PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

Temel Çocukluk Dönemi Duygusal İhtiyaçlarının Karşılanmamasının Uzun Vadeli Psikolojik Etkileri: Jeffrey Young'ın Şema Terapisi Modeli Çerçevesinde Kapsamlı Bir İnceleme

1. Giriş

Bireyin psikolojik gelişiminde çocukluk dönemi deneyimleri, yetişkinlikteki ruhsal sağlığın temel belirleyicileri arasında yer almaktadır. Jeffrey Young tarafından geliştirilen Şema Terapi modeli, psikopatolojinin kökenlerini erken dönem uyumsuz şemalar (Early Maladaptive Schemas – EMS) ile açıklamakta ve bu şemaların çocukluk ile ergenlik döneminde bireyin kendiliğine ve diğerlerine dair geliştirdiği, uzun vadede psikolojik uyumu bozan genel yaygın bilişsel temalar olduğunu ileri sürmektedir (Ünal & Gençöz, 2019). Erken dönem uyumsuz şemalar, biliş, duygu, anı ve bedensel duyuları içine alan, çocukluk veya ergenlik süresince oluşan, kişide yaşam boyu karmaşık hale gelen ve belirgin derecede işlevsiz olan temalar veya örüntüler olarak tanımlanmaktadır (Erdemir & Kutlu, 2024). Bu şemalar, bireyin yaşamının her alanına yayılan ve değiştiremeyeceği parçalar olarak kabul ettiği yapılar haline gelmektedir (Eken & Çankaya, 2022).

Şema Terapi modeline göre, şemaların oluşumunda birbirleriyle etkileşim halinde olan üç temel süreç bulunmaktadır: temel duygusal ihtiyaçların karşılanmaması, erken dönem deneyimler ve duygusal mizaçtır (İkiz vd., 2022). Bu süreçler arasında temel duygusal ihtiyaçların karşılanmaması, şema oluşumunun en kritik belirleyicisi olarak öne çıkmaktadır. Young vd. (2003), her insanın evrensel nitelik taşıyan beş temel duygusal ihtiyacı olduğunu belirtmiş ve bu ihtiyaçların karşılanmamasının, engellenmesinin veya aşırı karşılanmasının uyumsuz şemaların gelişimine yol açtığını ileri sürmüştür (İkiz vd., 2022; Koçak & Çelik, 2021; Ünal & Gençöz, 2019). Bu beş temel ihtiyaç şu şekilde sıralanmaktadır: (1) diğer insanlara güvenli bağlanma (güvenlik, istikrar, bakım ve kabul içerir), (2) özerklik, yetkinlik ve olumlu kimlik algısı, (3) duygu ve ihtiyaçları ifade etme özgürlüğü, (4) kendiliğindenlik (spontanlık) ve oyun, (5) gerçekçi sınırlar ve öz denetim (Duman, 2023; İkiz vd., 2022; Kirsner vd., 2023; Koçak & Çelik, 2021; Ünal & Gençöz, 2019).

Bu ihtiyaçların şiddeti kişiden kişiye değişse de çocukluk ve ergenlik döneminde ihtiyaçlar en hassas ve güçlü haldedir (İkiz vd., 2022). Çocuğun yaşamının erken dönemlerindeki deneyimleri ile mizacı arasındaki etkileşimler erken dönem uyumsuz şemaları ortaya çıkarmaktadır (Erdemir & Kutlu, 2024). Şema kuramına göre mizaç, erken dönem uyumsuz şemaların oluşmasını kalıtsal olarak etkilerken aynı zamanda erken dönem yaşantılarla etkileşim halindedir (İkiz vd., 2022). Bu bağlamda, çocukluk döneminde karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçların yetişkinlikteki psikolojik işlevsellik, ilişkisel dinamikler ve benlik algısı üzerindeki uzun vadeli etkilerinin sistematik olarak incelenmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu makalede, Young'ın Şema Terapisi modeli temel alınarak, beş temel çocukluk dönemi duygusal ihtiyacının ihmal edilmesinin erken dönem uyumsuz şemalar üzerindeki etkisi derinlemesine ele alınacak; bu şemaların yetişkinlikteki ilişkisel örüntüler ve benlik algısı üzerindeki yansımaları istatistiksel verilerle desteklenerek tartışılacaktır.

2. Şema Terapinin Kuramsal Çerçevesi ve Erken Dönem Uyumsuz Şemalar

2.1. Şema Kavramının Tanımı ve Niteliği

Şema, bireyin kendisini ve çevresini anlamlandırma sürecinde etkin bir role sahip olan bilişsel temel inançlardan oluşan zihinsel şablonlardır (Hacıkeleşoğlu, 2023). Bu şablonlar, birey tarafından erken yaşlardan itibaren inşa edilmekte ve yaşam boyu süren bir etki gücü barındırmaktadır (Hacıkeleşoğlu, 2023). Young'un şema tanımı, Beck'in bilişsel terapideki çekirdek inanç kavramının bir uzantısı niteliğinde olmakla birlikte, şemaların oluşumunda erken dönem yaşantılara çok daha fazla odaklanmaktadır (Duman, 2023). Zihinde mevcut bulunan şemaların olumlu ya da olumsuz nitelikleri, bireylerin kişilik özellikleri, tutum ve davranışları açısından belirleyici olabilmektedir (Hacıkeleşoğlu, 2023).

Şemalar değişime müsait dinamik bir yapı barındırmakla birlikte, geçmişten bugüne inşa edilen mevcut temel inançların tutum ve davranışlar üzerinde kayda değer bir etki gücü barındırdığı görülmektedir (Hacıkeleşoğlu, 2023). Erken dönem uyumsuz şemalar, çocukluk ve ergenlik döneminde genetik yatkınlık, mizaç, travmatik deneyimler, temel ihtiyaçların yeterince karşılanmaması ve yineleyici olumsuz ilişkisel deneyimler gibi faktörlerden kaynaklanan ve yaşam boyu süren uyumsuz temalar olarak tanımlanmaktadır (Eken & Çankaya, 2022). Bu şemalar, büyük çoğunlukla çocuklukta karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçlar sonucu meydana gelmektedir (Duman, 2023).

2.2. Beş Şema Alanı ve On Sekiz Erken Dönem Uyumsuz Şema

Şema Terapi modelinde 18 erken dönem uyumsuz şema tanımlanmış ve bu şemalar beş şema alanına kategorize edilmiştir (Ünal & Gençöz, 2019). Bu şema alanları sırasıyla: (1) Ayrılma/Reddedilme (Disconnection and Rejection), (2) Zedelenmiş Özerklik/Performans (Impaired Autonomy and Performance), (3) Zedelenmiş Sınırlar (Impaired Limits), (4) Diğeri Yönelimlilik (Other-Directedness), (5) Aşırı Tetikte Olma/Bastırılmışlık (Overvigilance and Inhibition) şema alanlarıdır (Koçak & Çelik, 2021; Ünal & Gençöz, 2019).

