1. Bağlanma Davranış Sisteminin Evrimsel Bir Hayatta Kalma Mekanizması Olarak Konumlandırılması
Bağlanma davranış sistemi, doğada yalnızca insana özgü olmayıp tüm memeli türlerde gözlemlenen, doğuştan var olan ve bağımsız hareket etme kapasitesinden yoksun yenidoğanın hayatta kalmasını sağlayan evrimsel bir sistemdir (Akçay vd., 2022; Doksat & Çiftçi, 2016; Sakman, 2021). Bu sistem, temel olarak iki kritik işlevi yerine getirmek üzere evrimleşmiştir: birincisi, bağlanma figürüne yakınlığın sürdürülmesi yoluyla tehlikelerden korunmak; ikincisi ise bağlanma figürünün sağladığı güvenle çevreyi bağımsız olarak keşfetmeyi mümkün kılmaktır (Akçay vd., 2022). Bowlby'nin kavramsallaştırmasında bağlanma, hayat boyu süren ve hayatta kalmak için biyolojik bir işlevi olan bir davranış olarak tanımlanmıştır (Çolak vd., 2021). Bu bağlamda bağlanma davranışı, bağlanılan kişiyle yakınlığı sağlayan ve sürdürmeye yardımcı olan her türlü davranış biçimine verilen isimdir (Çolak vd., 2021).İnsan yavrusunun doğumdan itibaren uzun bir süre boyunca bir başkasının bakımı olmaksızın hayatta kalması mümkün değildir (Çakmakçı & Karaca, 2017; Gülaçtı vd., 2022). Bu biyolojik gerçeklik, bağlanma davranış sisteminin evrimsel zorunluluğunu açıkça ortaya koymaktadır. Erken dönemde korunmasız insan yavrusunun, onu büyütecek ve yaşamsal destek verecek kişilerle gerekli fiziksel yakınlığı sağlamasını garantileyen bağlanma davranışsal sistemi, çocuğun bakım verenleriyle sürekli ve güçlü bir duygusal bağ kurmasını ve böylece bu kişilerin çocuğun hayatta kalmasına yardım etmesini sağlamak üzere evrimleşmiştir (Yıldızhan, 2017). Bowlby'nin bu formülasyonu, bağlanmanın salt duygusal bir fenomen olmadığını, aksine türün devamını garanti altına alan temel bir biyolojik adaptasyon olduğunu vurgular. Nitekim evrimsel bakış açısına göre bağlanma, ebeveynler için de kritik bir öneme sahiptir; çünkü çocuklarıyla genlerini gelecek nesillere taşıyabilmeleri ancak yavrunun hayatta kalmasıyla mümkündür (Algedik vd., 2019).
2. Yakınlık Arayışı (Proximity Maintenance) Mekanizmasının Hayatta Kalma Dinamiği
Bağlanma davranış sisteminin merkezinde yer alan yakınlık arayışı (proximity seeking/maintenance), evrimsel açıdan en temel hayatta kalma stratejilerinden birini oluşturmaktadır. Bowlby, bağlanma sistemini "uyum sağlamaya yönelik" bir sistem olarak değerlendirmiş ve bu sistemin birincil hedefinin çocuğun güvenliği için anneye olan yakınlığını düzenlemek olduğunu ileri sürmüştür (Çolak vd., 2021). Bu düzenleme mekanizması, çocuğu zarardan korur, tehlike ve tehdit edilmeye karşı korku cevabını azaltır ve rahatlama sağlar (Çolak vd., 2021). Bağlanma, belli bir figüre karşı yakınlık arama ve bu yakınlığı sürdürme isteği olarak tanımlanmakta olup bu sürdürmede duygusal bağlılık esastır (Çakmakçı & Karaca, 2017).Yakınlık arayışının hayatta kalma işlevi, özellikle tehlike ve stres anlarında belirginleşmektedir. Bağlanma davranışları — ağlama, izleme, tutunma, aksileşme gibi — genellikle primer bağlanma figürünün beklenmeyen ani yokluğu veya yeni tehdit edici bir uyaran gibi tehdit hallerinde ortaya çıkar (Akçay vd., 2022). Bu davranışsal repertuar, bebeğin bakım verenin dikkatini çekmesini, fiziksel yakınlığı yeniden tesis etmesini ve böylece potansiyel tehlikelerden korunmasını sağlayan evrimsel olarak programlanmış bir sinyal sistemidir. Bebeğin stres yaratan durumlar — ayrılık, korkma, acıkma gibi — esnasında güvenli bir liman olarak gördüğü bakım verene yönelmesi, bağlanma sisteminin aktive olmasının doğrudan bir göstergesidir ("Untitled", 2016).
