PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

Bilişsel Modelde Şema Kavramının Derinlemesine Tanımı ve Otomatik Düşünceler ile Temel/Ara İnançlardan Yapısal, İşlevsel ve Hiyerarşik Ayrımları

1. Şema Kavramının Bilişsel Modeldeki Konumu ve Tanımı

Bilişsel modelin temel varsayımına göre, bireylerin erken dönem yaşantıları birtakım düşünce, varsayım ve inanç sistemlerinin oluşmasına zemin hazırlar ve bu yapılar bireyin davranışlarını biçimlendirmede belirleyici bir rol üstlenir (Dinç & Erden, 2019; Tunç, 2019). Bu çerçevede şema kavramı, bireyin kendisine, dünyaya ve geleceğe ilişkin geliştirdiği derin, organize ve kalıcı bilişsel yapıları ifade etmektedir. Şemalar, önceki olumsuz olayların kodlanmasıyla oluşur ve benzer olaylar yaşandığında etkin hâle gelerek bireyin algı, yorum ve tepkilerini yönlendirir (Tunç, 2019). Beck ve arkadaşlarının (1979) ortaya koyduğu bilişsel terapi modeline göre, depresyonun tedavisindeki en etkili yol, bireyin kendisine, dünyaya ve geleceğe ilişkin işlevsel olmayan söz konusu katı inanç ve düşüncelerini — yani şemalarını — daha gerçekçi ve işlevsel düşüncelerle değiştirmektir (Arslan vd., 2022). Bu tanımlama, şemanın yalnızca tekil bir düşünce ya da inanç olmadığını, aksine bireyin tüm bilişsel işleyişini organize eden üst düzey bir yapı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Şema kavramı, farklı psikoterapi geleneklerinde de karşılık bulan evrensel bir bilişsel yapıyı temsil etmektedir. Psikanalizdeki "nevrotik tekrarlama zorlantısı", transaksiyonel analizdeki "oyun", gestalt psikolojisindeki "değişmez gestalt" kavramlarının bilişsel terapideki karşılığı "temel şema" olarak ifade edilmektedir (Yılmaz, 2020). Bu durum, şemanın yalnızca bilişsel-davranışçı yaklaşıma özgü bir kavram olmadığını, bireyin yaşamındaki tekrarlayıcı ve yıkıcı örüntüleri açıklamak için kullanılan kapsamlı bir yapı olduğunu göstermektedir. Şema terapi yaklaşımı da geleneksel bilişsel-davranışçı terapiler ve kavramlar üzerine kurulu olmakla birlikte, bilişsel, davranışçı, bağlanma, gestalt, nesne ilişkileri, yapılandırmacı ve psikanalitik ögeleri harmanlayarak şema kavramını daha geniş bir çerçevede ele almaktadır (Yılmaz, 2020).

Şemaların en belirgin yapısal özelliklerinden biri, katı, aşırı ve değişmeye dirençli olmalarıdır. Erken dönemde yaşananlar sonucu oluşan düşünce ve inançlar katı, değişime dirençli ve işlevsellikten uzak olduklarında, psikolojik sorunların oluşmasına ve devam etmesine neden olur (Arslan vd., 2022). Bu katılık ve değişime direnç, şemaları diğer bilişsel yapılardan — özellikle otomatik düşüncelerden ve ara inançlardan — ayıran temel yapısal özelliklerden birini oluşturmaktadır.

2. Otomatik Düşüncelerin Tanımı ve Yapısal Özellikleri

Otomatik düşünceler, bilişsel modelin en yüzeysel ve en kolay erişilebilir bilişsel düzeyini temsil etmektedir. Bu düşünceler, amaçlı bir sürecin ürünü olmaktan çok aniden bireyin zihninden geçen, kendiliğinden beliren bilişsel ürünlerdir ve bu düşüncelere olumsuz duygular eşlik eder (Altunkaya & Ateş, 2017). Bilişsel davranışçı yaklaşıma göre, bireylerin yaşamlarında karşılaştıkları sorunların temel nedeni düşünce süreçlerindeki yanlılıklardır; bir başka deyişle, otomatik düşüncelerindeki bilişsel çarpıtmalardır (Doğan, 2013). Bu çarpıtmalar, bireylerin hem kendilerini hem diğerlerini hem de geleceğe ilişkin bakış açılarını etkileyerek sağlıksız bir etki bırakmaktadır (Doğan, 2013).