Ayrılma/Reddedilme şema alanı, güvenli bağlanma ihtiyacının karşılanmamasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu alandaki şemalar terk edilme/istikrarsızlık, güvensizlik/kötüye kullanılma, duygusal yoksunluk, kusurluluk/utanç ve sosyal izolasyon/yabancılaşma şemalarını kapsamaktadır (Aygar & Kurt, 2022). Bu alandaki şemalara sahip bireyler, etrafındakilerle güvenli ve sağlıklı bir bağlanma kuramamaktadırlar; bunun sonucu olarak yetişkinlikte sağlıklı ilişkiler kuramamakta ve genellikle kısa süreli ilişkiler yaşamaktadırlar (Aygar & Kurt, 2022).

Zedelenmiş Özerklik/Performans şema alanı, özerklik ve yetkinlik ihtiyacının karşılanmamasıyla ilişkilidir. Bu alan, bağımlılık/yetersizlik, hastalıklar ve tehditler karşısında dayanıksızlık, yapışıklık/gelişmemiş benlik ve başarısızlık şemalarını içermektedir. Zedelenmiş Sınırlar şema alanı ise gerçekçi sınırlar ihtiyacının karşılanmamasıyla bağlantılıdır ve hak görme/büyüklenmecilik ile yetersiz özdenetim şemalarını kapsamaktadır (Büyük & Cicerali, 2021). Diğeri Yönelimlilik şema alanı, duygu ve ihtiyaçları ifade etme özgürlüğünün kısıtlanmasıyla ilişkili olup boyun eğicilik, kendini feda ve onay arayıcılık şemalarını barındırmaktadır. Aşırı Tetikte Olma/Bastırılmışlık şema alanı ise spontanlık ve oyun ihtiyacının bastırılmasıyla bağlantılı olup karamsarlık, duyguları bastırma, yüksek standartlar ve cezalandırıcılık şemalarını içermektedir (Duman, 2023).

2.3. Şema Oluşumunda Ebeveyn Tutumlarının Rolü

Erken dönem yaşantı deneyiminde ebeveyn tutum ve davranışları önemli bir role sahiptir (Erdemir & Kutlu, 2024). Martin ve Young (2010), erken dönem uyumsuz şema oluşumunda danışanın yetiştiği çevre ve aileye vurgu yapmaktadır; şemaları yoğun olanların çoğunlukla aile ortamı güvensiz, istikrarsız, ebeveynleri cezalandırıcı ve reddedicidir (Baykal, 2023). Böyle bir aile ortamı aynı zamanda çocuğu cinsel, fiziksel ve duygusal istismara da açık hale getirmektedir (Baykal, 2023). Young, erken dönem uyumsuz şemaların oluşumunu etkileyen olumsuz ebeveyn biçimleri olduğunu belirtmektedir (Erdemir & Kutlu, 2024). Erken dönemde olumsuz tutumlara maruz kalan çocuklar uyumsuz şema geliştirmekte ve bu uyumsuz şemalar yetişkinlikte özellikle kriz anlarında bireyin yaşamını zorlaştırabilmektedir (Erdemir & Kutlu, 2024).

Çocukluk dönemi istismar ve ihmali de erken dönem şemaların gelişimi ile doğrudan ilişkili bulunmuştur (Ünal & Gençöz, 2019). 1228 üniversite öğrencisiyle yapılan bir araştırmada, çocukluk döneminde kötü muameleye maruz kalma ile erken dönem uyumsuz şemalar arasında pozitif bir ilişki olduğu ve şemaların, çocukluk dönemi kötü muamelesi ile mevcut stres arasındaki ilişkide dolaylı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur (İkiz vd., 2022). Duygusal ihmalin katkıda bulunan rolü klinik örneklemlerde de rapor edilmiştir (Ar-Karcı, 2014).

3. Temel Duygusal İhtiyaçların İhmalinin Erken Dönem Uyumsuz Şemalar Üzerindeki Etkisi

3.1. Güvenli Bağlanma İhtiyacının Karşılanmaması

Güvenli bağlanma, çocuğun temel bakım verenlerle kurduğu güvenlik, istikrar, bakım ve kabul içeren ilişki deneyimini ifade etmektedir (Kirsner vd., 2023). Çocuk için yaşamın ilk yıllarında güven duyulacak bir figürün olması bağlanma konusunda ilk basamak olarak düşünülebilir; bağlanma kuramı, bakım verenin bebeğin ihtiyaçlarına istikrarlı bir şekilde duyarlılık göstermesi gerektiğini vurgulamaktadır (Avcı vd., 2021). İlk altı ay ile iki yaş arasında bebeğin ihtiyaçlarına duyarlı bir bakım ebeveyn tarafından sağlanmazsa güvensiz bağlanma örüntüsü gözlenmektedir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019). Ebeveynleri erken çocukluk ve çocukluk dönemlerinden ergenlik dönemlerine kadar ihtiyaçlarına duyarsız olan bireylerin güvensiz bağlanma örüntüsüne sahip olduğu düşündürülmektedir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019).

Güvenli bağlanma ihtiyacının karşılanmaması, özellikle Ayrılma/Reddedilme şema alanındaki şemaların gelişimine zemin hazırlamaktadır. Karantzas vd.'nin (2023) 15 çalışmayı kapsayan meta-analiz sonuçlarına göre, güvensiz bağlanma stilleri erken dönem uyumsuz şemalarla anlamlı düzeyde pozitif ilişki göstermektedir: kaygılı bağlanma r = .36, kaçıngan bağlanma r = .22, korkulu bağlanma r = .28 (Karantzas vd., 2023). Güvenli bağlanma ise erken dönem uyumsuz şemalarla negatif ilişki göstermektedir (r = −.13) (Karantzas vd., 2023). Bu bulgular, güvenli bağlanma deneyiminin uyumsuz şemaların gelişimine karşı koruyucu bir tampon işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Güvenli bağlanan bireylerin, stresli yaşam olayları ve kişilerarası güçlüklerle başa çıkmada son derece uyumlu ve yapıcı bilişsel süreçlere sahip oldukları belirtilmektedir (Karantzas vd., 2023).

Simard vd.'nin (2011) 15 yıllık boylamsal çalışmasında, 60 katılımcı ilk olarak altı yaşlarındayken, ikinci olarak 21 yaşlarındayken olmak üzere iki defa gözlenmiştir (Eken & Çankaya, 2022). Araştırma sonuçları, güvenli bağlanan akranlarına kıyasla güvensiz-kaygılı yetişkin bağlanma stili veya güvensiz-kaygılı çocuk bağlanma stiline sahip genç yetişkinlerde erken dönem uyumsuz şemaların oranının daha yüksek olduğunu göstermektedir (Eken & Çankaya, 2022). Benzer şekilde, algılanan ebeveynlik stilleri ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolü olduğu ortaya konmuştur (Eken & Çankaya, 2022).

