1. Şemaların Bilişsel Tutarlılık İhtiyacıyla Kendini Sürdürme Mekanizmaları
Erken dönem uyumsuz şemalar, bireyin çocukluk döneminde temel duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması sonucunda oluşan ve yaşam boyu devam eden, bilişsel, duygusal ve davranışsal örüntüleri kapsayan kalıcı yapılardır (Suntsova, 2024; Nitta vd., 2023). Bu şemaların en dikkat çekici özelliklerinden biri, kendi kendini sürdürme (schema maintenance) kapasitesidir; yani birey, şemasını doğrulayan bilgileri seçici olarak işlerken, şemayla çelişen bilgileri görmezden gelme ya da çarpıtma eğilimi gösterir. Bu süreç, bilişsel tutarlılık ihtiyacının doğrudan bir yansımasıdır.
Şemaların kalıcılığını anlamak için öncelikle bunların bilgi işleme süreçleri üzerindeki etkisini kavramak gerekmektedir. Bilişsel terapistlerin vurguladığı üzere, erken dönem uyumsuz şemalar en eski bilişsel bileşenlerdir ve bazen çocuğun dil ediniminden bile önce oluşarak bilgi işleme süreçlerini bilinç düzeyinin altında etkilerler (Ghazali & Azhar, 2012). Bu durum, şemaların salt bilişsel yapılar olmadığını, aynı zamanda örtük (implicit) bellek sistemleriyle iç içe geçmiş derin yapılar olduğunu göstermektedir. Otobiyografik bellek araştırmaları da bu görüşü desteklemektedir: Erken dönem uyumsuz şemalar, bireyin geçmiş deneyimlerini hatırlama biçimini doğrudan etkileyen kararlı bilişsel yapılar olarak bilgi işleme süreçlerini şekillendirir (Ghazali & Azhar, 2012). Ebeveyn figürleriyle kurulan erken deneyimler, duygusal deneyimlerin örtük veya açık bellekteki izlerini içeren erken şemaların oluşumunu belirler ve bu şemalar yaşam boyunca gelişmeye devam eder (Ghazali & Azhar, 2012).
Şema sürdürücü mekanizmaların davranışsal boyutu da en az bilişsel boyutu kadar kritiktir. Birey, davranışsal düzeyde bilinçdışı olarak kendi işlevsel olmayan şemasını tetikleyen ve ardından pekiştiren durumları ve ilişkileri seçer (Oleśniewicz, 2022). Bu seçici dikkat ve davranışsal doğrulama döngüsü, şemanın kendini sürdürmesinin temel motorudur. Örneğin, "terk edilme" şemasına sahip bir birey, ilişkilerinde sürekli olarak terk edilme olasılığı yüksek partnerleri seçebilir ya da partnerinin davranışlarını terk edilme kanıtı olarak yorumlayabilir. Bu durum, kişilik bozukluklarında özellikle belirgindir; işlevsel olmayan bilişsel şemalar, bünyelerinde barındırdıkları biyo-psiko-sosyal eğilimler aracılığıyla hastanın davranışsal ve tutumsal örüntülerini etkiler (Popa vd., 2016).
Kholmogorova'nın açıkladığı üzere, erken dönem uyumsuz şemalar geçmiş deneyimlerin nasıl temsil edildiğini yansıtır ve güncel olaylarda duyguları, davranışları ve bilginin nasıl işlendiğini belirler (Suntsova, 2024). Bu tanım, şemaların yalnızca pasif bilişsel yapılar olmadığını, aktif olarak deneyimi organize eden ve yorumlayan dinamik süreçler olduğunu ortaya koymaktadır. Şemalar, bireyin dünyayı algılama çerçevesini oluşturarak, yeni bilgilerin mevcut şema yapısına uygun biçimde filtrelenmesini sağlar. Bu filtreleme mekanizması, şemanın kalıcılığının temel garantörüdür.