Otomatik düşüncelerin yapısal özellikleri incelendiğinde, bunların duruma özgü, anlık ve geçici nitelikte bilişsel ürünler olduğu görülmektedir. Kişi belirli bir durumla karşılaştığında, altta yatan bazı inançlar kişinin olayla ilgili algılarını etkileyerek birtakım otomatik düşüncelere yol açar; bu düşünceler ise bireyin duygusal tepkilerini etkiler, duygusal tepkiler düşünce biçimini değiştirir ve düşünce biçimi fizyolojik reaksiyonları etkiler (Tunç, 2019). Bu döngüsel ilişki, otomatik düşüncelerin bilişsel hiyerarşide en üst katmanda — yani en yüzeyde — yer aldığını ve doğrudan gözlemlenebilir duygusal ve davranışsal çıktılarla bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.

Bilişsel modele göre kaygının oluşmasında iki tip hatalı düşüncenin işletildiği varsayılmaktadır:
bunlardan birincisi kaygı esnasında beliren olumsuz otomatik düşünceler iken, ikincisi işlevsel olmayan sayıltılardır (Dost, 2020). Bu ayrım, otomatik düşüncelerin anlık ve duruma bağlı doğasını, sayıltıların (ara inançların) ise daha genel ve kalıcı yapısını vurgulamaktadır. Depresyonlu bireylerin düşünme tarzları incelendiğinde, bilişsel üçlü adı verilen — bireyin kendine, dünyaya ve geleceğe ilişkin — düşünce yapılarında bir hayli olumsuz otomatik düşünce bulunduğu belirlenmiştir (Tunç, 2019). Bu bulgu, otomatik düşüncelerin şemaların ve temel inançların yüzeye yansıyan tezahürleri olduğunu desteklemektedir.

Otomatik düşünceler, dini literatürdeki "havâtır" kavramıyla da bazı benzerlikler taşımaktadır. Her iki kavramda da düşüncelerin bireyin iradesinden bağımsız olarak zihnine gelmesi, bireyin bu düşüncelerin farkında olmayabilmesi ve bilişsel süreçlerin bu düşüncelerle başlatılması gibi ortak noktalar bulunmaktadır (Emiroğlu, 2020). Ancak otomatik düşünceler, bilişsel inançlardan ve şemalardan kaynaklanan, geçmiş yaşam deneyimleriyle şekillenen bilişsel ürünlerdir (Emiroğlu, 2020). Bu ayrım, otomatik düşüncelerin bağımsız bir kaynak olmadığını, aksine daha derin bilişsel yapıların — şemaların ve inançların — bir yansıması olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

3. Temel İnançlar ve Ara İnançların Tanımı ile Yapısal Konumları

Bilişsel modelde inançlar, temel inançlar (core beliefs) ve ara inançlar (intermediate beliefs) olmak üzere iki düzeyde ele alınmaktadır. Temel inançlar, bireyin kendisi, diğer insanlar ve dünya hakkında geliştirdiği en derin ve en katı bilişsel yapılardır. Bu inançlar, ilk yaşam deneyimlerinin bir ürünü olarak oluşur ve sonradan davranışı değerlendirmede ve yönetmede kullanılır (Altunkaya & Ateş, 2017). Temel inançlardan bazıları katı, aşırı ve değişmeye dirençlidir; bu nedenle işlevsel olmayan inançlar olarak adlandırılırlar (Altunkaya & Ateş, 2017). Örneğin, "eğer birileri benim için kötü düşünürse, ben mutlu olamam" gibi bir inanç, işlevsel olmayan temel bir inancı temsil etmektedir (Altunkaya & Ateş, 2017).

Ara inançlar ise temel inançlar ile otomatik düşünceler arasında köprü işlevi gören, koşullu varsayımlar, kurallar ve tutumlar biçiminde kendini gösteren bilişsel yapılardır. Bilişsel modele göre yetkinlik inancı gibi kavramlar, kişinin kendisiyle ilgili rasyonel olmayan yorumları ve algısı sebebiyle azalmaktadır; bu sebeple altta yatan yanlış düşünce ve inanışların keşfi, bunların ortadan kaldırılması ve yerine yenilerinin getirilmesiyle bu inançların değiştirilebileceği savunulmaktadır (Dost, 2020). İşlevsel olmayan türde katı inanç, düşünce ve varsayımlara uygun hareket etmek her zaman mümkün olmadığından kişi zorluk çeker; diğer yandan kişi sürekli olarak işlevsel olmayan düşüncelere göre hareket ettiğinden, düşüncelerinin geçerli olduğuna ilişkin inancı da giderek pekişir (Arslan vd., 2022). Bu pekişme mekanizması, inançların kendini sürdüren ve doğrulayan bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