Alt grup analizleri, bağlanma stilleri ile spesifik şema alanları arasındaki ilişkilerin büyüklüğünde farklılıklar olduğunu ortaya koymuştur. Kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanmaya kıyasla Ayrılma/Reddedilme şema alanında (r = .49'a karşı r = .31) ve Diğeri Yönelimlilik şema alanında (r = .32'ye karşı r = .12) daha büyük ilişkiler göstermiştir (Karantzas vd., 2023). Kaçıngan bağlanma ile Ayrılma/Reddedilme alanındaki şemalar (terk edilme hariç) arasında da anlamlı ilişkiler bulunmuş olması, bu şema alanının kaçıngan bireylerin zihinsel temsillerini anlamada merkezi bir konumda olduğunu vurgulamaktadır (Karantzas vd., 2023). Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireylerin özellikleri — ilişkilerin önemini reddetme, kronik güvensizlik, aşırı öz-yeterlilik ve kırılgan benlik algısı — duygusal yoksunluk, güvensizlik, sosyal izolasyon ve kusurlu olma şemalarıyla örtüşmektedir (Karantzas vd., 2023).

Bağlanma travmasının gelişimsel travmanın oluşumunda önemli bir unsur olduğu görülmüştür (Sofuoğlu & Karabulut, 2019). Erken çocukluk döneminde bakıcıyla çocuk arasında kurulan ilişki duygu düzenleme stratejilerini etkilemekte; bağlanma travması yoğun duygusal sıkıntıya neden olarak duygu düzenleme kapasitesinin gelişimini engellemektedir (Sofuoğlu & Karabulut, 2019). Tüm katılımcıların erken çocukluk döneminde başlayan ve ergenlik süresince devam eden ihmal ve istismara maruz kaldığı ve duygu düzenleme güçlüğü yaşadıkları saptanmıştır (Sofuoğlu & Karabulut, 2019).

Güvenli bağlanma ile baba-çocuk ilişkisi bağlamında yapılan araştırmalar da bu bulguları desteklemektedir. Güvenli bağlanma ilişkisine sahip çocukların babalarının, güvensiz bağlanma ilişkisine sahip çocukların babalarına kıyasla çocuklarıyla daha fazla vakit geçirdikleri, bakım ihtiyaçlarında daha fazla yer aldıkları, oyun ihtiyaçlarını daha fazla karşıladıkları ve daha yakın duygusal ilişki geliştirdikleri görülmüştür (Önem & Erden, 2023). Bu durum, güvenli bağlanmanın yalnızca anne-çocuk ilişkisiyle sınırlı olmadığını, baba-çocuk etkileşiminin de güvenli bağlanma ihtiyacının karşılanmasında kritik bir rol oynadığını göstermektedir (Önem & Erden, 2023).

3.2. Özerklik, Yetkinlik ve Kimlik Algısı İhtiyacının Karşılanmaması

Özerklik ihtiyacı, çocuğun kendi başına işlev görebilme, yetkin hissetme ve sağlıklı bir kimlik algısı geliştirebilme kapasitesini ifade etmektedir (Kirsner vd., 2023; Koçak & Çelik, 2021). Bu ihtiyacın karşılanmaması, Zedelenmiş Özerklik/Performans şema alanındaki şemaların — bağımlılık/yetersizlik, hastalıklar ve tehditler karşısında dayanıksızlık, yapışıklık/gelişmemiş benlik ve başarısızlık — gelişimine yol açmaktadır.

Ünal ve Gençöz'ün (2019) 414 üniversite öğrencisiyle (312 kadın, 102 erkek; yaş aralığı 18-32, M = 21.69) yaptıkları araştırmada, beş şema alanı için paralel çoklu aracılık analizi uygulanmıştır (Ünal & Gençöz, 2019). Sonuçlar, tüm şema alanları arasında yalnızca Zedelenmiş Özerklik/Performans şema alanının çocukluk dönemi istismar/ihmali ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide aracılık ettiğini göstermiştir (Ünal & Gençöz, 2019). Daha yüksek düzeyde çocukluk istismarı ve ihmali bildiren bireyler, Zedelenmiş Özerklik/Performans şema alanından daha fazla uyumsuz şema geliştirme eğiliminde olmuş ve bunun sonucunda depresif belirtiler açısından artmış risk altında bulunmuşlardır (Ünal & Gençöz, 2019). Bu bulgu, özerklik ihtiyacının karşılanmamasının depresif psikopatoloji için özellikle kritik bir yol olduğunu ortaya koymaktadır.

Eken ve Çankaya'nın (2022) 334 üniversite öğrencisiyle (ortalama yaş 22.63; %68 kadın, %30.8 erkek) yaptıkları araştırmada, romantik ilişki eğilimlerinin ağırlıklı olarak Zedelenmiş Özerklik ve Diğeri Yönelimlilik şema alanlarıyla ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Eken & Çankaya, 2022). Bu bulgu, özerklik ihtiyacının karşılanmamasının yalnızca bireysel psikolojik işlevselliği değil, aynı zamanda romantik ilişki dinamiklerini de derinden etkilediğini göstermektedir.

Koruyucu ebeveyn tutumunun özerklik gelişimi üzerindeki olumsuz etkisi de araştırmalarla desteklenmektedir. Koruyucu tutumu benimsemiş olan ebeveynlerin çocukları, ebeveynlerine bağımlı ve kendi kararlarını vermekte zorlanacakları biçimde davranışlar sergilemektedirler (Akyıldız & Güngör, 2022). Bu tutumla yetiştirilmiş çocuklar, diğer kişilerin yönlendirmesine ihtiyaç duyacakları için toplumsal rollerde daha çekimser davranmaktadırlar (Akyıldız & Güngör, 2022). Çoban ve Turan'ın (2023) 543 genç yetişkinle (424 kadın, 119 erkek; M = 22.65) yaptıkları araştırmada, aşırı koruyucu ebeveyn tutum algısının kişilerarası iletişim becerileriyle olumsuz ilişkili olduğu ve bu ilişkide öz duyarlığın aracı değişken olduğu görülmüştür (Çoban & Turan, 2023).

Müzik performans kaygısı üzerine yapılan bir araştırmada, 100 yetişkin klasik müzisyenle çalışılmış ve faktör analizi sonucunda dört üst düzey şema faktörü ortaya çıkmıştır (Kirsner vd., 2023). Bu faktörlerden biri — başarısızlık, felaketleştirme ve yetersizlik/bağımlılık temalarını kapsayan faktör — müzik performans kaygısının anlamlı bir yordayıcısı olarak bulunmuştur (F(4, 95) = 13.74, p < .001; t(99) = 3.06, p = .003) (Kirsner vd., 2023). Bu bulgu, özerklik ve yetkinlik ihtiyacının karşılanmamasının performans kaygısı gibi spesifik psikopatolojik tablolarla da ilişkili olduğunu göstermektedir.