Kişilik bozuklukları bağlamında ele alındığında, erken dönem uyumsuz şemaların bağlanma veya bireyin kendi kimliğinin gelişimine özgü düzeylerde ortaya çıkan işlev bozukluklarına dayandığı ve yetişkinlikte örtük ya da açık biçimde kendini gösterdiği, biyolojik olarak (mizaç tarafından) belirlendiği vurgulanmaktadır (Popa vd., 2016). Bu biyolojik temel, şemaların salt öğrenilmiş bilişsel kalıplar olmadığını, aynı zamanda nörobilişsel bir altyapıya sahip olduğunu düşündürmektedir. Mizaç ile erken deneyimlerin etkileşimi, şemaların hem oluşumunda hem de sürdürülmesinde belirleyici bir rol oynar.Şema sürdürme mekanizmalarının bir diğer önemli boyutu, başa çıkma stratejileriyle olan ilişkisidir. Şema terapisi kuramında, şemaların aktivasyonu karşısında birey üç temel başa çıkma biçimi geliştirir: şemaya teslim olma (surrender), şemadan kaçınma (avoidance) ve şemayı aşırı telafi etme (overcompensation). Bu başa çıkma biçimlerinin her biri, paradoksal olarak şemanın kendisini güçlendirir. Antisosyal kişilik yapısındaki bireylerde bu durum özellikle belirgindir; erken çocukluk deneyimleri nedeniyle yalnızca kendilerine güvenmeyi, başkalarına güvenmemeyi öğrenmişlerdir ve kullanılma ve aşağılanma korkusu baskındır (Oleśniewicz, 2022). Bu başa çıkma stratejileri, şemanın doğrulanmasını sağlayan kısır döngüler yaratır.
2. Şemaların Günlük Yaşamda ve İlişkilerde Tetiklenme Süreçleri
Erken dönem uyumsuz şemaların tetiklenme (activation/triggering) süreçleri, şema terapisinin klinik uygulamasında merkezi bir öneme sahiptir. Bir şema, mevcut bir durum çocukluk deneyimine duygusal ve fizyolojik düzeyde benzediğinde aktive olur (Oleśniewicz, 2022). Bu tanım, tetiklenmenin yalnızca bilişsel bir süreç olmadığını, aynı zamanda bedensel ve duygusal bir rezonans içerdiğini açıkça ortaya koymaktadır.2.1. Tetikleyici Uyaranların Doğası
Şemaların tetiklenmesi, bireyin günlük yaşamında karşılaştığı çeşitli uyaranlar aracılığıyla gerçekleşir. Bu uyaranlar, kişilerarası ilişkilerdeki belirli etkileşim kalıplarından, çevresel ipuçlarına, bedensel duyumlara ve hatta belirli duygusal tonlara kadar geniş bir yelpazede yer alabilir. Şemaların bireyin yaşamında aktive olması, ebeveynleriyle yaşadığı erken deneyime benzer bir durumun deneyimlendiği anlamına gelir (Aygar & Kurt, 2022). Bu benzerlik, birebir aynılık gerektirmez; duygusal ton, ilişkisel dinamik veya bağlamsal ipuçları düzeyinde bir paralellik yeterlidir.COVID-19 pandemisi bağlamında yapılan araştırmalar, şema tetiklenme mekanizmalarının güncel yaşam koşullarıyla nasıl etkileşime girdiğini somut biçimde göstermiştir. Sosyal mesafe, bireysel özgürlüğün azalması ve kısıtlanması, sevilen bir kişiye veda etme olasılığının engellenmesi gibi pandemiye özgü kişilerarası durumlar, reddedilme ve kopukluk alanındaki şemaları aktive edebilmektedir (Diolaiuti vd., 2021). Ayrıca, özerklik ve performans bozukluğu alanındaki şemalar da bu tür kısıtlamalar tarafından tetiklenebilmektedir (Diolaiuti vd., 2021). Bu bulgular, şema tetiklenme süreçlerinin yalnızca yakın ilişkilerle sınırlı olmadığını, makro düzeydeki sosyal koşulların da güçlü tetikleyiciler olabileceğini göstermektedir.
