Giriş
Psikanalitik kuram, anne-çocuk ilişkisini insan psikolojisinin temel yapı taşlarından biri olarak ele almaktadır. Bu ilişki, çocuğun kişilik gelişimi, duygusal düzenleme kapasitesi ve gelecekteki ilişki örüntülerinin şekillenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Psikanalitik gelenek içinde anne-çocuk ilişkisi, hem klasik psikanalitik yaklaşımlar hem de bağlanma kuramı perspektifinden kapsamlı bir şekilde incelenmiştir (Osofsky, 1988; Vicedo, 2009). Bu çalışma, psikanalitik kuramın anne-çocuk ilişkisine yaklaşımını, bağlanma kuramıyla olan etkileşimini, zihinselleştirme kavramını ve klinik uygulamalardaki yansımalarını derinlemesine ele almaktadır.
Psikanalitik Kuramın Tarihsel Gelişimi ve Anne-Çocuk İlişkisi
Klasik Psikanalitik Yaklaşımlar
Psikanalitik gelenek, tarihsel olarak çocuğun nesneye karşı ambivalent ilişkisine odaklanmıştır (Epstein, 2018). Klasik psikanalitik düşünce, temsilleri (representations) bilinçdışı düzenleyici yapılar olarak kavramsallaştırmış ve bu yapıların erken dönem bakım veren-çocuk etkileşimlerinden kaynaklandığını öne sürmüştür (Zelnick ve Buchholz, 1990). Geleneksel psikanalitik görüş, zihinsel temsillerin yanı sıra kuram içindeki genişlemeler ve gelişimsel araştırmaların önerdiği revizyonları da kapsayan bütünleşik bir anlayış sunmaktadır (Zelnick ve Buchholz, 1990).
Psikanalitik kuramın anne-çocuk ilişkisine yaklaşımında önemli bir dönüm noktası, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yaşanmıştır. Bu dönemde David Levy, René Spitz, Margarethe Ribble, Therese Benedek ve John Bowlby gibi çocuk analistleri, birçok psikopatolojinin anne-bebek bağındaki kopukluktan kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir (Vicedo, 2009). Bu görüş, anne-çocuk diadının kişilik oluşumunun beşiği olduğu anlayışını pekiştirmiştir (Vicedo, 2009).
Nesne İlişkileri Kuramı ve Melanie Klein
Nesne ilişkileri kuramı, psikanalitik gelenekte anne-çocuk ilişkisinin anlaşılmasında merkezi bir konuma sahiptir. Avusturya-İngiliz nesne ilişkileri psikanalisti Melanie Klein'ın (1882-1960) metapsikolojisi, Eve Kosofsky Sedgwick ve Lauren Berlant gibi kuramcılar aracılığıyla çağdaş alana önemli etkiler bırakmıştır (Seitz, 2023). Klein'ın "onarıcı okuma" (reparative reading) ve "zalim iyimserlik" (cruel optimism) kavramlarına olan etkisi, anne-çocuk ilişkisinin psikolojik boyutlarının anlaşılmasında yeni perspektifler sunmaktadır (Seitz, 2023).
Çocuğun hem korunma hem de özerklik ihtiyacı evrenseldir ve bu ihtiyaçlar nesne ilişkileri ile bağlanma kuramlarının merkezinde yer almaktadır (Epstein, 2018). Bu perspektif, anne-çocuk ilişkisinin sadece fiziksel bakım sağlama değil, aynı zamanda çocuğun psikolojik gelişimini destekleme işlevini de vurgulamaktadır.