3.3. Duygu ve İhtiyaçları İfade Etme Özgürlüğünün Kısıtlanması

Çocuğun geçerli duygu ve ihtiyaçlarını özgürce ifade edebilmesi, sağlıklı psikolojik gelişimin temel taşlarından biridir (Kirsner vd., 2023). Bu özgürlüğün kısıtlanması, Diğeri Yönelimlilik şema alanındaki boyun eğicilik, kendini feda ve onay arayıcılık şemalarının gelişimine zemin hazırlamaktadır. Aynı zamanda Aşırı Tetikte Olma/Bastırılmışlık şema alanındaki duyguları bastırma şemasıyla da doğrudan ilişkilidir.

Bergen'in şarkı sözlerinin şema terapisi kavramları açısından incelendiği araştırmada, analiz edilen şarkı sözlerinde en sık rastlanan şema temalarının duygusal yoksunluk, cezalandırıcılık ve karamsarlık/kötümserlik olduğu belirlenmiştir (Duman, 2023). Ayrıca kendini feda, duyguların bastırılması ve güvensizlik şemalarını yansıtan ifadelerin de bulunduğu görülmüştür (Duman, 2023). Bu bulgular, duygusal ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının bireylerin iç dünyasında ne denli derin izler bıraktığını sanatsal bir perspektiften de ortaya koymaktadır.

Çocukluk döneminde algılanan ebeveyn tutumlarının duygusal ifade üzerindeki etkisi, genç yetişkinlerin kişilerarası iletişim becerilerini doğrudan etkilemektedir. Reddedici ebeveyn tutum algısı ile kişilerarası iletişim becerileri arasında olumsuz bir ilişki bulunmuş ve bu ilişkide öz duyarlığın aracı değişken olduğu görülmüştür (Çoban & Turan, 2023). Duygusal yakınlık gösteren ebeveyn tutumuna sahip bireylerin ise duygularını ifade etmeye ve etkin dinlemeye daha istekli oldukları görülmüştür (Çoban & Turan, 2023). Bu bulgular, çocukluk döneminde duygusal ifade özgürlüğünün desteklenmesinin yetişkinlikteki iletişim yetkinliği için kritik olduğunu göstermektedir.

Borderline kişilik örüntüsüne sahip bir vakanın şema terapi formülasyonunda, danışanın karşılanmamış temel ihtiyaçları arasında güvenli bağlanma, empati, duyguların paylaşılması ve kabulü, kendi ihtiyaçlarına odaklanma, istek ve duygularını ifade etme ve koşulsuz kabul yer almaktadır (Baykal, 2023). Bu danışanın aktif şemaları arasında terk edilme, güvensizlik, karamsarlık, utanç, duygusal yoksunluk, duyguları bastırma, cezalandırıcılık ve onay arayıcılık bulunmaktadır (Baykal, 2023). Bu vaka, duygusal ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının birden fazla şema alanında eş zamanlı olarak uyumsuz şemaların gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu somut bir şekilde göstermektedir.

Koçak ve Çelik'in (2021) lise öğrencileriyle yaptıkları araştırmada, erken dönem uyumsuz şemaların öz-şefkat ile duygusal özerklik arasındaki ilişkide aracılık etkisine sahip olduğu tespit edilmiştir (Koçak & Çelik, 2021). Düşük öz-şefkat düzeyi ve erken dönem uyumsuz şemaların gelişimi, olumsuz çocukluk deneyimleri ve maruz kalınan kötü muamele ile ilişkilendirilmekte ve erken dönem uyumsuz şemaların duygusal tepkileri şekillendirdiği belirtilmektedir (Koçak & Çelik, 2021). Öz-şefkatin, erken çocukluk deneyimleriyle yakından ilişkili olduğu ve yaşamın erken dönemindeki koşullar sonucunda oluşan erken dönem uyumsuz şemaların, öz-şefkatin gücünü tam olarak kullanma yeteneğini olumsuz etkilediği vurgulanmaktadır (Koçak & Çelik, 2021).

3.4. Kendiliğindenlik (Spontanlık) ve Oyun İhtiyacının Bastırılması

Spontanlık ve oyun ihtiyacı, çocuğun doğal duygularını, merakını ve yaratıcılığını özgürce deneyimleyebilmesini ifade etmektedir (İkiz vd., 2022; Kirsner vd., 2023). Bu ihtiyacın bastırılması, Aşırı Tetikte Olma/Bastırılmışlık şema alanındaki karamsarlık, duyguları bastırma, yüksek standartlar ve cezalandırıcılık şemalarının gelişimine yol açmaktadır.

Güvenli bağlanma ilişkisine sahip çocukların babalarının, oyun ihtiyaçlarını daha fazla karşıladıkları ve daha yakın duygusal ilişki geliştirdikleri bulunmuştur (Önem & Erden, 2023). Bu bulgu, oyun ve spontanlık ihtiyacının karşılanmasının güvenli bağlanma ile yakından ilişkili olduğunu ve bu ihtiyacın ihmalinin çoklu şema alanlarında olumsuz etkilere yol açabileceğini düşündürmektedir.

Narsisistik kişilik örgütlenmesinin şema terapi çerçevesinde ele alındığı bir vaka çalışmasında, çocukluk döneminde spontanlık ve oyun ihtiyacının bastırılmasının, yetişkinlikte büyüklenmecilik ve incinebilirlik temaları arasında salınıma yol açtığı tartışılmıştır (Ar-Karcı, 2014). Şema Terapi yaklaşımı, narsisistik bireylerin büyüklenmeciliği teşvik eden davranışları, altta yatan acı verici duyguları savuşturmak için aşırı telafi stratejileri olarak kullandıklarını ileri sürmektedir (Ar-Karcı, 2014). Özellikle bu bozukluğun çekirdeğinde yatan "Yalnız Çocuk" moduna dikkat çekilmektedir (Ar-Karcı, 2014). Bu mod, çocukluk döneminde spontanlık, oyun ve duygusal ifade ihtiyaçlarının bastırılmasının doğrudan bir yansımasıdır.

Müzik performans kaygısı araştırmasında, yüksek kaygı puanı alan müzisyenlerin çocukluk deneyimlerinde ebeveynlerin aşırı kaygılı olduğu, çocuğun spontan ifadesinin kısıtlandığı ve performans odaklı bir yetiştirme tarzının benimsendiği temaları ortaya çıkmıştır (Kirsner vd., 2023). Düşük kaygı puanı alan müzisyenlerin ise çocukluk döneminde daha destekleyici, spontanlığa izin veren ve oyun odaklı bir ebeveynlik deneyimi yaşadıkları belirlenmiştir (Kirsner vd., 2023). Bu nitel bulgular, spontanlık ve oyun ihtiyacının karşılanmasının yetişkinlikteki performans kaygısına karşı koruyucu bir faktör olduğunu güçlü bir şekilde desteklemektedir.