Bu mekanizmanın etolojik temelleri düşünüldüğünde, yakınlık arayışının yalnızca insana özgü olmadığı, doğadaki tüm memeli türlerde benzer örüntülerin gözlemlendiği görülmektedir (Akçay vd., 2022). Hayvan çalışmalarında, yavrunun ana figürden ayrılmasının veya yabancı ortamlarda tutulmasının yoğun stres tepkilerine yol açtığı gösterilmiştir (Yiğit, 2023). Doğum sonrası ana-yavru arasındaki bağın zayıflaması, yavrunun hayatta kalma şansını doğrudan olumsuz etkilemektedir (Yiğit, 2023). Bu etolojik bulgular, yakınlık arayışının türler arası evrensel bir hayatta kalma mekanizması olduğunu desteklemektedir.
3. Tehlike ve Stres Anında Bağlanma Sisteminin Aktivasyonu
Bağlanma davranış sistemi, bir "set-goal" (hedef-ayar) mekanizması olarak işlev görmektedir: birey ile bağlanma figürü arasındaki mesafe belirli bir eşiğin üzerine çıktığında veya çevresel bir tehdit algılandığında sistem aktive olur ve yakınlığı yeniden tesis etmeye yönelik davranışları harekete geçirir. Bu aktivasyon süreci, evrimsel açıdan hayatta kalma olasılığını maksimize eden bir geri bildirim döngüsü olarak kavramsallaştırılabilir.Bağlanma ihtiyacının hastalık ve benzeri stresör olaylar — doğum, ayrılık, ölüm, organ kaybı gibi — tarafından aktive edilebileceği vurgulanmıştır (Akçay vd., 2022). Bu durum, bağlanma sisteminin yalnızca bebeklik dönemine özgü olmadığını, yaşam boyu süren bir hayatta kalma mekanizması olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Stres durumlarında bağlanma davranışlarının belirginleşmesi ve dayanıklılığının artması, sistemin adaptif doğasının bir yansımasıdır (Çakmakçı & Karaca, 2017).

Evrimsel perspektiften değerlendirildiğinde, korku ve kaygı gibi duygusal tepkiler, üreme, harekete
geçme ve hayatta kalma gibi önemli işlevlerde bireylere yardımcı olmak üzere evrimleşmiştir (Özer, 2018). Korku, genellikle fiziksel tehditlere tepki olarak yaşanmakta ve bireylerin olumsuz durumlardan ve tehlikeli sonuçlanabilecek olaylardan uzak kalmalarına yardımcı olarak çevreye adapte olmalarını ve hayatta kalmalarını sağlamaktadır (Özer, 2018). Bağlanma sistemi, bu evrimsel korku tepkisini düzenleyen bir üst mekanizma olarak işlev görmektedir: bağlanma figürünün varlığı, tehdit karşısında korku cevabını azaltır ve rahatlama sağlar (Çolak vd., 2021). Başka bir deyişle, bağlanma sistemi, stres ve tehlike anında aktive olan korku sistemini modüle eden bir "tampon mekanizma" olarak çalışmaktadır.Bu tampon mekanizmanın nörofizyolojik temelleri de dikkat çekicidir. Güvenli bağlanma sistemi, birçok nörofizyolojik parametrenin düzenlenmesiyle kendi kendini kontrol edebilme yeteneğinin gelişmesini sağlar (Çolak vd., 2021). Annenin çocuğun ihtiyaçlarına yönelik duyarlılığı yeteri kadar düzenli seyrettiğinde güvenli bağlanma sistemi şekillenir ve bu sistem çocuğu yüksek düzey stresten koruyan bir mekanizma teşkil eder (Çolak vd., 2021). Hayvan çalışmaları, ihmale maruz kalma ve diğer zorlayıcıların, tehdit edici uyarana karşı duygusal tepkileri artırdığını göstermiştir; bu durumun biyolojik açılımı amigdalanın verdiği tepki cevabıyla açıklanmaktadır (Çolak vd., 2021). Benzer şekilde, insanlarda da erken dönemde fiziksel ve cinsel istismara maruz kalma durumunda, amigdalanın tepki cevabı sayesinde duygusal tepkilerin artmasını takiben travma sonrası stres bozukluğu gelişme ihtimali yükselmektedir (Çolak vd., 2021).