Bağlanma Kuramı ve Psikanalitik Süreç
Bağlanma Kuramının Psikanalitik Entegrasyonu
Bağlanma kuramı, psikanalitik sürecin belirli yönlerini kavramsallaştırmak için gelişimsel bir kuram olarak önemli bir işlev görmektedir (Osofsky, 1988). Diadik etkileşim süreci aracılığıyla ilişkilerin gelişimine yaptığı vurgu nedeniyle, bağlanma kuramı klinik psikanalitik sürecin ilişkisel yönlerini anlamak için alternatif bir kavramsallaştırma sunmaktadır (Osofsky, 1988). Erken dönem bağlanma davranışının tezahürleri, psikanaliz sürecinde yeniden yaratılmakta ve sürecin gelişimsel olarak anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır (Osofsky, 1988).
Birçok psikiyatrik sorunun bağlanma ilişkisinin gelişimindeki güçlüklere atfedilebileceği göz önüne alındığında, bağlanma kuramının bu sorunların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabileceği öne sürülmektedir (Osofsky, 1988). Bu entegrasyon, psikanalitik pratiğin hem kuramsal hem de klinik boyutlarını zenginleştirmektedir.
Mary Ainsworth'un Bağlanma Kuramı
Modern psikolojik ve pedagojik söylemde bağlanma, çocuğun yetişkine karşı tutumunu tanımlayan anahtar bir kavramdır (Vertel, 2023). Bağlanma fenomeni, iletişim ve yakın etkileşim sonucunda çocuk ile yetişkin arasında ortaya çıkan derin bir duygusal bağı ifade etmektedir (Vertel, 2023). Bağlanma, bireysel olarak yönlendirilmiş, istikrarlı bir duygusal tutum olup, çocuğun yakın bir yetişkinle (genellikle anne) yaşadığı duygusal açıdan zengin ilişki deneyimine dayanmaktadır (Vertel, 2023).
Ebeveynlerle iletişim sonucunda çocuk, kendisi ve başkaları hakkında bilişsel fikirler, içsel çalışma modeli ve etkileşim örüntüleri oluşturmaktadır (Vertel, 2023). Bu içsel çalışma modelleri, çocuğun gelecekteki ilişkilerini şekillendiren temel yapılar olarak işlev görmektedir.
Bağlanma Stilleri ve Anne Figürünün Rolü
Erken çocukluk döneminde bağlanma, çocuk ile birincil bakım vereni (çoğunlukla anne) arasındaki diadda gerçekleşmektedir (Perz, 2018). "Anne figürünün" bağ oluşturma sürecindeki önemli rolü, özellikle çocuğun gönderdiği sinyallere yanıt vermeye hazır olma, ulaşılabilirlik ve açıklık açısından vurgulanmaktadır (Perz, 2018). Ailede şekillenen dört bağlanma stili, çocuğun duygusal gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir (Perz, 2018).
En yaygın ve çocuk için en faydalı olan güvenli bağlanma stilidir; bu stilde anne, çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı ve tutarlı bir şekilde yanıt vermektedir (Perz, 2018). Güvensiz bağlanma stilleri ise çocuğun duygusal düzenleme kapasitesini ve ilişki kurma becerilerini olumsuz etkileyebilmektedir.
Dezorganize Bağlanma ve Korku
Mary Main'in Katkıları
Psikanaliz, geleneksel olarak çocuğun yaşamında korkunun rolüne, özellikle bakım verenler tarafından yaratılan korkuya büyük önem vermemiştir (Epstein, 2018). Korkuyu bağlanma ihtiyaçlarının merkezine yerleştiren ve bunu dezorganize bağlanma stili olarak adlandıran Mary Main olmuştur (Epstein, 2018). Araştırma bulguları, travmatize olmuş danışanların birçoğunda görülen insan davranışını anlamamız için yeni bir bakış açısı sunmaktadır (Epstein, 2018).
Dezorganize bağlanma, çocuğun bakım vereninden hem korku duyması hem de ona yakınlık araması arasındaki çatışmayı yansıtmaktadır. Bu durum, "korkutucu bakım verenler" (scaregivers) kavramıyla ifade edilmekte ve çocuğun güvenlik arayışı ile korku deneyimi arasındaki paradoksal durumu tanımlamaktadır (Epstein, 2018).