3.5. Gerçekçi Sınırlar ve Öz Denetim İhtiyacının Karşılanmaması

Gerçekçi sınırlar ve öz denetim ihtiyacı, çocuğun başkalarının haklarına saygı göstermeyi, paylaşmayı, sabır geliştirmeyi ve dürtülerini kontrol etmeyi öğrenmesini kapsamaktadır (Büyük & Cicerali, 2021). Bu ihtiyacın karşılanmaması — yani çocuğa yeterli sınırların konulmaması — Zedelenmiş Sınırlar şema alanındaki hak görme/büyüklenmecilik ve yetersiz öz denetim şemalarının gelişimine yol açmaktadır.

Şema terapiye göre, gerçekçi sınırların konulmaması çocuğun tahammül etmeyi, paylaşmayı ve sabır geliştirmeyi öğrenememesine neden olmaktadır (Büyük & Cicerali, 2021). Büyük ve Cicerali'nin (2021) 60 evli bireyle yaptıkları araştırmada, büyüklenmeci narsisizmin alt boyutlarından biri olan hak iddia etme ile aldatma eğilimi arasında orta derecede kuvvetli, pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (Büyük & Cicerali, 2021). Hak iddia etme kişilik boyutu arttıkça aldatma eğilimi de artış göstermektedir (Büyük & Cicerali, 2021). Bu çalışmada, karşılanmamış erken çocukluk dönemi kendilik nesnesi ihtiyacının, yetişkinlikte aldatma eğiliminin ortaya çıkmasının temel nedeni olduğu varsayılmıştır (Büyük & Cicerali, 2021). Başka bir deyişle, aldatma, narsisistik bireylerde karşılanmamış kendilik nesnesi ihtiyacını tatmin etmenin bir aracı olarak hipotez edilmiştir (Büyük & Cicerali, 2021).

Narsisistik bireyler erken dönemdeki çatışmalarını ilişkilerine yansıttıklarından, aşık olma ve bağlanma kapasiteleri oldukça düşüktür; istikrarlı ve derinlikli ilişkiler kuramamaktadırlar (Büyük & Cicerali, 2021). Bu durum, gerçekçi sınırlar ihtiyacının karşılanmamasının yetişkinlikteki ilişkisel işlevsellik üzerindeki yıkıcı etkisini açıkça ortaya koymaktadır.

4. İhtiyaç İhmalinin Yetişkinlikteki İlişkisel Yansımaları

4.1. Romantik İlişkilerdeki Uyumsuz Örüntüler

Romantik ilişki araştırmaları, bireylerin erken çocukluk döneminde ihtiyaçların karşılanma derecesine göre şemalar geliştirdiklerini ve bu şemaları yakın ilişkilerine taşıdıklarını göstermektedir (Eken & Çankaya, 2022). Erken dönem uyumsuz şemalar, özellikle beliren yetişkinlikte romantik ilişkiler üzerinde kaçınılmaz olarak büyük bir etkiye sahiptir (Eken & Çankaya, 2022).

Eken ve Çankaya'nın (2022) araştırmasında, 334 üniversite öğrencisinin romantik ilişki eğilimleri ile erken dönem uyumsuz şema alanları arasındaki ilişki incelenmiştir (Eken & Çankaya, 2022). Sonuçlar, romantik ilişki eğilimlerinin ağırlıklı olarak Zedelenmiş Özerklik ve Diğeri Yönelimlilik şema alanlarıyla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (Eken & Çankaya, 2022). Ancak Ayrılma/Reddedilme ve Aşırı Tetikte Olma şema alanlarının romantik ilişki eğilimleri üzerindeki yordama gücünün düşük olduğu görülmüştür (Eken & Çankaya, 2022). Bu bulgu, farklı şema alanlarının romantik ilişkilerin farklı boyutlarını etkilediğini ve özerklik ile duygusal ifade ihtiyaçlarının karşılanmamasının romantik ilişki dinamikleri üzerinde özellikle belirleyici olduğunu göstermektedir.

Çocukluk çağı travmalarının romantik ilişkilerdeki aldatma eğilimini artırdığı belirtilmektedir (Büyük & Cicerali, 2021). Özellikle erken dönemde yaşanan travmalar, yetişkin romantik ilişkilerdeki istikrarı olumsuz yönde etkilemektedir (Büyük & Cicerali, 2021). Bağlanma stilleri ve erken dönem uyumsuz şemalar da ilişkisel problemleri etkilemektedir (Büyük & Cicerali, 2021).

Düşük öz saygıya sahip bireylerin, özellikle duygusal durumları için istikrar sağlayamayacaklarına inandıkları ve bu nedenle yoğun ilişki kurma ihtiyacı duydukları belirtilmektedir (Kaba & Güngör, 2021). Kaba ve Güngör'ün (2021) 518 üniversite öğrencisiyle yaptıkları araştırmada, öz saygının kaygılı ve kaçıngan bağlanma stillerini negatif yönde, yalnızlığın ise pozitif yönde yordadığı bulunmuştur (Kaba & Güngör, 2021). Duygusal bağımlılık, kaygılı bağlanmayı pozitif, kaçıngan bağlanmayı ise negatif yönde yordamıştır (Kaba & Güngör, 2021). Yalnızlığın, öz saygı ile kaçıngan ve kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide kısmi aracı rol oynadığı görülmüştür (Kaba & Güngör, 2021). Bu bulgular, erken dönemde güvenli bağlanma ihtiyacının karşılanmamasının yetişkinlikteki romantik ilişki kalitesini öz saygı ve yalnızlık mekanizmaları aracılığıyla etkilediğini göstermektedir.

4.2. Kişilerarası İletişim ve Sosyal İşlevsellik

Çocukluk döneminde algılanan ebeveyn davranışlarının, bireyin kişilerarası ilişki dinamikleri üzerindeki etkisi yaygın bir şekilde çalışılmıştır (Çoban & Turan, 2023). Genç yetişkinlik döneminde başarılması gereken yaşam görevlerinde — yakın ilişkiler kurma, kimlik oluşturma, kendini ifade etme ve diğer sosyal ilişkileri yönetme — kişilerarası iletişim becerileri kritik bir öneme sahiptir (Çoban & Turan, 2023).

Çoban ve Turan'ın (2023) araştırmasında, ebeveynler arası çatışmanın, ebeveyn tutumları algısının ve öz duyarlığın kişilerarası iletişim becerileri ile ilişkili olduğu bulunmuştur (Çoban & Turan, 2023). Aşırı koruyucu, reddedici ve duygusal yakın ebeveyn tutum algısı ile ebeveyn çatışma algısı ve iletişim becerileri arasındaki ilişkide öz duyarlığın aracı değişken olduğu görülmüştür (Çoban & Turan, 2023). Bu bulgular, erken dönem ebeveyn tutumlarının yetişkinlikteki sosyal işlevselliği doğrudan ve dolaylı yollarla etkilediğini ortaya koymaktadır.