4. Bağlanma Sisteminin Savunma Motivasyon Sistemiyle Etkileşimi
Bağlanma davranış sisteminin hayatta kalma işlevi, organizmadaki daha geniş savunma motivasyon sistemleriyle entegre bir biçimde çalışmaktadır. Organizmada temelde iki temel motivasyon sistemi tanımlanmaktadır: olumlu uyaranlara (ödül) verilen yaklaşma yanıtları ve olumsuz uyaranlara (tehdit, ceza) verilen savunma yanıtları (Kılıç, 2019). Savunma motivasyon sistemi, bireyin savaş veya kaçma durumlarında harekete geçmesini sağlar ve olumsuz bir durumla karşılaşıldığında kendini koruma amacıyla devreye girer (Kılıç, 2019). Bağlanma sistemi, bu savunma motivasyon sistemiyle paralel bir işleyiş sergilemektedir; tehdit algılandığında bağlanma figürüne yönelme, esasen savunma motivasyonunun sosyal bir uzantısıdır.Evrimsel olarak beyin, hayatta kalmaya odaklı bir sistematik içinde ödül ve ceza olarak adlandırılan olumlu ve olumsuz duygu durumlarından türeyen yaklaşma ve kaçınma şeklinde iki temel motivasyona sahiptir (İrk & Gürses, 2024). Bağlanma sistemi, bu iki temel motivasyonu birleştiren bir üst düzey düzenleyici olarak işlev görmektedir: tehlike anında kaçınma motivasyonu aktive olurken, bağlanma figürüne yaklaşma motivasyonu eş zamanlı olarak devreye girer. Bu çift yönlü aktivasyon, bebeğin hem tehlikeden uzaklaşmasını hem de güvenli bir sığınağa yönelmesini sağlayarak hayatta kalma olasılığını optimize eder.
Sempatik ve parasempatik sinir sistemi arasındaki denge, bu süreçte kritik bir rol oynamaktadır. Sempatik sinir sistemi bireyi uyandırır, uyarır ve harekete geçirirken; parasempatik sinir sistemi sakinleşmeyi, rahatlamayı ve huzur hissini sağlar (Nas & Kardaş, 2022). Bağlanma figürünün varlığı, tehdit anında aktive olan sempatik sistemin yatışmasını ve parasempatik sistemin devreye girmesini kolaylaştırarak fizyolojik homeostazinin yeniden tesisine katkıda bulunur. Bu nörofizyolojik düzenleme, bağlanma sisteminin yalnızca davranışsal değil, aynı zamanda fizyolojik düzeyde de bir hayatta kalma mekanizması olarak işlev gördüğünü göstermektedir.
5. Sosyal Bağ Kurmanın Evrimsel Zorunlulu ve Hayatta Kalma
Bağlanma davranış sisteminin hayatta kalma işlevi, yalnızca bireysel düzeyde değil, aynı zamanda türün sosyal organizasyonu bağlamında da değerlendirilmelidir. İlk insanlar hayatta kalmak ve nesillerinin devam etmesi amacıyla küçük gruplar halinde yaşamaktaydılar; iş birlikçi yaşam tarzı enerjilerini korumalarına ve refah halinde yaşam sürmelerine olanak tanıyordu (Kılıç, 2019). Bu evrimsel gerçeklik, bağlanma sisteminin bireysel hayatta kalmanın ötesinde, sosyal bağ kurma kapasitesinin gelişiminde de temel bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.