2.2. Şema Modları ve Anlık Duygusal Durumlar
Bir şemanın aktivasyonu, karşılık gelen bir "şema moduna" yol açar; şema modu, aktive olan şemayla başa çıkmanın sonucu olarak ortaya çıkan anlık bir duygusal durum olarak kavramsallaştırılır (Botter vd., 2022). Bu mod kavramı, şema tetiklenme sürecinin dinamik doğasını anlamak için kritik öneme sahiptir. Şema modları, erken dönem uyumsuz şemalarla ilişkili düşünce, duygu ve davranışların aktivasyon durumunu ifade eder (Nitta vd., 2023). Spesifik olarak, "kızgın çocuk" modu karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar nedeniyle öfkenin aktive olduğu durumu, "savunmasız çocuk" modu ise çocuklukta karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarla ilişkili incinme duygularının tetiklendiği durumu tanımlar (Nitta vd., 2023).
Klinik bir vaka örneğinde, bir hastanın "başarısızlık" şemasının bakım ortamında sürekli olarak
tetiklendiği gözlemlenmiştir (Botter vd., 2022). Bakım ekibinin tutumları ve hastaya verdikleri tepkiler, hastanın erken dönem uyumsuz şemalarını tetikleyebilmekteydi; ekip bu şemalar ve tetiklenme mekanizmaları konusunda eğitildikten sonra hastanın saldırgan patlamaları durmuştur (Botter vd., 2022). Bu vaka, şema tetiklenme süreçlerinin kişilerarası bağlamda nasıl işlediğini ve çevresel müdahalelerin tetiklenme döngüsünü nasıl kırabileceğini somut biçimde göstermektedir.2.3. Tetiklenmenin Çok Katmanlı Yapısı
Şema tetiklenme süreçleri, yalnızca dışsal uyaranlarla sınırlı değildir. Örtük (implicit) ve prosedürel bellekler hızla aktive olur ve kortikal altı düzeyde erişilir; bu bellekler, duruma ilişkin bir dizi beklenti setini harekete geçirir (Payne & Crane‐Godreau, 2015). Bu beklenti setleri, bireyin mevcut durumu nasıl değerlendireceğini ve nasıl tepki vereceğini belirler. Eğer bu bellek açık (bilinçli düşünce ve karara tabi) ise açık değerlendirme, örtük ise örtük değerlendirme olarak adlandırılabilir (Payne & Crane‐Godreau, 2015). Şema tetiklenme süreçlerinin büyük bölümü bu örtük değerlendirme kanalıyla gerçekleşir; birey, şemasının aktive olduğunun farkında bile olmadan duygusal ve davranışsal tepkiler üretmeye başlar.Stres-yatkınlık (diathesis-stress) modeli çerçevesinde değerlendirildiğinde, şema tetiklenme süreçleri daha geniş bir perspektife oturtulabilir. Yalnızca büyük yaşam stresörleri değil, aynı zamanda günlük sıkıntılar da sağlığı etkileyebilir; bunlar sürekli telefon aramaları, kişilerarası anlaşmazlıklar, eşyaları kaybetme, yemek planlama, aile için yetersiz zaman gibi görece küçük ama rahatsız edici olaylardır (Eells, 2015). Bu günlük sıkıntılar, erken dönem uyumsuz şemaların mikro düzeyde ve sürekli olarak tetiklenmesine zemin hazırlar. Stresin zararlı etkileri, kalıcılığı, doğası ve dahil olan stresli olayların sayısıyla ilişkili görünmektedir (Eells, 2015); bu durum, şema tetiklenme süreçlerinin kümülatif etkisini vurgular.
Kronik depresyon bağlamında, şema modelinde çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimler ve travmalar erken dönem uyumsuz şemaları oluşturur; olumsuz deneyimleri anımsatan tetikleyiciler bu şemaları aktive eder ve depresyonla ilişkili bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkileri kışkırtır (Nitta vd., 2023). Bu tetiklenme-tepki zinciri, kronik psikopatolojinin sürdürülmesinde merkezi bir rol oynar.