Reaktif Bağlanma Bozukluğu
Erken dönem çocuk bakımında ihmal ve istismar, reaktif bağlanma bozukluğunun (RAB) gelişimine yol açabilmektedir (Mikic ve Terradas, 2018). Ancak anne-çocuk ilişkisindeki daha ince etkiler daha az araştırılmış ve tanımlanmıştır (Mikic ve Terradas, 2018). Annenin zihinselleştirme kapasitesi ile çocuğun bağlanma temsilleri arasındaki ilişkiyi anlamak, bu bozukluğun tedavisinde kritik öneme sahiptir (Mikic ve Terradas, 2018).
RAB'ın ketlenmiş ve ketlenmemiş tipleri, çocukların bağlanma temsilleri ve annelerin zihinselleştirme kapasitesi açısından farklılıklar göstermektedir (Mikic ve Terradas, 2018). Bu farklılıkların anlaşılması, klinik müdahalelerin etkinliğini artırmak için gereklidir.
Zihinselleştirme ve Anne-Çocuk İlişkisi
Annelik Zihinselleştirme Kapasitesi
Zihinselleştirme (mentalization), bireyin kendi ve başkalarının zihinsel durumlarını anlama ve yorumlama kapasitesini ifade etmektedir. Annenin zihinselleştirme kapasitesi, çocuğun bağlanma temsillerinin gelişiminde belirleyici bir rol oynamaktadır (Mikic ve Terradas, 2018). Reaktif bağlanma bozukluğu olan çocukların annelerinin zihinselleştirme kapasitelerinin incelenmesi, bu ilişkinin önemini ortaya koymaktadır (Mikic ve Terradas, 2018).
Zihinselleştirme süreçleri, bireysel bağlanma stillerinden etkilenmektedir (Azhari ve ark., 2020). Kaygılı bağlanma stiline sahip bir anne, çocuğunun sosyal ipuçlarına dayanan duygusal zihinselleştirmeye yönelme eğilimindedir (Azhari ve ark., 2020). Bu durum, anne-çocuk etkileşimlerinin kalitesini ve çocuğun duygusal gelişimini doğrudan etkilemektedir.
Bağlanma Stilleri ve Beyin Senkronizasyonu
Gelişim biliminde senkroni, anne ve çocuğun aynı zihinsel duruma koordinasyonunu yansıtmaktadır (Azhari ve ark., 2020). Kaygılı bağlanma stiline sahip annelerin, günlük ortak aktiviteler sırasında (örneğin birlikte televizyon izleme) zihinsel durumlarını karakterlere eşleştirmede daha az başarılı oldukları görülmektedir; çünkü dikkatlerinin programdan uzaklaşıp çocuğa yönelme olasılığı yüksektir (Azhari ve ark., 2020). Anne ve çocuğun duygusal durumlarındaki bu uyumsuzluk, azalmış diadik beyin-beyin senkronizasyonuna yansımaktadır (Azhari ve ark., 2020).
Klinik Uygulamalar ve Tedavi Yaklaşımları
Üçlü Psikoterapi
Anne ve çocuğun terapist tarafından birlikte tedavi edildiği üçlü psikoterapi (tripartite psychotherapy), değerli bir çocuk psikoterapisi formu olarak yeterince kullanılmamaktadır (Berlin, 2002). Bu tedavi yaklaşımı geleneksel olarak bebekler ve çok küçük çocuklarla çalışmak için uygulanmaktadır (Berlin, 2002). Klasik üçlü terapinin temel bir önermesi, bebeğin tedavide bulunmasının ebeveynde güçlü aktarım fenomenleri uyandırdığını ve böylece anne-çocuk ilişkisi içinde doğrudan ve anlık müdahale imkânı sunduğunu ileri sürmektedir (Berlin, 2002).