Gruptan dışlanmanın bireyin ait olma ihtiyacına yönelik bir tehdit oluşturduğu ve hayatta kalmasını önemli ölçüde tehlikeye attığı belirtilmiştir (Özer, 2018). Bu bulgu, bağlanma sisteminin evrimsel işlevinin yalnızca bebek-bakım veren ilişkisiyle sınırlı olmadığını, daha geniş bir sosyal bağlam içinde hayatta kalma stratejisinin temelini oluşturduğunu göstermektedir. Evrimleşmesini büyük ölçüde sosyalleşerek gerçekleştiren birey, çevresiyle sağlıklı ilişkiler kurabilme kapasitesini bağlanma sistemi aracılığıyla geliştirmiştir (Keskin & Ulusan, 2016). Sosyal reddedilme veya algılanan ret tehdidi, stres hormonu kortizol salınımında ve proinflamatuar sitokinlerin üretiminde artışa sebebiyet vermektedir (Kılıç, 2019); bu fizyolojik tepkiler, sosyal bağın kopmasının organizma için gerçek bir hayatta kalma tehdidi olarak algılandığının biyolojik kanıtlarıdır.İnsan yavrusunun uzun süre yüksek ebeveyn yatırımına ihtiyaç duyması, bağlanma sisteminin evrimsel baskısını artıran temel bir faktördür. İki ebeveyni bir arada olan çocukların daha kaliteli bakım alarak hayatta kalma ve üreme yaşına kadar yaşama olasılıkları daha fazladır (Yıldızhan, 2017). Bu durum, bağlanma sisteminin yalnızca bebek-anne dyadında değil, ebeveynler arası bağlanma düzeyinde de hayatta kalma işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Yetişkinlikte romantik partnerlerin birbirine bağlanmasında ve uzun süreli yakın ilişkiler kurmasında rol alan bağlanma davranışsal sistemi (Yıldızhan, 2017), esasen yavrunun hayatta kalma şansını artıran bir ebeveyn iş birliği mekanizmasının evrimsel uzantısıdır.
6. Bağlanma Sisteminin Yaşam Boyu Süren Hayatta Kalma İşlevi
Bağlanma sisteminin hayatta kalma işlevi, bebeklik dönemiyle sınırlı kalmayıp yaşam boyu devam eden bir adaptif mekanizma olarak sürmektedir. Bağlanma kuramı, bağlanmanın yaşamsal önemini vurgulaması ve ömür boyu bağ kurma ihtiyacının normalliğine işaret etmesi açısından özgün bir yaklaşım ortaya koymaktadır (Altınörs, 2023). Yaşamın en erken döneminde kurulan güvenli bağın sevme, önemseme, yardım etme ve yardım isteme potansiyelini şekillendirdiği ve yaşam boyu tüm yakın ilişkilerdeki duygu ve davranışların düzenlenmesinde kritik bir faktör olduğu belirtilmektedir (Altınörs, 2023).Bağlanma, yalnızca tek bir kişiyle kurulmayan, sınırlı sayıda önemli diğerlerinden oluşan hiyerarşik bir ağ olarak işlev görmektedir (Altınörs, 2023). Bu hiyerarşik yapı, gelişimsel süreçte değişmekte ve birincil bağlanma figürü zamanla ebeveynden arkadaşa, arkadaştan eşe transfer edilmektedir (Altınörs, 2023). Ancak annenin statüsü değişse de her zaman bağlanma ağında yeri olduğu ve yaşamdaki gelişimsel dönüm noktalarında annenin hiyerarşideki birincil pozisyona tekrar yükselebildiği belirtilmektedir (Altınörs, 2023). Bu dinamik yapı, bağlanma sisteminin yaşam boyu süren bir güvenlik ağı olarak işlev gördüğünü ve farklı gelişimsel dönemlerde farklı figürler aracılığıyla hayatta kalma işlevini sürdürdüğünü göstermektedir.
