Çağdaş psikoterapinin en etkili figürlerinden biri olan Dr.
Jeffrey Young, geliştirdiği Şema Terapi modeliyle, klasik terapi yöntemlerinin
yetersiz kaldığı kronik psikolojik sorunlara yönelik yenilikçi ve kapsayıcı bir
yaklaşım sunmuştur. Young’ın akademik yolculuğu ve entelektüel evrimi, sadece
bir tedavi protokolünün değil, aynı zamanda insan ruhunu anlamaya dair
derinlikli bir felsefenin de doğuş hikayesidir.
Akademik Kökenler ve İlk Dönem
Jeffrey Young, akademik kariyerine Yale Üniversitesi’nde başlamış, ardından doktorasını Pennsylvania Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Kariyerinin ilk yıllarında, Bilişsel Davranışçı Terapi’nin (BDT) kurucusu olan efsanevi isim Dr. Aaron Beck ile yakın çalışma fırsatı bulmuştur. Young, Beck’in yanında doktora sonrası çalışmalarını yürütmüş ve sonrasında Bilişsel Terapi Merkezi’nde Araştırma ve Eğitim Direktörü olarak görev yapmıştır.1980'li yılların başında Young, BDT ekolünün en parlak temsilcilerinden biri olarak görülüyordu. O dönemde BDT, özellikle depresyon ve anksiyete bozukluklarının tedavisinde sunduğu yapılandırılmış, "şimdi ve burada" odaklı yaklaşımıyla psikoloji dünyasında bir standart haline gelmekteydi. Ancak Young’ın klinik gözlemleri, onu bu başarının ötesindeki görünmeyen boşlukları sorgulamaya itecekti.
Fikirsel Dönüşüm: "Bilişsel Uyumsuzluk"tan Şema Terapisine
Young’ın fikirsel dünyasındaki kırılma noktası, klinik pratiğinde karşılaştığı ve klasik yöntemlerle ilerleme kaydedilemeyen "zor vakalar" ile başladı. Özellikle bugünkü tanı sisteminde kişilik bozuklukları olarak adlandırılan gruba dahil olan danışanlar, klasik BDT tekniklerine direnç gösteriyordu. Young, bu danışanların düşünce hatalarını mantıksal düzeyde düzeltseler bile, duygusal ızdıraplarının değişmediğini; mantıksal beynin kavradığı doğruları, duygusal beynin reddettiğini fark etti.Bu durum, Young'ı "biliş" ile "duygu" arasındaki kopukluğu araştırmaya yöneltti. Klasik yaklaşımların çocukluk kökenlerini ihmal etmesi ve terapötik ilişkinin mesafeli duruşunun derin duygusal yaraları olan hastalar için yetersiz kalması, onu yeni bir senteze götürdü. Bu tespitler ışığında Young, BDT’nin sistematik yapısını koruyarak; onu psikanalitik kuramlar, bağlanma teorisi ve Gestalt terapisi ile zenginleştirdiği "bütünleştirici" bir model olan Şema Terapiyi geliştirdi.
Ortaya Attığı Temel Kavramlar ve Kuramsal Katkılar
şemalar, çocukluk veya ergenlik döneminde başlayan, yaşam boyu tekrar eden; anılar, duygular, bedensel duyumlar ve bilişlerden oluşan geniş kapsamlı ve değişime dirençli kalıplardır. Young, psikopatolojinin kökenini "karşılanmamış evrensel duygusal ihtiyaçlara" dayandırır. Sağlıklı bir gelişim için gerekli olan güvenli bağlanma, özerklik, duygusal ifade özgürlüğü gibi ihtiyaçların kronik olarak karşılanmaması, bu şemaların oluşumuna zemin hazırlar.
Kuramın ilerleyen aşamalarında Young, özellikle Borderline
ve Narsistik Kişilik Bozukluğu gibi karmaşık vakalarda, danışanların ruh
hallerinin çok hızlı değiştiğini gözlemleyerek "Mod Modeli"ni
geliştirmiştir. Modlar, kişinin o an içinde bulunduğu aktif duygu durumunu (örneğin
"İncinmiş Çocuk" veya "Cezalandırıcı Ebeveyn") ifade eder
ve bu kavram terapistlerin anlık duygusal değişimlerle çalışmasını mümkün
kılmıştır.
Belki de Young’ın en insani ve radikal katkısı "Sınırlı Yeniden Ebeveynlik" (Limited Reparenting) kavramıdır. Young, terapistin danışan için bir telafi edici figür olması gerektiğini savunmuştur. Terapist, etik sınırlar çerçevesinde, danışanın çocukluğunda ebeveynlerinden alamadığı duygusal ihtiyaçları seansta karşılamaya çalışır. Bu teknik, terapötik ilişkiyi iyileşmenin ana aracı haline getirir.
Sonuç: Jeffrey Young’ın Mirası
Columbia Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’ndeki çalışmaları ve
kurucusu olduğu Şema Terapi Enstitüsü aracılığıyla Jeffrey Young,
psikoterapinin sınırlarını genişletmiştir. Onun geliştirdiği model,
"tedavi edilemez" denilen kişilik örüntülerine umut ışığı olmuş ve
terapistlere, insan ruhunun en derin yaralarına dokunabilmek için sistematik
ama şefkatli bir yol haritası sunmuştur.