Üçlü psikoterapide anne, çocuk ve terapist arasında gerçekleşen etkileşimler, annenin projeksiyonlarının anlaşılması ve çözümlenmesi için önemli fırsatlar sunmaktadır (Berlin, 2002). Bu yaklaşım, anne-çocuk ilişkisindeki bilinçdışı dinamiklerin doğrudan gözlemlenmesine ve müdahale edilmesine olanak tanımaktadır.
Theraplay Temelli Tedavi
Theraplay, bozulmuş bağlanması olan çocuklar için yaygın olarak kullanılan bir müdahale yöntemidir ve çok sayıda randomize olmayan kontrollü çalışmada ebeveyn-çocuk ilişkisini iyileştirdiği gösterilmiştir (Hofstra ve ark., 2023). Hafif-sınırda zihinsel yetersizliği (MBID) ve bozulmuş bağlanması olan çocuklarda Theraplay temelli tedavinin ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir (Hofstra ve ark., 2023).
Bozulmuş bağlanması olan okul çağı çocuklarını tedavi etmek için sağlam kanıta dayalı müdahaleler bulunmamaktadır (Hofstra ve ark., 2023). Hem MBID hem de bozulmuş bağlanması olan çocuklar, hizmet verilmesi daha da zorlu bir popülasyondur; ancak bozulmuş bağlanma, MBID'li çocuklarda daha da yaygındır (Hofstra ve ark., 2023).
Anne-Çocuk Etkileşimlerinin Araştırılması
Gözlemsel Araştırma Paradigmaları
1930'lardan 1960'lara kadar ABD'de gevşek bir şekilde bağlantılı kadın psikologlar ve hekimler grubu tarafından yürütülen sinematografik gözlemsel bebek çalışmaları, anne-çocuk ilişkisinin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamıştır (Rietmann, 2023). Bu uygulayıcılar, laboratuvardan sağlıklı bebek kliniğine kadar çeşitli ortamlarda bebek davranışı hakkında ayrıntılı ve dikkatli planlanmış araştırma projeleri gerçekleştirmişlerdir (Rietmann, 2023).
Bu çalışmalar, John Bowlby'nin bağlanma araştırması ve René Spitz'in kurumsallaştırılmış bebekler üzerine filmleri gibi daha iyi bilinen çalışmalarla diyalog içinde olsalar da, bebeklerin bireysel özelliklerinin yakından incelenmesi ve "patolojik annelik" kavramına yönelik eleştirel tutumlarıyla farklılık göstermişlerdir (Rietmann, 2023).
Saç Tarama Etkileşimi Paradigması
Saç tarama etkileşimi, bağlanma kuramının kavramsal çerçevesi içinde, Afrika kökenli Amerikalı anne-çocuk ilişkilerinin sosyo-duygusal alanlarını anlamak için doğalcı bir gözlemsel araştırma paradigması olarak önerilmiştir (Lewis, 1999). Bu bağlam, çocukların ırksal ve cinsiyet sosyalizasyonu stratejilerini, gelişen anne-çocuk ilişkilerini ve bağlanma ilişkilerinin içsel çalışma modellerinin oluşumunu değerlendirmek için geçerli bir yöntem olarak kabul edilmektedir (Lewis, 1999).
Bu model, anne-çocuk ilişkisinin kalıcı niteliklerini araştırmak için bir yöntem olarak tartışılmaktadır (Lewis, 1999). Kültürel bağlamın anne-çocuk etkileşimlerini nasıl şekillendirdiğini anlamak, psikanalitik kuramın evrensellik iddialarını sorgulamak ve zenginleştirmek açısından önemlidir.