Bağlanma örüntüleri, içsel çalışan modeller (internal working models) aracılığıyla yaşamın ilerleyen yıllarına aktarılmaktadır (Çolakkadıoğlu, 2023). Bu içsel çalışan modeller, bireyin kendisi ve başkaları hakkındaki temel inançlarını, beklentilerini ve davranışsal stratejilerini şekillendirerek yaşam boyu süren bir adaptif çerçeve oluşturmaktadır. Olumlu başkaları modeli, başta bağlanma kişisi olmak üzere önemli olan başkalarının güvenilir ve gerektiğinde ulaşılabilir olduğuna ilişkin olumlu beklenti ve inançları içerirken; olumsuz başkaları modeli, başkalarının güvenilmez olduğuna ilişkin kronik inanç ve ön kabulden beslenen yakınlık kurmaktan kaçınma tutumlarını barındırmaktadır (Algedik vd., 2019). Bu modellerin hayatta kalma işlevi açısından önemi, bireyin sosyal çevresindeki potansiyel tehdit ve kaynakları hızlı bir şekilde değerlendirmesini sağlayan bilişsel kısayollar sunmasında yatmaktadır.
7. Bağlanma Sisteminin Bozulmasının Hayatta Kalma Üzerindeki Etkileri
Bağlanma sisteminin evrimsel hayatta kalma işlevinin önemi, bu sistemin bozulduğu durumlarda ortaya çıkan sonuçlarla da doğrulanmaktadır. Güvensiz bağlanma geliştirmiş olan bireyleri ilerleyen zamanda zihinsel ve fiziksel açıdan gelişimsel gerilikler, kimlik oluşmasında sorunlar, kişilik sorunları ve diğer ruhsal sorunlar beklemektedir (Çolak vd., 2021). Bowlby'nin "şefkatten yoksun psikopati" (affectionless psychopathy) kavramı, anne mahrumiyetinde güvensiz bağlanma geliştiren çocuklarda empati yeteneğinin gelişmediğini ve psikopati riskinin arttığını ortaya koymaktadır (Çolak vd., 2021). Bu durum, bağlanma sisteminin yalnızca fiziksel hayatta kalmayı değil, aynı zamanda sosyal uyumu ve dolayısıyla psikolojik hayatta kalmayı da garanti altına alan bir mekanizma olduğunu göstermektedir.Bağlanma ilişkisinde meydana gelen kesintiler — bağlanma travması olarak kavramsallaştırılan — bağlanma ilişkisini devam ettirme ve geliştirme kapasitesinde uzun süreli ve aşırı olumsuz etkilere yol açmaktadır (Çolakkadıoğlu, 2023). Bağlanma ilişkilerindeki travma, duygusal sıkıntılarla karşı karşıya kalındığında başa çıkma yolu geliştirmeyi engellemektedir (Çolakkadıoğlu, 2023). Gelişimsel travma bağlamında, çocuğun birincil bakıcısı tarafından ihmal ve istismara maruz bırakılması, duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde olumsuz etkiye sahiptir (Çolakkadıoğlu, 2023). Bu bulgular, bağlanma sisteminin sağlıklı işleyişinin, bireyin stres ve tehdit durumlarıyla başa çıkma kapasitesinin — yani psikolojik hayatta kalma becerisinin — temelini oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Etolojik çalışmalar da bu bulguları desteklemektedir. Sadece akran desteğiyle yetiştirilen Rhesus maymunlarının korkutucu davranış ve kontrolsüz öfke sergiledikleri gözlenmiştir (Çolak vd., 2021). Bu gözlem, bağlanma figürünün yokluğunda duygu düzenleme kapasitesinin gelişmediğini ve bunun hayatta kalma stratejilerini doğrudan olumsuz etkilediğini göstermektedir. Hayvan çalışmalarında, ihmale maruz kalma ve diğer zorlayıcıların tehdit edici uyarana karşı duygusal tepkileri artırdığı gösterilmiş olup bu durum amigdalanın aşırı reaktivitesiyle açıklanmaktadır (Çolak vd., 2021).