Vaka çalışmalarında da görüldüğü üzere, erken dönem uyumsuz şemaların uygun koşullar tarafından tetiklenmesi, özellikle ergenlik döneminde kontrol edilmesi güç derin duygular üretebilir (Pavlovici, 2024). Bu bulgu, şema tetiklenme süreçlerinin gelişimsel dönemle etkileşimini ve tetiklenme şiddetinin bağlamsal faktörlere göre değişkenlik gösterebileceğini ortaya koymaktadır.
2.4. Tetiklenme ve Başa Çıkma Döngüsü
Tedavi planlamasında, kişilik bozukluğu vakalarının kavramsallaştırılmasının, negatif yaşam olayları gibi stresörlerin (tetikleyici uyaranlar) ve hastanın uyumsuz bilişsel şemalarının (biyolojik yatkınlığı da içeren) nedensel/karşılıklı belirleme ilişkisini içermesi gerektiği vurgulanmaktadır (Popa vd., 2016). Bu karşılıklı belirleme, tetiklenme sürecinin tek yönlü olmadığını, şemanın kendisinin de belirli tetikleyici durumları "çekme" eğiliminde olduğunu gösterir. Birey, şemasını doğrulayan ortamları ve ilişkileri bilinçdışı olarak arar ve bu ortamlar şemayı yeniden tetikler; böylece kendi kendini besleyen bir döngü oluşur.3. Rasyonel/Mantıksal Müdahalelere Karşı Direncin Analizi: Duygusal Belleğin Rolü ve Bilişsel-Duygusal Ayrışma
Erken dönem uyumsuz şemaların salt rasyonel ve mantıksal müdahalelere karşı gösterdiği direnç, klinik pratikte en sık karşılaşılan ve en çok hayal kırıklığı yaratan fenomenlerden biridir. Bu direncin kökeninde, şemaların bilişsel ve duygusal bileşenleri arasındaki temel bir ayrışma (dissociation) yatmaktadır.3.1. Bilişsel Kavrayış ile Duygusal Değişim Arasındaki Uçurum
Bilişsel teknikler, özellikle terapinin erken aşamalarında uygulanabilir; kişinin kendi şemalarından ve duygusal güçlüklerinden entelektüel bir mesafe kazanmasına yardımcı olurlar, ancak genellikle yetersiz kalırlar çünkü hastalar duygusal sıkıntıya karşı yüksek düzeyde duyarlı olmaya devam ederler (Oleśniewicz, 2022). Bu bulgu, "bilişsel kavrayış" (intellectual insight) ile "duygusal kavrayış" (emotional insight) arasındaki temel farkı somutlaştırmaktadır. Bir hasta, şemasının mantıksız olduğunu entelektüel düzeyde kabul edebilir, ancak şema tetiklendiğinde aynı duygusal yoğunluğu ve davranışsal tepkileri deneyimlemeye devam eder.Bu durum, kişilik bozukluklarının tedavisinde özellikle belirgindir. Bilinçli bilişsel süreçlerin duygusal düzenlemede bir rolü olduğu kabul edilmekle birlikte, deneyimsel, gestalt, farkındalık (mindfulness) teknikleri ve nesne ilişkisini ele alan yaklaşımların, özellikle hastanın erken çocuklukta travma veya psikotravma öyküsü olduğunda, terapötik etkinliği artırmaya katkıda bulunabileceği vurgulanmaktadır (Popa vd., 2016). Bu vurgu, salt bilişsel yeniden yapılandırmanın yetersizliğinin klinik düzeyde kabul edildiğini göstermektedir.
3.2. Örtük Bellek Sistemleri ve Kortikal Altı İşleme
Rasyonel müdahalelerin yetersizliğinin nörobilişsel temellerini anlamak için, şemaların depolandığı bellek sistemlerini incelemek gerekmektedir. Örtük (prosedürel dahil) bellek genellikle bilinçli olarak erişilemez ve beynin farklı bölgelerinde depolanır; örtük bellekler, kişi bu etkinin farkında olmadan davranışı etkiler (Payne & Crane‐Godreau, 2015). Prosedürel bellek, farklı durumlar ve etkinliklerle ilişkili eylem kalıplarını depolar ve olayların değerlendirilmesi büyük ölçüde belleğe dayanır (Payne & Crane‐Godreau, 2015).