Oyuncu Etkileşimler ve Diadik Senkroni
Baba-çocuk ve anne-çocuk etkileşimlerinin oyuncu bir bağlamda diadik senkronisinin, okul öncesi çocuklarda bağlanma organizasyonuyla ilişkili olup olmadığı incelenmiştir (Bureau ve ark., 2014). Oyuncu etkileşimler, diadların diadik senkroni ve görev yönetimini temsil eden çeşitli davranışları ne ölçüde sergilediğine göre kodlanmıştır (Bureau ve ark., 2014). Çocukların babalara ve annelere yönelik bağlanma davranışları, okul öncesi dönem için uyarlanmış değiştirilmiş bir ayrılma-yeniden birleşme prosedüründe gözlemlenmiştir (Bureau ve ark., 2014).
Anne-Çocuk İlişkisinde Bağlanma Güvenliği
Güvenli ve Güvensiz Bağlanma Örüntüleri
Endonezya anne-çocuk diadlarında anne-çocuk bağlanma ilişkisinin kalitesi, annelerin çocuklarına sağladığı desteğin kalitesi ve bakım bağlamının özellikleri incelenmiştir (Zevalkink ve ark., 1999). Yabancı Durum prosedürüyle değerlendirilen bağlanma örüntülerinin dağılımı, güvenli ve güvensiz-dezorganize olarak sınıflandırılan çocukların oranının iki meta-analizde bildirilen küresel dağılımla karşılaştırılabilir olduğunu göstermiştir (Zevalkink ve ark., 1999).
Güvensiz grup içinde dirençli çocukların aşırı temsili bulunmuş ve bu durum Japon örneklerindeki dağılımla karşılaştırılabilir niteliktedir (Zevalkink ve ark., 1999). İki ortamda ölçülen annelik desteğinin kalitesi, güvenli diadlarda en yüksek, güvensiz-dezorganize diadlarda en düşük düzeyde bulunmuştur (Zevalkink ve ark., 1999).
Bağlanma ve Kardeş İlişkileri
Bebek-kardeş duygusal katılımı ile her çocuğun anneye bağlanma güvenliği arasındaki ilişki laboratuvar ortamında incelenmiştir (Teti ve Ablard, 1989). Annelerin varlığında, güvenli bağlanmış bebekler, anneler sadece büyük çocukla oynadığında annelere ve büyük kardeşlere karşı protesto etme ve saldırma olasılığı daha düşük bulunmuştur (Teti ve Ablard, 1989). Annelerin yokluğunda, daha güvenli büyük kardeşler, bebek sıkıntısına bakım verme ile yanıt verme olasılığı daha yüksek bulunmuştur (Teti ve Ablard, 1989).
Bebeklerin büyük kardeşlere yönelik bağlanma davranışı nadir olmakla birlikte, yalnızca büyük kardeş daha güvenli olduğunda ortaya çıkmıştır (Teti ve Ablard, 1989). Güvenli bir bebek ve daha güvenli bir büyük çocuğa sahip kardeş diadlarının, antagonistik olmayan ilişkiler geliştirme olasılığı en yüksek görünmektedir (Teti ve Ablard, 1989).
Anne-Çocuk İlişkisinde Anımsama ve İstismar
İstismar Eden ve Etmeyen Ailelerde Anımsama
İstismar eden ve etmeyen anneler ile 3-6 yaşlarındaki çocukları arasında annelik bağlanması ile anne ve çocukların geçmiş duygusal deneyimleri tartışma biçimleri (anımsama) arasındaki ilişkiler incelenmiştir (Lawson ve ark., 2018). Son çalışmalar, istismar eden annelerin istismar etmeyen annelere kıyasla daha az ayrıntılı anımsama yaptığını göstermektedir (Lawson ve ark., 2018).
İstismar eden ailelerde anımsamanın doğasını daha fazla açıklamak için, istismar eden ve etmeyen ailelerden diadlarda annelik ve çocuk katkıları, bunların karşılıklı ilişkileri ve annelik bağlanmasıyla ilişkileri incelenmiştir (Lawson ve ark., 2018). Bu bulgular, anne-çocuk ilişkisinin kalitesinin çocuğun duygusal hafıza ve anlatı becerilerini nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır.