8. Bağlanma Sisteminin Stres Düzenleme İşlevi: Fizyolojik ve Psikolojik Boyutlar
Bağlanma davranış sisteminin hayatta kalma işlevinin en kritik boyutlarından biri, stres düzenleme kapasitesi üzerindeki etkisidir. Güvenli bağlanma, çocuğu yüksek düzey stresten koruyan bir mekanizma teşkil etmekte ve bu mekanizma birçok nörofizyolojik parametrenin düzenlenmesiyle kendi kendini kontrol edebilme yeteneğinin gelişmesini sağlamaktadır (Çolak vd., 2021). Bu stres düzenleme işlevi, evrimsel açıdan hayatta kalma olasılığını doğrudan etkileyen bir faktördür; çünkü kronik stres, bağışıklık sistemini baskılayarak, nöroendokrin dengeyi bozarak ve bilişsel işlevleri zayıflatarak organizmanın hayatta kalma kapasitesini azaltmaktadır.
Stres etmenlerine verilen tepki, önceki deneyimler, stres etmenine maruz kalma süresi ve bu etmenin akut ya da kronik olup olmamasından etkilenmektedir (Yiğit, 2023). Bir stres etmeniyle başa çıkmak için kullanılan tüm biyolojik savunma sistemleri bireyin biyolojik yapısını değiştirebilmektedir (Yiğit, 2023). Bu bağlamda, güvenli bağlanma ilişkisi içinde gelişen stres düzenleme kapasitesi, bireyin biyolojik kaynaklarını daha verimli kullanmasını ve stres etmenlerine karşı daha dayanıklı olmasını sağlayan evrimsel bir avantaj sunmaktadır.Kaygı ve stres gibi duygulara eşlik eden norepinefrin (noradrenalin), otonom sinir sistemi ve kaç-savaş tepkilerinin başlatılmasında en başta gelen nörotransmiterlerden biridir (İrk & Gürses, 2024). Bağlanma figürünün varlığı, bu nörokimyasal tepkilerin düzenlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Güvenli bağlanma ilişkisi içinde, bakım verenin çocuğun stres sinyallerine duyarlı ve tutarlı bir şekilde yanıt vermesi, çocuğun nöroendokrin stres tepki sisteminin sağlıklı bir şekilde kalibre olmasını sağlamaktadır (Çolak vd., 2021). Bu kalibrasyon, bireyin yaşam boyu stres durumlarıyla başa çıkma kapasitesinin temelini oluşturmakta ve dolayısıyla hem fiziksel hem de psikolojik hayatta kalma olasılığını artırmaktadır.
Oksitosin, bağlanma davranışıyla birlikte sıkça anılan bir nörotransmiter olarak, güven, fedakârlık ve karşılıklılık gibi davranış tipleriyle ilişkilendirilmektedir (İrk & Gürses, 2024). Bu nörokimyasal mekanizma, bağlanma sisteminin sosyal bağ kurma ve sürdürme işlevinin biyolojik temelini oluşturmakta ve sosyal destek ağlarının hayatta kalma üzerindeki olumlu etkisinin nöroendokrin altyapısını sağlamaktadır.