İnançların şemalarla ilişkisi ele alındığında, temel inançların şemaların sözel ifadesi olarak değerlendirilebileceği görülmektedir. Şemalar, bireyin bilişsel dünyasını organize eden geniş kapsamlı yapılar iken, temel inançlar bu yapıların dile getirilebilir, ifade edilebilir boyutlarını temsil etmektedir. Bilişsel modele göre çocukluktan itibaren yaşanan deneyimler temel düşünce, varsayım ve inanç sistemlerinin oluşmasına neden olur ve bu düşünce, varsayım ve inançlar bireyin davranışlarını biçimlendirmede etkili olur (Arslan vd., 2022). Bu ifade, şema ve inanç kavramlarının birbirine yakın ancak farklı düzeylerde işleyen yapılar olduğunu ortaya koymaktadır.

4. Şema, İnanç ve Otomatik Düşünce Arasındaki Hiyerarşik İlişki

Bilişsel modelde bu üç kavram arasında açık bir hiyerarşik düzen bulunmaktadır. En derinde şemalar yer alır; bunlar bireyin erken dönem yaşantılarıyla şekillenen, katı ve değişime dirençli bilişsel organizasyon yapılarıdır. Şemaların bir üst katmanında temel ve ara inançlar konumlanır; bunlar şemaların sözel ve koşullu ifadeleridir. En yüzeyde ise otomatik düşünceler bulunur; bunlar belirli bir durumla karşılaşıldığında inançların tetiklenmesiyle ortaya çıkan anlık bilişsel ürünlerdir.

Bu hiyerarşik yapı, bilişsel modelin işleyiş mekanizmasını açıkça yansıtmaktadır: İşlevsel olmayan inançlar bir kez aktive olduğunda olumsuz otomatik düşüncelerin oluşmasına yol açarlar (Altunkaya & Ateş, 2017). Ancak işlevsel olmayan inançlar tek başına klinik depresyona yol açmazlar; bireyin yaşamında bazı kritik olaylar olduğunda ve bunlar bireyin inançlarını aktive ettiğinde problem oluşur (Altunkaya & Ateş, 2017). Bu açıklama, şemaların ve inançların latent (gizil) bir yapıda bulunabileceğini, ancak belirli tetikleyici olaylarla aktive olarak otomatik düşüncelere ve dolayısıyla duygusal-davranışsal tepkilere yol açtığını göstermektedir.

Bilişsel davranışçı kuramcılara göre bireyin zihinsel yapısının çarpıklığı duygu ve davranışlarını yönlendirmekte ve bu durum neticesinde çeşitli psikolojik bozuklukların şekillendiği düşünce şekli üzerine yapılandırılmıştır (Girgin & Şahin, 2019). Bu perspektiften bakıldığında, şemalar bilişsel çarpıklığın kaynağını, inançlar bu çarpıklığın ifade biçimini, otomatik düşünceler ise bu çarpıklığın anlık tezahürlerini oluşturmaktadır.

5. Yapısal Ayrımlar

Şema, inanç ve otomatik düşünce arasındaki yapısal ayrımlar birkaç temel boyutta ele alınabilir:

Kalıcılık ve değişime direnç açısından: Şemalar en kalıcı ve değişime en dirençli yapılardır. Erken dönemde oluşan bu yapılar, katı ve işlevsellikten uzak olduklarında psikolojik sorunların hem oluşmasına hem de devam etmesine neden olur (Arslan vd., 2022). Temel inançlar da benzer bir katılık göstermekle birlikte, terapötik müdahaleyle değiştirilebilir niteliktedir. Otomatik düşünceler ise en geçici ve en kolay değiştirilebilir bilişsel ürünlerdir.

Bilinçlilik düzeyi açısından: Otomatik düşünceler, bireyin farkındalık alanına en yakın olan bilişsel ürünlerdir; ancak çoğu zaman fark edilmeden zihninden geçerler (Emiroğlu, 2020; Tunç, 2019). Şemalar ise bilinç düzeyinin çok altında, örtük bir biçimde işleyen yapılardır. İnançlar, şemalar ile otomatik düşünceler arasında bir bilinçlilik düzeyinde konumlanır; birey inançlarının farkında olabilir ancak bunları sorgulamadan kabul etme eğilimindedir.