Nörobilimsel Perspektifler
Beyin-Beyin Senkronizasyonu
Bireyler arasında koordineli beyin aktivitesi veya beyin-beyin senkronizasyonu, işbirliği sırasında artış göstermekte ve işbirliği başarısıyla korelasyon göstermektedir (Miller ve ark., 2019). Ancak ebeveyn-çocuk beyin-beyin senkronizasyonunu ve bunun ebeveyn-çocuk ilişkisinin anlamlı yönleriyle ilişkili olup olmadığını inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır (Miller ve ark., 2019).
Anne-çocuk diadlarında sağ prefrontal (PFC) ve temporal kortekslerde beyin-beyin senkronizasyonu, işbirlikçi ve bağımsız bir görev sırasında ölçülmüştür (Miller ve ark., 2019). Anne-çocuk diadlarında beyin-beyin senkronizasyonunun işbirliği sırasında artıp artmadığı ve anne-oğul ile anne-kız diadlarında farklılık gösterip göstermediği test edilmiştir (Miller ve ark., 2019).
Ebeveyn-Çocuk İlişkisinde Oyun ve Bağlanma
Oyun Etkileşimlerinin Önemi
Ebeveyn-çocuk ilişkisinin iki bileşeni olan bağlanma ve oyun, akran yetkinliğiyle ilişkilidir ancak birbirleriyle ilişkilendirilmemiştir (Kerns ve Barth, 1995). Anne-çocuk ve baba-çocuk diadlarında bağlanma güvenliği ile fiziksel oyun etkileşimleri arasındaki bağlantılar ve bu ebeveynlik bileşenleri ile akran yetkinliği arasındaki bağlantılar incelenmiştir (Kerns ve Barth, 1995).
Ebeveynler Bağlanma Q-seti'ni tamamlamış ve ebeveyn-çocuk diadları, oyun katılımı ve kalitesi açısından değerlendirilen fiziksel oyun seansında gözlemlenmiştir (Kerns ve Barth, 1995). Okul öncesi öğretmenler, çocukların popülerliğini ve arkadaş canlısı-işbirlikçi davranışlarını değerlendirmiştir (Kerns ve Barth, 1995).
Baba ve Anne İlişkilerinde Farklılıklar
Babalar çocuk yetiştirme aktivitelerinde anneler kadar dahil olmasa da, çocuklar babalarıyla daha yüksek düzeylerde oynamışlardır (Kazura, 2000). Babalarına güvenli bağlanmış çocuklar, babalarına güvensiz bağlanmış çocuklara göre önemli ölçüde daha yüksek düzeylerde oynamışlardır (Kazura, 2000). Tersine, çocuklarına güvenli bağlanmış anneler daha duyarlı ve kolaylaştırıcı olmuş ve çocukları, anne-çocuk güvensiz diadlarına göre daha aktif olarak sosyal etkileşime girmiştir (Kazura, 2000).
Bu bulgular, oyunun baba-çocuk ilişkileri için önemli olduğunu, anne-çocuk ilişkilerinin ise sosyal etkileşim etrafında döndüğünü göstermektedir (Kazura, 2000). Bu farklılıklar, anne ve baba rollerinin çocuğun gelişiminde tamamlayıcı işlevler gördüğünü ortaya koymaktadır.
Kuşaklararası Ebeveynlik ve Bağlanma
Çin'de Kuşaklararası Ebeveynlik
Çin'de giderek daha fazla büyükanne ve büyükbaba ebeveynliğe dahil olmakta ve çocuk yetiştirme sorumluluğunu ebeveynlerle paylaşmaktadır (Tan ve ark., 2024). Ancak kuşaklararası ortak ebeveynlik ailelerinde bakım verenlerin çocuklar üzerindeki karşılıklı etkileri hakkında daha az bilgi bulunmaktadır (Tan ve ark., 2024).
