I., Georgitsi, M. & Malogiannis, I. (2025). Understanding the borderline brain: A review of neurobiological findings in borderline personality disorder (BPD). Biomedicines, 13(7), 1783. https://doi.org/10.3390/biomedicines13071783
Gotlib, I., Joormann, J. & Foland‐Ross, L. (2014). Understanding familial risk for depression. Perspectives on Psychological Science, 9(1), 94-108. https://doi.org/10.1177/1745691613513469
Jiang, Y. (2024). A theory of the neural mechanisms underlying negative cognitive bias in major depression. Frontiers in Psychiatry, 15. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2024.1348474
Kinley, J. & Reyno, S. (2016). Project for a scientific psychiatry: A neurobiologically informed, phasic, brain-based model of integrated psychotherapy. Journal of Psychotherapy Integration, 26(1), 61-73. https://doi.org/10.1037/a0039636
Malhi, G., Bargh, D., Kuiper, S., Coulston, C. & Das, P. (2013). Modeling bipolar disorder suicidality. Bipolar Disorders, 15(5), 559-574. https://doi.org/10.1111/bdi.12093
Malhi, G., Byrow, Y., Fritz, K., Das, P., Baune, B., Porter, R. ... & Outhred, T. (2015). Mood disorders: Neurocognitive models. Bipolar Disorders, 17(S2), 3-20. https://doi.org/10.1111/bdi.12353
Pasteuning, J., Broeder, C., Broeders, T., Busby, R., Gathier, A., Kuzminskaite, E. ... & Vinkers, C. (2025). Mechanisms of childhood trauma: An integrative review of a multimodal, transdiagnostic pathway. Neurobiology of Stress, 37, 100737. https://doi.org/10.1016/j.ynstr.2025.100737
Raedt, R. (2006). Does neuroscience hold promise for the further development of behavior therapy? The case of emotional change after exposure in anxiety and depression. Scandinavian Journal of Psychology, 47(3), 225-236. https://doi.org/10.1111/j.1467-9450.2006.00511.x
Șerban, M., Toader, C. & Covache-Busuioc, R. (2025). Brain tumors, AI and psychiatry: Predicting tumor-associated psychiatric syndromes with machine learning and biomarkers. International Journal of Molecular Sciences, 26(17), 8114. https://doi.org/10.3390/ijms26178114
Şengönül, T. (2017). Negative effects of media on children and youth’ socialization process: A study on violent and aggressive behaviors. Cukurova University Faculty of Education Journal, 46(2), 368-398. https://doi.org/10.14812/cuefd.346149
Untitled. (2016). Journal of Qualitative Research in Education, 4(2). https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.4c2s
Ünal, E. & Gençöz, T. (2019). Child abuse/neglect and depressive symptomatology: The mediating roles of early maladaptive schemas. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 6(3), 227-243. https://doi.org/10.31682/ayna.562941
Virto-Farfan, H. & Tafet, G. (2025). Psychoneuroimmunoendocrinological and neuroanatomical basis of suicidal behavior: Potential therapeutic strategies with a focus on transcranial magnetic stimulation (TMS). Brain Behavior & Immunity - Health, 46, 101002. https://doi.org/10.1016/j.bbih.2025.101002
Wilson, K., Hansen, D. & Li, M. (2011). The traumatic stress response in child maltreatment and resultant neuropsychological effects. Aggression and Violent Behavior, 16(2), 87-97. https://doi.org/10.1016/j.avb.2010.12.007