Güvensiz bağlanma örüntüsüne sahip bireylerin terapötik ilişkide bile kendilerini açma ve güvenme konusunda zorluk yaşadıkları vurgulanmıştır (Özekin-Üncüer, 2014). Güvenli bağlanma tarzı geliştirmiş bireylerin ise kendileri ile ilgili içsel modellerinde "sevilen ve yeterli" olduklarına inandıkları, diğerlerine terk edilme korkusu olmadan bağlanıp yakın ilişkiler kurabildikleri ve olumsuz duygulanıma karşı toleranslarının geliştiği ileri sürülmüştür (Özekin-Üncüer, 2014).

4.3. Kuşaklararası Aktarım

Erken dönem uyumsuz şemaların kuşaklararası aktarımı, ihtiyaç ihmalinin uzun vadeli etkilerinin en çarpıcı boyutlarından birini oluşturmaktadır. Erdemir ve Kutlu'nun (2024) 484 anne ile nicel, 32 anne ile nitel olarak yürüttükleri karma desen araştırmasında, annelerin erken dönem uyumsuz şemaları ile ebeveyn rollerine ilişkin kendilik algıları arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur (Erdemir & Kutlu, 2024). Bireyin çocukluk deneyimleri ile edindiği şemalar, bugün sahip oldukları rolleri etkilemektedir (Erdemir & Kutlu, 2024).

Araştırmada katılımcıların bir kısmı çocukluk döneminde maruz kaldıkları ebeveyn tutumunu kendi çocukları ile sürdürdüklerini, bir kısmı ise tersi bir tutum seçtiklerini ifade etmişlerdir (Erdemir & Kutlu, 2024). Bu bulgu, kadınların yetişkinlik yaşamlarında annelerine benzer ilişki örüntülerini sürdürdükleri yönündeki kuramsal görüşle tutarlıdır (Erdemir & Kutlu, 2024). Ebeveynliğe geçiş gibi önemli bir yaşam döneminde uyumsuz şemaların tetiklenmesi olasıdır ve bu durum, karşılanmamış ihtiyaçların bir sonraki kuşağa aktarılma riskini artırmaktadır (Erdemir & Kutlu, 2024).

5. İhtiyaç İhmalinin Benlik Algısı Üzerindeki Yansımaları

5.1. Olumsuz Benlik Şemaları ve Öz Değer

Erken dönem uyumsuz şemalar, bireyin kendisine yönelik çekirdek inançlarını derinden etkilemektedir (Duman, 2023). Kusurluluk/utanç şeması, bireyin kendisini temel düzeyde kusurlu, kötü, istenmeyen veya değersiz olarak algılamasına yol açmaktadır. Bu şema, güvenli bağlanma ve koşulsuz kabul ihtiyaçlarının karşılanmamasıyla doğrudan ilişkilidir.

Borderline kişilik örüntüsüne sahip bir vakanın terapi sürecinde, çocukluk döneminde karşılanmamış ihtiyaçların — güvenli bağlanma, empati, koşulsuz kabul, spontanlık ve oyun — yetişkinlikte düşük öz değer, intihar düşünceleri, boşluk hissi ve ilişki problemleri olarak yansıdığı görülmüştür (Baykal, 2023). Terapi sürecinin sonunda, danışanın çocukluk deneyimlerini inceleyerek ve daha fazla farkındalık geliştirerek daha büyük öz kabul ve öz şefkat geliştirdiği belirtilmiştir (Baykal, 2023). Çocukluk döneminde karşılanmamış sevgi, saygı ve şefkat ihtiyaçları, terapistle kurulan ilişki aracılığıyla karşılanmış ve sağlıklı yetişkin tarafı güçlendirilerek öz bakım becerileri geliştirilmiştir (Baykal, 2023).

Benlik ayrımlaşması kavramı — duygusal ve entelektüel işlevsellik arasında denge kurabilme ve ilişkilerde yakınlık ile özerklik arasında denge sağlayabilme yeteneği — erken dönem uyumsuz şemalarla yakından ilişkilidir (Er & Deniz, 2022). Duygusal tepkisellik düzeyi arttıkça benlik ayrımlaşması düzeyi azalmaktadır (Er & Deniz, 2022). Erken dönem uyumsuz şemalar ile bağlanma arasındaki ilişkide benliğin ayrımlaşması ve öz anlayışın aracılık ettiği bulunmuştur (Er & Deniz, 2022). Bu bulgu, ihtiyaç ihmalinin benlik algısı üzerindeki etkisinin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

5.2. Depresif Belirtiler ve Yaşam Doyumu

Erken dönem uyumsuz şemaların depresif belirtilerle ilişkisi, ihtiyaç ihmalinin benlik algısı üzerindeki en belirgin yansımalarından birini oluşturmaktadır. Ünal ve Gençöz'ün (2019) araştırmasında, çocukluk dönemi istismar ve ihmali ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide Zedelenmiş Özerklik/Performans şema alanının aracılık rolü oynadığı bulunmuştur (Ünal & Gençöz, 2019). Bu bulgu, özerklik ihtiyacının karşılanmamasının bireyin yetkinlik ve kimlik algısını zedeleyerek depresif belirtilere zemin hazırladığını göstermektedir.

Aygar ve Kurt'un (2022) üniversite öğrencileriyle yaptıkları araştırmada, duygusal yoksunluk ve karamsarlık şemalarının mutluluk ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü oynadığı görülmüştür (Aygar & Kurt, 2022). Bu bulgular, erken dönemde duygusal ihtiyaçların karşılanmamasının yetişkinlikteki genel yaşam doyumunu ve öznel iyi oluşu olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır (Aygar & Kurt, 2022).

5.3. Narsisistik Benlik Yapılanması

Gerçekçi sınırlar ve güvenli bağlanma ihtiyaçlarının karşılanmaması, narsisistik benlik yapılanmasının gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Ar-Karcı'nın (2014) vaka çalışmasında, narsisistik kişilik örgütlenmesinin şema terapi çerçevesinde ele alınmasında, büyüklenmecilik ve incinebilirlik temaları arasındaki salınımın çocukluk döneminde karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarla ilişkili olduğu tartışılmıştır (Ar-Karcı, 2014). Narsisistik bireyler, diğerlerini değersizleştirmek için karşı tarafı nesneleştiren atıflar kullanmakta ve bu yolla diğerlerinin azalan öz saygıları üzerinde kendi öz saygılarını yükseltmektedirler (Ar-Karcı, 2014). Bu savunma mekanizması, çocukluk döneminde koşulsuz kabul ve güvenli bağlanma ihtiyaçlarının karşılanmamasının bir telafi stratejisi olarak anlaşılabilir.