Annelerin ve büyükannelerin öz-kontrolü, anne-büyükanne ortak ebeveynlik ilişkileri ve bakım veren-çocuk bağlanmasının nasıl ilişkili olduğu ve yolların anne-çocuk ve büyükanne-çocuk diadlarında farklı olup olmadığı incelenmiştir (Tan ve ark., 2024). Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Aracılık Modellemesi (APIMeM) sonuçları, bu ilişkilerin karmaşık doğasını ortaya koymuştur (Tan ve ark., 2024).
Sonuç
Psikanalitik kuramda anne-çocuk ilişkisi, insan psikolojisinin en temel ve karmaşık alanlarından birini oluşturmaktadır. Klasik psikanalitik yaklaşımlardan bağlanma kuramına, nesne ilişkileri teorisinden modern nörobilimsel araştırmalara kadar geniş bir yelpazede ele alınan bu ilişki, çocuğun duygusal, bilişsel ve sosyal gelişiminin temelini oluşturmaktadır (Osofsky, 1988; Vicedo, 2009; Vertel, 2023).
Bağlanma kuramının psikanalitik süreçle entegrasyonu, klinik uygulamalarda önemli gelişmelere yol açmıştır (Osofsky, 1988). Zihinselleştirme kapasitesi, diadik senkroni ve içsel çalışma modelleri gibi kavramlar, anne-çocuk ilişkisinin dinamiklerini anlamak için güçlü araçlar sunmaktadır (Mikic ve Terradas, 2018; Vertel, 2023; Azhari ve ark., 2020).
Dezorganize bağlanma ve reaktif bağlanma bozukluğu gibi patolojik durumların anlaşılması, erken dönem müdahalelerin önemini vurgulamaktadır (Mikic ve Terradas, 2018; Epstein, 2018). Üçlü psikoterapi ve Theraplay gibi tedavi yaklaşımları, bozulmuş anne-çocuk ilişkilerinin onarılmasında etkili yöntemler olarak öne çıkmaktadır (Berlin, 2002; Hofstra ve ark., 2023).
Sonuç olarak, psikanalitik kuramın anne-çocuk ilişkisine yaklaşımı, hem kuramsal derinlik hem de klinik uygulama açısından zengin bir miras sunmaktadır. Bu alandaki araştırmalar, çocuk gelişiminin anlaşılmasına ve ruh sağlığı müdahalelerinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlamaya devam etmektedir.
Kaynakça
Azhari, A., Gabrieli, G., Bizzego, A., Bornstein, M. ve Esposito, G. (2020). Maternal anxious attachment style is associated with reduced mother-child brain-to-brain synchrony during passive TV viewing. bioRxiv. https://doi.org/10.1101/2020.01.23.917641
Berlin, N. (2002). Parent-child therapy and maternal projections: Tripartite psychotherapy--A new look. American Journal of Orthopsychiatry, 72(2), 204-216. https://doi.org/10.1037/0002-9432.72.2.204
Bureau, J., Yurkowski, K., Schmiedel, S., Martin, J., Moss, E. ve Pallanca, D. (2014). Making children laugh: Parent–child dyadic synchrony and preschool attachment. Infant Mental Health Journal, 35(5), 482-494. https://doi.org/10.1002/imhj.21474
Epstein, O. (2018). From proximity seeking to relationship seeking: Working towards separation from the “scaregivers”. Frontiers in the Psychotherapy of Trauma and Dissociation, 2, 290-306. https://doi.org/10.46716/ftpd.2018.0016
Hofstra, E., Kasius, M. ve Vermeiren, R. (2023). Treating children with disturbed attachment and an intellectual disability: Effectiveness of theraplay-based treatment. International Journal of Play Therapy, 32(4), 230-242. https://doi.org/10.1037/pla0000204
Kazura, K. (2000). Fathers' qualitative and quantitative involvement: An investigation of attachment, play, and social interactions. The Journal of Men’s Studies, 9(1), 41-57. https://doi.org/10.3149/jms.0901.41