Bu nörobilişsel gerçeklik, şemaların neden mantıksal argümanlarla kolayca değiştirilemediğini açıklar. Bilişsel tekniklerin ancak kortikal altı organizasyonu etkiledikleri ölçüde etkili olacağı öne sürülmektedir (Payne & Crane‐Godreau, 2015). Başka bir deyişle, prefrontal korteks düzeyinde gerçekleştirilen rasyonel yeniden değerlendirme, limbik sistem ve diğer kortikal altı yapılarda depolanan duygusal bellek izlerini doğrudan değiştirmekte yetersiz kalır. Güvensiz veya tehlikeli olarak algılanan durumlarda, artan sempatik aktivasyon ve azalan parasempatik düzenleme (prefrontal korteksin azalan aktivasyonu ve duygu üretiminde rol oynayan limbik ve diğer kortikal altı sistemlerin artan aktivasyonu ile yansıtılan) bir stres tepkisi tetikler (Easdale-Cheele vd., 2024). Bu nörofizyolojik süreç, şema tetiklendiğinde rasyonel düşünme kapasitesinin fizyolojik olarak azaldığını göstermektedir.3.3. Duygusal Şemalar ve Duygu Düzenleme
Leahy'nin duygusal şema kuramı, bu ayrışmayı daha da derinleştirmektedir. Bilişsel alanda kişiliğin birçok genel ve özel şeması bulunmaktadır; duygusal şemalar ise özgüldür ve yorumlamalar, atıflar ve yararlı olabilecek ya da olmayabilecek duygu düzenleme stratejilerinin seçilmesi için temel oluşturur (Suntsova, 2024). Duygusal şemalar belirli inançlar içerir, ancak diğer şemalarla karşılaştırıldığında daha dar tanımlıdır ve duygularla ilişkilidir (Suntsova, 2024). Bu ayrım, rasyonel müdahalelerin neden yetersiz kaldığını anlamak için kritiktir: Mantıksal argümanlar genel bilişsel şemaları hedef alırken, duygusal şemaların kendine özgü işleyişini ve duygu düzenleme stratejileri üzerindeki etkisini doğrudan ele almaz.Annelerin duygusal tükenmişliği üzerine yapılan araştırmalar, irrasyonel tutumların —özellikle "frustrasyon intoleransı" ve "değerlendirici tutum"— duygusal tükenmişlik göstergeleriyle güçlü ilişkiler sergilediğini ortaya koymuştur (Suntsova, 2024). Bu bulgular, bireylerin beklentilerini karşılamayan veya olumsuz duygular tetikleyen durumlarla başa çıkmakta özellikle zorlandıklarını göstermektedir (Suntsova, 2024). Burada dikkat çekici olan, bu irrasyonel tutumların mantıksal olarak "yanlış" olduklarının bilinmesine rağmen duygusal etkilerini sürdürmeleridir.