6. Pozitif Şemalar ve Koruyucu Faktörler

Psikoloji araştırmalarında daha çok olumsuz/uyumsuz boyutlar üzerinden irdelenen şemalar, meydana getirdiği problemler üzerinden ele alınmaktadır; ancak son yıllarda pozitif psikolojinin de katkısıyla olumlu şemalar üzerinden hareket eden bazı araştırmalar dikkat çekmektedir (Hacıkeleşoğlu, 2023). Çocukluk dönemi uyumlu şemalar ya da pozitif şemalar, katı bir yapıdan ziyade esnek biçimli içsel temsiller şeklinde belirtilmektedir (Hacıkeleşoğlu, 2023). Bu şablonlar, başarılı kişilerarası ve bağımsız işleyişi, başkalarına zarar vermeden temel duygusal ihtiyaçların sürekli olarak yerine getirilmesini teşvik eden özelliklere ve durumlara yol açmaktadır (Hacıkeleşoğlu, 2023).

Hacıkeleşoğlu'nun (2023) 396 katılımcıyla (143 erkek, 253 kadın; yaş ortalaması 28.74) yaptığı araştırmada, pozitif şema düzeyleri ile olumlu yaşam tutumları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (Hacıkeleşoğlu, 2023). Şemaların pozitif içerik barındırması, bireyin psiko-sosyal yaşamına yönelik pozitif bir bakışı mümkün kılmaktadır (Hacıkeleşoğlu, 2023). Bu bulgu, çocukluk döneminde temel duygusal ihtiyaçların yeterli düzeyde karşılanmasının pozitif şemaların gelişimine katkıda bulunduğunu ve bunun yetişkinlikteki psikolojik uyum için koruyucu bir faktör olduğunu düşündürmektedir.

Güvenli bağlanma stilinin uyumsuz şemaların gelişimine karşı tampon işlevi gördüğü meta-analitik düzeyde desteklenmiştir (Karantzas vd., 2023). Güvenli bağlanan bireylerin, hem kendilerine hem de diğerlerine yönelik olumlu bağlanma çalışma modellerine sahip olmaları, kronik uyumsuz şemaların gelişimini engellemektedir (Karantzas vd., 2023). Bu süreçlerin, yaşam boyu bağlanma figürlerinin bireyin temel duygusal ihtiyaçlarını karşıladığı ve bireyin kırılganlıklarına dikkat ederken yetkinlik ve kapasitelerini de desteklediği ilişki deneyimleri aracılığıyla geliştirildiği belirtilmektedir (Karantzas vd., 2023).

7. Klinik Çıkarımlar ve Terapötik Süreç

Şema Terapi, terapötik ilişkiyi sağlıklı kişilerarası işlevsellik ve temel duygusal ihtiyaçların karşılanması için bir model olarak kullanmakta, danışanın geçmişteki işlevsiz şema örüntülerini tanımlamasına yardımcı olmakta ve geçmişteki işlevsiz şema örüntülerinden kurtulmak için uyumlu başa çıkma stilleri geliştirmesini desteklemektedir (Kirsner vd., 2023). Terapötik ilişkinin kendisi, erken dönem uyumsuz şemaları değiştirmek için en güçlü yöntemlerden biri olarak gösterilmektedir (Özekin-Üncüer, 2014).

Çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen bir şema terapi vaka çalışmasında, 40 seans süren terapi sürecinin sonunda şema ölçek puanlarının anlamlı düzeyde iyileştiği görülmüştür (Baykal, 2023). Terapi sürecinde üç temel sonuç hedeflenmiştir: (1) intihar ve kendine zarar verme davranışlarının azaltılması, problemle ilişkili şemaların farkındalığının artırılması ve olumsuz şema başa çıkma stratejilerinin değiştirilmesi; (2) ilişki problemlerinin altında yatan uyumsuz şemaların etkisinin azaltılması; (3) sağlıklı yetişkini güçlendirmek ve öz bakım sağlamak için öz değerin artırılması (Baykal, 2023). Bu hedefler, çocukluk döneminde karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçların terapötik ortamda yeniden ele alınmasının ve karşılanmasının önemini vurgulamaktadır.

Şema Terapi, kişilik bozuklukları için etkili bir tedavi olarak ampirik destek kazanmıştır ve Eksen I bozuklukları için de temkinli destek bulunmaktadır (Kirsner vd., 2023). Bu durum, erken dönem ihtiyaç ihmalinin yarattığı uzun vadeli psikolojik etkilerin tedavi edilebilir olduğunu ve şema odaklı müdahalelerin bu etkileri hafifletmede etkili olabileceğini göstermektedir.

Öz duyarlığın, geçmiş ebeveyn davranışlarının genç yetişkinlerin kişilerarası iletişim becerileri ile olan olası olumsuz ilişkisini hafifletmede kullanılabileceği düşünülmektedir (Çoban & Turan, 2023). Benzer şekilde, öz saygıyı artırmaya yönelik bireysel ve grupla psikolojik danışma uygulamalarının, güvensiz bağlanma stillerini azaltmada etkili olabileceği belirtilmektedir (Kaba & Güngör, 2021).

8. Sonuç ve Değerlendirme

Bu kapsamlı inceleme, Jeffrey Young'ın Şema Terapisi modeli çerçevesinde, çocukluk dönemi temel duygusal ihtiyaçlarının karşılanmamasının uzun vadeli psikolojik etkilerini çok boyutlu bir perspektiften ele almıştır. Elde edilen bulgular, beş temel duygusal ihtiyacın — güvenli bağlanma, özerklik ve yetkinlik, duygusal ifade özgürlüğü, spontanlık ve oyun, gerçekçi sınırlar — ihmalinin beş şema alanında toplam 18 erken dönem uyumsuz şemanın gelişimine zemin hazırladığını tutarlı bir şekilde ortaya koymaktadır (İkiz vd., 2022; Kirsner vd., 2023; Ünal & Gençöz, 2019).

Meta-analitik düzeyde, güvensiz bağlanma stillerinin erken dönem uyumsuz şemalarla anlamlı pozitif ilişkiler gösterdiği (kaygılı bağlanma r = .36, kaçıngan bağlanma r = .22, korkulu bağlanma r = .28) ve güvenli bağlanmanın koruyucu bir faktör olduğu (r = −.13) kanıtlanmıştır (Karantzas vd., 2023). Boylamsal çalışmalar, çocukluk dönemindeki güvensiz bağlanma örüntülerinin yetişkinlikteki uyumsuz şema düzeylerini yordadığını göstermiştir (Eken & Çankaya, 2022). Çocukluk dönemi istismar ve ihmalinin depresif belirtilerle ilişkisinde Zedelenmiş Özerklik/Performans şema alanının aracılık rolü oynadığı bulunmuştur (Ünal & Gençöz, 2019). Romantik ilişki eğilimlerinin ağırlıklı olarak Zedelenmiş Özerklik ve Diğeri Yönelimlilik şema alanlarıyla ilişkili olduğu ortaya konmuştur (Eken & Çankaya, 2022).