Kerns, K. ve Barth, J. (1995). Attachment and play: Convergence across components of parent-child relationships and their relations to peer competence. Journal of Social and Personal Relationships, 12(2), 243-260. https://doi.org/10.1177/0265407595122006
Lawson, M., Valentino, K., McDonnell, C. ve Speidel, R. (2018). Maternal attachment is differentially associated with mother–child reminiscing among maltreating and nonmaltreating families. Journal of Experimental Child Psychology, 169, 1-18. https://doi.org/10.1016/j.jecp.2017.12.005
Lewis, M. (1999). Hair combing interactions: A new paradigm for research with African-American mothers. American Journal of Orthopsychiatry, 69(4), 504-514. https://doi.org/10.1037/h0080398
Mikic, N. ve Terradas, M. (2018). Understanding maternal mentalizing capacity and attachment representations of children with reactive attachment disorder: Two case illustrations. Psychoanalytic Psychology, 35(2), 260-269. https://doi.org/10.1037/pap0000153
Miller, J., Vrtička, P., Cui, X., Shrestha, S., Hosseini, S., Baker, J., ... ve Reiss, A. (2019). Inter-brain synchrony in mother-child dyads during cooperation: An fNIRS hyperscanning study. Neuropsychologia, 124, 117-124. https://doi.org/10.1016/j.neuropsychologia.2018.12.021
Osofsky, J. (1988). Attachment theory and research and the psychoanalytic process. Psychoanalytic Psychology, 5(2), 159-177. https://doi.org/10.1037/0736-9735.5.2.159
Perz, K. (2018). Style przywiązania kształtowane w rodzinie i ich wpływ na rozwój emocjonalny dziecka. Acta Scientifica Academiae Ostroviensis, 12(2), 109-125. https://doi.org/10.33674/acta_520181
Rietmann, F. (2023). Mother-blaming revisited: Gender, cinematography, and infant research in the heyday of psychoanalysis. History of the Human Sciences, 37(2), 87-116. https://doi.org/10.1177/09526951231187556
Seitz, D. (2023). A wizard of disquietude in our midst: Melanie Klein and the critical geographies of manic reparation. Environment and Planning D: Society and Space, 41(2), 351-369. https://doi.org/10.1177/02637758231166693
Tan, Y., Wu, D., Yang, L., Xi, X., Jiang, H., Hu, W., ... ve Lin, X. (2024). The associations between mothers’ and grandmothers’ self-control, mother-grandmother coparenting relationships and caregiver-child attachment: An actor-partner interdependence mediation model. Journal of Social and Personal Relationships, 42(1), 117-141. https://doi.org/10.1177/02654075241287233
Teti, D. ve Ablard, K. (1989). Security of attachment and infant-sibling relationships: A laboratory study. Child Development, 60(6), 1519. https://doi.org/10.2307/1130940
Vertel, A. (2023). Mary Ainsworth’s attachment theory and its significance for understanding a child’s early social-emotional development. Humanities Science Current Issues, 1(70), 304-310. https://doi.org/10.24919/2308-4863/70-1-46
Vicedo, M. (2009). The father of ethology and the foster mother of ducks: Konrad Lorenz as expert on motherhood. Isis, 100(2), 263-291. https://doi.org/10.1086/599553
Zelnick, L. ve Buchholz, E. (1990). The concept of mental representations in light of recent infant research. Psychoanalytic Psychology, 7(1), 29-58. https://doi.org/10.1037/h0079141
Zevalkink, J., Riksen‐Walraven, J. ve Lieshout, C. (1999). Attachment in the Indonesian caregiving context. Social Development, 8(1), 21-40. https://doi.org/10.1111/1467-9507.00078