3.4. Travmatik Bellek ve Şema Direnci
Şemaların rasyonel müdahalelere direncinin bir diğer önemli kaynağı, travmatik bellek yapılarıyla olan bağlantılarıdır. Erken dönem uyumsuz şemalar genellikle erken çocuklukta duygusal veya fiziksel travmanın sonucu olarak ortaya çıkar ve sıklıkla aile üyeleri veya bakıcılar gibi önemli kişilerle kurulan zararlı etkileşimler yoluyla yerleşik hale gelir (Suntsova, 2024). Travmatik bellekler, normal otobiyografik belleklerden farklı biçimde depolanır ve işlenir; bu nedenle, standart bilişsel yeniden yapılandırma teknikleri bu bellek izlerine yeterince erişemez.Şema terapisinin kronik depresyona uygulanmasında, imgeleme yoluyla yeniden yazma (imagery rescripting) tekniğinin kullanılması bu gerçeğin klinik bir yansımasıdır. İmgeleme yoluyla yeniden yazma, olumsuz belleği güvenlik imgesi geliştirmek üzere yeniden yapılandıran ve böylece bu belleği ve ilişkili uyumsuz şemayı zayıflatan bir tekniktir (Nitta vd., 2023). Başarılı imgeleme oturumlarında gözlemlenen deneyimsel süreç şu aşamaları içerir: (1) olumsuz çocukluk deneyiminin anısını hatırlama, (2) olumsuz deneyim sırasında başkalarının davranışına yönelik öfke ve memnuniyetsizlik ifade etme, (3) olumsuz deneyim sırasında karşılanmamış ihtiyaçları ifade etme, (4) karşılanmamış ihtiyaçlar nedeniyle incinme duygularını ifade etme, (5) ihtiyaçların karşılanması nedeniyle karmaşık duygular ifade etme ve (6) rahatlama, bağlanma veya öz-şefkat hissi yaşama (Nitta vd., 2023). Bu süreç, şema değişiminin salt bilişsel değil, temelde duygusal bir süreç olduğunu açıkça göstermektedir.
3.5. Deneyimsel Tekniklerin Gerekliliği
Rasyonel müdahalelerin yetersizliği, klinik pratikte deneyimsel tekniklerin zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Şema terapisinde, duygu odaklı ve deneyimsel teknikler temel müdahaleler olarak konumlandırılmıştır (Haan vd., 2019). Yönlendirilmiş imgeleme, imgeleme yoluyla yeniden yazma ve sandalye çalışması gibi deneyimsel teknikler, erken dönem uyumsuz şemalar üzerinde doğrudan duygusal etki yaratmayı hedefler (Oleśniewicz, 2022). Bu teknikler, şemanın duygusal çekirdeğine erişerek, salt bilişsel müdahalelerin ulaşamadığı kortikal altı bellek izlerini yeniden işlemeyi mümkün kılar.Kronik depresyon tedavisinde, erken dönem uyumsuz şemaların travma benzeri kökenlerinin duygusal yeniden işleme yoluyla yeniden yazılmasına yapılan vurgu, bilişsel işlev bozukluklarını aşmanın bir yolu olarak değerlendirilmektedir (Botter vd., 2022). Bu yaklaşım, hastanın görece pasif kalarak bile duygusal yeniden işleme sürecine katılabilmesini sağlar ve böylece bilişsel sınırlılıkları olan bireylerde bile şema değişimini mümkün kılar.
EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) tedavisinin panik bozukluk vakalarındaki etkinliği de bu perspektifi desteklemektedir. Erken çocukluk travmalarını hedef alan EMDR tedavisi, travmatik çocukluk anılarının çözümlenmesinin mevcut panik bozukluk semptomlarında anlamlı bir fark yaratabileceğini göstermiştir (Bhagwagar, 2016). Algılanan terk edilme, uyumsuzluk, aşağılanma, korku ve erken ebeveyn-çocuk rol değişimi gibi çocukluk deneyimlerinin yeniden işlenmesi, mevcut semptomların azalmasına katkıda bulunmuştur (Bhagwagar, 2016). Bu bulgular, şema değişiminin duygusal bellek izlerinin yeniden işlenmesini gerektirdiğini ve salt mantıksal müdahalelerin bu düzeye erişemediğini doğrulamaktadır.