Kuşaklararası aktarım perspektifinden, annelerin erken dönem uyumsuz şemalarının ebeveynlik rolleri üzerindeki etkisi, ihtiyaç ihmalinin döngüsel bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir (Erdemir & Kutlu, 2024). Pozitif şemaların gelişimi ise temel duygusal ihtiyaçların yeterli düzeyde karşılanmasıyla mümkün olmakta ve yetişkinlikteki psikolojik uyum için koruyucu bir faktör oluşturmaktadır (Hacıkeleşoğlu, 2023).

Sonuç olarak, çocukluk döneminde temel duygusal ihtiyaçların karşılanması, sağlıklı psikolojik gelişimin vazgeçilmez bir koşuludur. Bu ihtiyaçların ihmal edilmesi, erken dönem uyumsuz şemaların gelişimine yol açarak yetişkinlikteki ilişkisel dinamikleri, benlik algısını, duygusal düzenleme kapasitesini ve genel yaşam doyumunu olumsuz etkilemektedir. Şema Terapi modeli, bu uzun vadeli etkilerin anlaşılması ve tedavi edilmesi için kapsamlı ve ampirik olarak desteklenmiş bir çerçeve sunmaktadır. Gelecek araştırmaların, farklı kültürel bağlamlarda ve boylamsal desenlerle bu ilişkileri daha derinlemesine incelemesi, hem kuramsal bilgi birikimine hem de klinik uygulamalara önemli katkılar sağlayacaktır.

Kaynakça

Akyıldız, M., & Güngör, A. (2022). Examining the effects of perceived parental attitudes on the social interest level in college students: The mediating role of self-esteem. Sakarya University Journal of Education, 12(2), 281-301. https://doi.org/10.19126/suje.993831

Aygar, B., & Kurt, A. (2022). The intermediate role of early maladaptive schemas in the relationship between the happiness and the life satisfaction of university students. Uluslararası İnovatif Eğitim Araştırmacısı, 2(1), 1-26. https://doi.org/10.29228/iedres.62369

Ar-Karcı, Y. (2014). Büyüklenmecilik ya da incinebilirlik: Narsisistik kişilik örgütlenmesinin şema terapi yaklaşımı çerçevesinde ele alınması. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 1(3), 29-43. https://doi.org/10.31682/ayna.470593

Avcı, N., Ölmez, B., Kunt, M., & Pekince, P. (2021). Evlat edinen ve koruyucu ailelerin bebek ve küçük çocuklarıyla ilgili eğitim ihtiyaçları. Erken Çocukluk Çalışmaları Dergisi, 5(2), 410-444. https://doi.org/10.24130/eccd-jecs.1967202152375

Baykal, N. (2023). Approaching borderline personality patterns and relationship problems with online schema therapy: A case study. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 10(1), 165-187. https://doi.org/10.31682/ayna.1071857

Büyük, A., & Cicerali, L. (2021). Evli bireylerin aldatma eğilimi ile büyüklenmeci narsisistik kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi. Opus Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi. https://doi.org/10.26466/opus.936933

Duman, A. (2023). Bergen’in seslendirdiği şarkıların şema terapinin bazı temel kavramları açısından incelenmesi. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 10(2), 335-355. https://doi.org/10.31682/ayna.1149393

Er, Y., & Deniz, M. (2022). The mediating role of self-compassion and cognitive flexibility in the relationship between differentiation of self and subjective well-being. Cukurova University Faculty of Education Journal, 51(3), 1642-1680. https://doi.org/10.14812/cuefd.1074927

Eken, E., & Çankaya, Z. (2022). The relationship between early maladaptive schemas and psychological tendencies associated with the romantic relationships in university students: An investigation through the schema therapy model. Cukurova University Faculty of Education Journal, 51(1), 689-717. https://doi.org/10.14812/cuefd.935734

Erdemir, S., & Kutlu, M. (2024). Annelerin erken dönem uyumsuz şemaları ile ebeveyn rollerine ilişkin kendilik algılarının incelenmesi (Açıklayıcı karma desen). İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 25(1), 278-318. https://doi.org/10.17679/inuefd.1385130

Hacıkeleşoğlu, H. (2023). Pozitif şemalar ile tanrı tasavvuru ve dini başa çıkma arasındaki ilişki üzerine bir araştırma. Hitit İlahiyat Dergisi, 22(1), 73-102. https://doi.org/10.14395/hid.1248630

Kaba, K., & Güngör, A. (2021). Investigating the effects of self-esteem on attachment styles in individuals in early adulthood: The mediating roles of emotional dependency and loneliness. Sakarya University Journal of Education, 11(3), 431-451. https://doi.org/10.19126/suje.938197

Karantzas, G., Younan, R., & Pilkington, P. (2023). The associations between early maladaptive schemas and adult attachment styles: A meta-analysis. Clinical Psychology: Science and Practice, 30(1), 1-20. https://doi.org/10.1037/cps0000108

Kirsner, J., Wilson, S., & Osborne, M. (2023). Music performance anxiety: The role of early parenting experiences and cognitive schemas. Frontiers in Psychology, 14. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2023.1185296

Koçak, L., & Çelik, E. (2021). Lise öğrencilerinde öz-şefkat ile duygusal özerklik arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolü. Opus Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi. https://doi.org/10.26466/opus.906143

Sofuoğlu, Ş., & Karabulut, İ. (2019). Attachment-focused therapeutic intervention to developmental trauma in school environment. Journal of Qualitative Research in Education, 7(2), 1-33. https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.7c.2s.7m

Çoban, R., & Turan, N. (2023). Çocuklukta algılanan ebeveyn tutumlarının ve ebeveynler arası çatışmanın genç yetişkinlerin kişilerarası iletişim becerisi ile olan ilişkisi: Öz duyarlığın aracı rolü. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(17), 79-100. https://doi.org/10.32739/uskudarsbd.9.17.133

Önem, A., & Erden, Ş. (2023). Researching experience of fathers with secure and insecure attached children related to time spent with children during working or vacation days. Cukurova University Faculty of Education Journal, 52(3), 850-879. https://doi.org/10.14812/cuefd.1291576

Özekin-Üncüer, F. (2014). Yetişkin bağlanma biçimleri ile obsesif-kompulsif bozukluk arasındaki ilişkinin incelenmesi: Psikoterapi uygulamasına bir örnek. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 1(1), 26-40. https://doi.org/10.31682/ayna.470568

Ünal, E., & Gençöz, T. (2019). Child abuse/neglect and depressive symptomatology: The mediating roles of early maladaptive schemas. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 6(3), 227-243. https://doi.org/10.31682/ayna.562941

İkiz, F., Özdemir, R., Ateş, D., & Doğru, H. (2022). Covid-19 pandemisinde üniversite öğrencilerinin şemalarındaki değişimler. The Journal of International Educational Sciences, 33(33), 287-308. https://doi.org/10.29228/inesjournal.66166

Sozluk