Genellik düzeyi açısından: Şemalar en genel ve en kapsamlı bilişsel yapılardır; bireyin tüm yaşam alanlarını etkileyen geniş çaplı organizasyon kalıplarıdır. Temel inançlar belirli temalar etrafında (örneğin, yetersizlik, sevilmezlik) organize olmuş genelleştirilmiş yargılardır. Ara inançlar koşullu kurallar ve varsayımlar biçiminde daha spesifik bir yapı sergiler. Otomatik düşünceler ise en duruma özgü ve en spesifik bilişsel ürünlerdir.

6. İşlevsel Ayrımlar

İşlevsel açıdan bu üç kavram arasındaki ayrımlar da son derece belirgindir:

Bilgi işleme işlevi: Şemalar, bireyin çevresinden gelen bilgiyi filtreleme, seçme ve yorumlama sürecini
yöneten üst düzey bilişsel yapılardır. Önceki olumsuz olaylar şemalar şeklinde kodlanır ve daha sonra benzer olaylar yaşandığında bu şemalar etkin hâle gelir (Tunç, 2019). Bu işlev, şemaların bir tür bilişsel filtre ya da lens görevi gördüğünü ortaya koymaktadır. İnançlar ise bu filtreleme sürecinin kurallarını ve standartlarını belirleyen yapılardır. Otomatik düşünceler, bu filtreleme ve yorumlama sürecinin anlık çıktılarıdır.

Duygusal tepkileri tetikleme işlevi: Otomatik düşünceler, doğrudan duygusal tepkileri tetikleyen bilişsel ürünlerdir. Bilişsel yaklaşımda, günlük yaşamda karşılaşılan olay ve durumların değerlendirilmesi çoğunlukla fark edilmeyen ve akla ilk gelen otomatik düşüncelere bağlıdır; bu düşünceler olumsuz olduğunda bireyin duygu ve davranışlarını olumsuz yönde etkiler (Emiroğlu, 2020). Şemalar ve inançlar ise doğrudan değil, otomatik düşünceler aracılığıyla dolaylı olarak duygusal tepkileri etkiler.

Terapötik müdahale açısından işlev: Bilişsel davranışçı terapide, olumsuz otomatik düşüncelerin belirlenmesi, bilişsel çarpıtmaların keşfedilmesi, akılcı olmayan inançların çürütülmesi ve bilişsel yeniden yapılandırma teknikleri kullanılmaktadır (Dost, 2020). Bu süreçte önce otomatik düşünceler ele alınır, ardından ara inançlara ve son olarak temel inançlara ve şemalara ulaşılır. Şema terapisti ise danışanının öncelikle şemalarının dinamik kökenlerini anlamasını sağlamaya çalışmakta, ardından şemaları fark etmesini ve onlarla savaşmasını teşvik etmektedir (Yılmaz, 2020). Bu farklı terapötik stratejiler, üç kavramın işlevsel olarak farklı düzeylerde müdahale gerektirdiğini göstermektedir.

7. Kavramlar Arası Etkileşim ve Döngüsel İlişki

Bu üç kavram arasındaki ilişki yalnızca tek yönlü ve hiyerarşik değil, aynı zamanda döngüsel bir nitelik taşımaktadır. Şemalar inançları, inançlar otomatik düşünceleri şekillendirir; ancak otomatik düşüncelerin tekrarlanması ve pekişmesi de inançları güçlendirir ve şemaları sürdürür. Kişi sürekli olarak işlevsel olmayan düşüncelere göre hareket ettiğinden, düşüncelerinin geçerli olduğuna ilişkin inancı da giderek pekişir (Arslan vd., 2022). Bu pekişme mekanizması, bilişsel modeldeki kısır döngüyü açıklamaktadır.

Bilişsel esneklik kavramı da bu döngüsel ilişkiyi anlamak açısından önemli bir perspektif sunmaktadır. Bilişsel modelin temel alındığı psikolojik danışma sürecinin en önemli hedeflerinden birisi danışanlara bilişsel esneklik kazandırmaktır (Arslan vd., 2022). Bilişsel esnekliğe sahip bireyler, karşılaştıkları her problem için birden fazla çözüm yolu olduğunu fark edebilmekte ve alternatif yolları değerlendirebilmektedir (Arslan vd., 2022). Bu durum, katı şemaların ve işlevsel olmayan inançların bilişsel esnekliği engellediğini, dolayısıyla otomatik düşüncelerin çeşitliliğini ve uyumluluğunu sınırladığını göstermektedir.