3.6. Bilişsel-Duygusal Ayrışmanın Klinik İmplikasyonları
Bilişsel-duygusal ayrışma fenomeni, tedavi planlamasında temel bir ilke olarak kabul edilmelidir. Şema terapisi, bilişsel davranışçı terapi ve bağlanma kuramı dahil olmak üzere diğer terapötik yönelimlerden pratikleri birleştiren bütünleştirici bir tedavi yaklaşımıdır (Haan vd., 2019). Bir şema, yaşamla ilgili olumsuz veya yanlı bir inanç olarak kavramsallaştırılabilir (genellikle yaşamın ilerleyen dönemlerinde yeniden aktive olan erken olumsuz deneyimlerden kaynaklanan) ve sabit, uyumsuz düşünce, duygu ve başa çıkma davranışı kalıplarıyla sonuçlanır (Easdale-Cheele vd., 2024). Şema terapisinin temel amacı, olumsuz şemaları daha uyumlu olanlarla değiştirmektir; ancak bu değiştirme sürecinin gerçek mekanizmaları büyük ölçüde bilinmemektedir (Easdale-Cheele vd., 2024). Bu belirsizlik, şema değişiminin karmaşıklığını ve salt bilişsel modellerin bu karmaşıklığı açıklamadaki yetersizliğini yansıtmaktadır.Antisosyal kişilik yapısındaki hastalarla çalışmada, psikoterapistin üç temel unsura odaklanması gerektiği vurgulanmaktadır: (1) güvenli bağlar kurmayı öğretmek için terapötik ilişki, (2) travma ve erken çocukluk şiddet deneyimlerinin işlenmesi, (3) duygulara odaklanan ve hastaların duygusal öz-düzenleme öğrenmelerine yardımcı olmayı amaçlayan deneyimsel teknikler (Oleśniewicz, 2022). Bu üçlü odak, şema değişiminin yalnızca bilişsel yeniden yapılandırmayla değil, ilişkisel, duygusal ve deneyimsel boyutların bütünleşik olarak ele alınmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir.
4. Bütünleştirici Değerlendirme: Şema Direncinin Çok Boyutlu Doğası
Erken dönem uyumsuz şemaların kalıcılığı, tetiklenme süreçleri ve rasyonel müdahalelere direnci, birbirinden bağımsız fenomenler değil, birbirini besleyen ve güçlendiren iç içe geçmiş süreçlerdir. Şemaların bilişsel tutarlılık ihtiyacıyla kendini sürdürmesi, belirli uyaranlarla tetiklenmesini kolaylaştırır; tetiklenme, şemanın duygusal yoğunluğunu artırarak rasyonel müdahalelere direnci güçlendirir; ve bu direnç, şemanın değişmeden kalmasını sağlayarak kalıcılık döngüsünü tamamlar.
Olumsuz çocukluk deneyimleri, kalıcı uyumsuz hazırlık setlerine (preparatory sets) neden olabilir ve
kötü dayanıklılıkla ilişkili bazı kişilik ölçümleri, uyumsuz kalıcı hazırlık setlerinin ölçümleri olabilir (Payne & Crane‐Godreau, 2015). Bu perspektif, şema direncinin yalnızca bilişsel bir fenomen olmadığını, aynı zamanda nörofizyolojik bir organizasyon biçimi olduğunu düşündürmektedir. Dayanıklılık, kalıcı uyumsuz hazırlık setlerinin sonlandırılması ve yeni uyumlu olanların öğrenilmesiyle geliştirilebilir (Payne & Crane‐Godreau, 2015).Şema terapisinde hedeflenen unsurlar, Gross'un duygu düzenleme aşamalarının sınıflandırmasıyla paralellik gösterir: durum seçimi, durum değiştirme, dikkat yönlendirme, uyaran değerlendirmesi ve tepki modülasyonu (Easdale-Cheele vd., 2024). Bu paralellik, şema değişiminin duygu düzenleme kapasitesinin geliştirilmesiyle yakından ilişkili olduğunu ve salt bilişsel müdahalelerin bu çok aşamalı sürecin yalnızca bir bölümünü (uyaran değerlendirmesi) hedef aldığını göstermektedir.
Sonuç olarak, erken dönem uyumsuz şemaların kalıcılığı, örtük bellek sistemlerinde depolanan duygusal izlerin, bilişsel tutarlılık ihtiyacının, davranışsal doğrulama döngülerinin ve nörofizyolojik organizasyon kalıplarının karmaşık etkileşiminden kaynaklanmaktadır. Bu şemaların tetiklenme süreçleri, bilinçli farkındalığın ötesinde, kortikal altı düzeyde gerçekleşen hızlı ve otomatik değerlendirme mekanizmalarını içerir. Rasyonel müdahalelerin yetersizliği ise şemaların duygusal çekirdeğinin bilişsel yeniden yapılandırma tekniklerinin erişim alanının dışında kalmasından, örtük bellek izlerinin bilinçli düşünce yoluyla doğrudan değiştirilememesinden ve şema tetiklenme anında prefrontal korteks işlevlerinin fizyolojik olarak baskılanmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, etkili şema değişimi ancak bilişsel, duygusal, deneyimsel ve ilişkisel müdahalelerin bütünleşik olarak uygulandığı çok boyutlu terapötik yaklaşımlarla mümkün olabilir.