9. Sonuç: Bağlanma Sistemi Bir Hayatta Kalma Aracı Olarak
Bağlanma davranış sistemi, evrimsel ve etolojik temelleri itibarıyla, organizmanın fiziksel ve psikolojik hayatta kalmasını garanti altına almak üzere doğal seçilim tarafından şekillendirilmiş temel bir adaptif mekanizmadır. Bu sistem, yakınlık arayışı yoluyla bebeğin fiziksel tehlikelerden korunmasını sağlarken, aynı zamanda stres düzenleme kapasitesinin gelişimi, duygu düzenleme becerilerinin kazanılması ve sosyal bağ kurma yeteneğinin şekillenmesi aracılığıyla psikolojik hayatta kalmanın da temelini oluşturmaktadır. Tehlike ve stres anında aktive olan bu sistem, bağlanma figürüne yönelme davranışını tetikleyerek hem fizyolojik homeostazinin yeniden tesisini hem de psikolojik güvenlik duygusunun restorasyonunu sağlamaktadır. Bağlanma sisteminin bozulduğu durumlarda ortaya çıkan gelişimsel, psikolojik ve nörobiyolojik sonuçlar, bu sistemin hayatta kalma işlevinin ne denli kritik olduğunu doğrulamaktadır. Dolayısıyla bağlanma davranış sistemi, yalnızca bir ilişki fenomeni olarak değil, evrimsel baskılar altında şekillenmiş, türler arası evrensellik gösteren ve yaşam boyu işlevselliğini sürdüren bir hayatta kalma aracı olarak anlaşılmalıdır.Kaynakça
Akçay, N., Bükün, M. & Köse, Ö. (2022). Kaygı ve korkunun işlevsel olan ve olmayan taraflarına genel bir bakış. Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (24), 653-666. https://doi.org/10.29029/busbed.1165560
Algedik, P., Demirdöğen, E., Demir, V. & Demir, T. (2019). Ergenler için Özbilinçlilik Duygulanımları Testi: Geçerlik ve güvenirlik çalışması. Opus Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi. https://doi.org/10.26466/opus.531369
Altınörs, A. (2023). Bilinç problemine Revonsuo’nun yaklaşımı. Tobider - International Journal of Social Sciences, 7(1). https://doi.org/10.30830/tobider.sayi.13.2
Çakmakçı, C. & Karaca, S. (2017). Koyunlarda mizacın bazı verim özellikleri ile ilişkisi ve seleksiyonda kullanım olanakları. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, 27(3), 460-472. https://doi.org/10.29133/yyutbd.293132
Çolak, G., Koç, A. & Hocaoğlu, Ç. (2021). Reddedilmek; İçsel korkumuz. Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi, 5(9), 45-56. https://doi.org/10.31461/ybpd.885037
Çolakkadıoğlu, O. (2023). Bağımlılığın bileşenleri modeli ile aşk bağımlılığına bakış. International Journal of Eurasia Social Sciences. https://doi.org/10.35826/ijoess.3357
Doksat, N. & Çiftçi, A. (2016). Bağlanma ve yaşamdaki izdüşümleri. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 25(23783), 489-501. https://doi.org/10.17827/aktd.253561
Gülaçtı, F., Özen, Y. & Arslan, B. (2022). Bağlanma stilleri bağlamında kaygı bozuklukları üzerine bir değerlendirme. The Journal of International Educational Sciences, 32(32), 49-72. https://doi.org/10.29228/inesjournal.64384
İrk, E. & Gürses, İ. (2024). Haset ve gıpta duygusunun dindarlık ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisi üzerine nicel bir araştırma. İlahiyat Tetkikleri Dergisi, (61), 106-121. https://doi.org/10.29288/ilted.1414975
Keskin, F. & Ulusan, A. (2016). Kadının toplumsal inşasına yönelik kuramsal yaklaşımlara dair bir değerlendirme. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, (26), 47-68. https://doi.org/10.31123/akil.438558
Kılıç, K. (2019). Evlat edinilen çocuklarda bağlanma. Mediterranean Journal of Humanities, 9(1), 223-240. https://doi.org/10.13114/mjh.2019.460
Nas, E. & Kardaş, F. (2022). Merhamet eğitimi ve eğitimde merhamet. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 11(1), 316-340. https://doi.org/10.15869/itobiad.894028
Özer, İ. (2018). Natural result of attachment: Separation anxiety. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), 125-134. https://doi.org/10.31454/usb.419854
Sakman, E. (2021). Gönüllü çocuksuzluk: Çocuk sahibi olmama kararının altında yatan faktörler ve karşılaşılan tepkiler hakkında bir derleme. Psikoloji Çalışmaları / Studies in Psychology, 41(1), 83-109. https://doi.org/10.26650/sp2020-0105
Untitled. (2016). Journal of Qualitative Research in Education, 4(2). https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.4c2s
Yıldızhan, E. (2017). Bağlanma teorisi ve bağlanma bozukluklarına genel bir bakış. Anadolu Kliniği Tıp Bilimleri Dergisi, 22(1), 66-66. https://doi.org/10.21673/anadoluklin.237462
Yiğit, K. (2023). Lider üye etkileşiminin bir öncülü olarak bağlanma stilleri. The Journal of International Scientific Researches, 8(3), 268-282. https://doi.org/10.23834/isrjournal.1277516