Sosyal kaygı bağlamında yapılan araştırmalar da bu kavramlar arası etkileşimi desteklemektedir. Sosyal görünüş kaygısı ve otomatik düşüncelerin sosyal kaygıyı anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur (Girgin & Şahin, 2019). Bu bulgu, otomatik düşüncelerin şemalar ve inançlar tarafından şekillendirilen ancak doğrudan psikolojik belirtilerle ilişkili olan yüzeysel bilişsel ürünler olduğunu bir kez daha doğrulamaktadır.

8. Sonuç ve Değerlendirme

Bilişsel modelde şema, otomatik düşünce ve inanç kavramları birbirleriyle yakından ilişkili olmakla birlikte, yapısal, işlevsel ve hiyerarşik açıdan belirgin farklılıklar taşımaktadır. Şemalar, bireyin erken dönem yaşantılarıyla oluşan, en derin, en kalıcı ve en kapsamlı bilişsel organizasyon yapılarıdır. Temel ve ara inançlar, şemaların sözel ve koşullu ifadeleri olarak orta düzeyde bir derinlikte konumlanır. Otomatik düşünceler ise en yüzeysel, en duruma özgü ve en geçici bilişsel ürünlerdir. Bu üç kavram arasındaki hiyerarşik ilişki, bilişsel modelin hem psikolojik sorunların kavramsallaştırılmasında hem de terapötik müdahalelerin planlanmasında temel bir çerçeve sunmaktadır. Şemaların değişime dirençli yapısı, inançların pekişme mekanizması ve otomatik düşüncelerin döngüsel doğası, bilişsel modelin bütünlüklü bir sistem olarak anlaşılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu kavramsal ayrımların net bir biçimde anlaşılması, hem kuramsal düzeyde bilişsel modelin derinlikli kavranması hem de uygulamada etkili terapötik müdahalelerin tasarlanması açısından kritik bir öneme sahiptir.

Kaynakça

Altunkaya, H. & Ateş, A. (2017). Yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin yazma özyeterlikleri ile yazılı anlatım becerileri. Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. https://doi.org/10.17556/erziefd.338356

Arslan, Z., Emre, O., Varlıklıöz, K., Keskinkılıç, A., Alagöz, N. & Akto, S. (2022). Türkiye’de sosyal kaygı ve sosyal fobi ile ilgili yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesi. Scientific Educational Studies, 6(2), 278-305. https://doi.org/10.31798/ses.1184319

Dinç, S. & Erden, S. (2019). Bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı grupla psikolojik danışma uygulamasının üniversite öğrencilerinin gelecek kaygıları ve yetkinlik inançları üzerine etkisi / The effect of cognitive behavioural group counselling on future anxiety and competence belief of university students. E-International Journal of Educational Research, 10(3), 15-28. https://doi.org/10.19160/ijer.608132

Doğan, S. (2013). Assessment of cognitive flexibility: Reliability and validity studies of Turkish version of the Cognitive Flexibility Inventory. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 46(1), 143-161. https://doi.org/10.1501/egifak_0000001278

Dost, M. (2020). Psikolojik danışma ve psikoterapide bütünleşmeye doğru. Opus Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 1-1. https://doi.org/10.26466/opus.688166

Emiroğlu, S. (2020). Okuma eğitimine bağlamsal bir katkı: Okumanın Türkçede farklı anlamlarda kullanımı. Rumelide Dil Ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, (21), 1-22. https://doi.org/10.29000/rumelide.835350

Girgin, D. & Şahin, Ç. (2019). Öğretmen adaylarının üstün yetenekli öğrencilere ilişkin özyeterlilik düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi. Sınırsız Eğitim Ve Araştırma Dergisi, 4(2), 143-166. https://doi.org/10.29250/sead.545357

Tunç, H. (2019). Konservatuvar müzik öğrencilerinin otomatik düşünceler, tekrarlayan olumsuz öz-derin düşünceler, algılanan sosyal yetkinlik düzeyleri ile performans alanına ilişkin akademik başarıları arasındaki ilişkinin incelenmesi. Turkish Studies - Educational Sciences, 14(3), 723-742. https://doi.org/10.29228/turkishstudies.22636

Yılmaz, O. (2020). The relationship of insight with obsessive beliefs and metacognition in obsessive compulsive disorder. Journal of Psychiatric Nursing. https://doi.org/10.14744/phd.2020.83584

Sozluk