Kaynakça
Aygar, B. & Kurt, A. (2022). The intermediate role of early maladaptive schemas in the relationship between the happiness and the life satisfaction of university students. Uluslararası İnovatif Eğitim Araştırmacısı, 2(1), 1-26. https://doi.org/10.29228/iedres.62369
Bhagwagar, H. (2016). EMDR in the treatment of panic disorder with agoraphobia: A case description. Journal of EMDR Practice and Research, 10(4), 256-274. https://doi.org/10.1891/1933-3196.10.4.256
Botter, L., Gerritsen, D. & Voshaar, R. (2022). Schema therapy in the nursing home setting: A case study of a cognitively impaired patient. Clinical Case Studies, 21(6), 552-570. https://doi.org/10.1177/15346501221091790
Diolaiuti, F., Marazziti, D., Beatino, M., Mucci, F. & Pozza, A. (2021). Impact and consequences of COVID-19 pandemic on complicated grief and persistent complex bereavement disorder. Psychiatry Research, 300, 113916. https://doi.org/10.1016/j.psychres.2021.113916
Easdale-Cheele, T., Parlatini, V., Cortese, S. & Bellato, A. (2024). A narrative review of the efficacy of interventions for emotional dysregulation, and underlying bio–psycho–social factors. Brain Sciences, 14(5), 453. https://doi.org/10.3390/brainsci14050453
Eells, T. (2015). Step 3: Develop an explanatory hypothesis. 107-147. https://doi.org/10.1037/14667-008
Ghazali, S. & Azhar, A. (2012). Research area: Clinical. International Journal of Psychology, 47(S1), 46-108. https://doi.org/10.1080/00207594.2012.709088
Haan, K., Faßbinder, E., Hayes, C. & Lee, C. (2019). A schema therapy approach to the treatment of posttraumatic stress disorder. Journal of Psychotherapy Integration, 29(1), 54-64. https://doi.org/10.1037/int0000120
Nitta, Y., Murata, T., Oshima, F., Saito, J., Hiramatsu, Y., Kawasaki, T., ... & Kumano, H. (2023). The patient’s experiential process during imagery rescripting: Task analysis of videos of schema therapy for chronic depression. https://doi.org/10.31234/osf.io/mf42a
Oleśniewicz, M. (2022). Schema therapy in the treatment of detention patients with antisocial personality structure: Effectiveness and management methods. Psychoterapia, 199(4), 21-34. https://doi.org/10.12740/pt/144933
Pavlovici, B. (2024). The contribution of systemic modelling and of early maladaptive schema in psychiatric expertise. Brain Broad Research in Artificial Intelligence and Neuroscience, 15(1), 352-361. https://doi.org/10.18662/brain/15.1/556
Payne, P. & Crane-Godreau, M. (2015). The preparatory set: A novel approach to understanding stress, trauma, and the bodymind therapies. Frontiers in Human Neuroscience, 9. https://doi.org/10.3389/fnhum.2015.00178
Popa, C., Ardelean, M., Nireștean, T. & Buicu, G. (2016). The integrative model of cognitive-behavioral psychotherapy in personality disorders. Romanian Journal of Psychiatry & Psychotherapy, 18(1), 4-7. https://doi.org/10.37897/rjpp.2016.1.2
Suntsova, Y. (2024). Иррациональные установки в мышлении и эмоциональное выгорание матерей. Education & Pedagogy Journal, 1(9), 48-61. https://doi.org/10.23951/2782-2575-2024-1-48-61