WOW!
PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

Bowlby’den Önce Çocuk–Ebeveyn İlişkisine Bakış

1. 1930’lar ve 40’larda “Anne–Bebek Bağı”nın Hâkim Açıklama Çerçevesi: İçgüdü/Dürtü Temelli Psikanalitik Yaklaşım ve Öğrenme Kuramı


John Bowlby’nin 1950’lerde sistematik biçimde geliştireceği bağlanma kuramından önce, anne–bebek arasındaki yakınlığın psikolojideki baskın açıklamaları iki ana hatta toplanmaktaydı: (i) Klasik psikanalitik dürtü kuramı, bebeğin bakımverene yönelimini büyük ölçüde biyolojik ihtiyaçların (özellikle beslenme) karşılanması üzerinden kavramsallaştırmış ve (ii) öğrenme kuramı, bakımverene yönelimi koşullanma ve pekiştirme süreçleriyle “öğrenilmiş” bir bağ olarak ele almıştır (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008). Nitekim Bowlby’nin daha sonraki çalışmaları, psikanaliz ve öğrenme kuramında egemen olan bu açıklamalara karşı geliştirilen yeni hipotezlerle karakterize edilir; Bowlby bu dönemin baskın fikirlerini reddettiğini özellikle vurgulamaktadır (van der Horst & van der Veer, 2008). Aynı şekilde, Bowlby–Ainsworth hattının etolojik yaklaşımı benimseyerek kişilik gelişiminde anneye yönelimi birincil bir biyolojik sistem olarak ele alması, kendilerini önceki açıklama çerçevelerinden ayıran temel kırılma noktası olarak sunulmaktadır (Ainsworth & Bowlby, 1991).

Bu çerçevede, 1930’lar–40’lar arasında anne–bebek bağının “derin duygusal” niteliği, bağlanma kuramındaki gibi ayrı bir davranışsal/motivasyonel sistem (attachment behavioral system) şeklinde değil; daha çok beslenme gibi birincil ihtiyaçların doyumu ve bunun etrafında örgütlenen dürtü dinamikleri (psikanalitik damar) ya da pekiştirme/koşullanma (öğrenme kuramı damarı) üzerinden açıklanma eğilimindeydi (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008). Bowlby’nin Klein ve psikanalizle erken teması ile içgüdüsel tepkiler fikrini ciddiye alması; ancak bunu sonrasında farklı bir biyolojik-evrimsel bağlamda yeniden kurması, bu tarihsel süreklilik ve kopuşu birlikte gösteren bir örnek olarak aktarılmaktadır (Ainsworth & Bowlby, 1991; Whiddon, t.y.).

2. “Dolap Sevgisi (Cupboard Love)” Gerçekten Yalnızca Beslenmeye mi İndirgeniyordu?

2.1. “Cupboard Love” Etiketinin İşaret Ettiği Çekirdek Varsayım: Bakımverene Yönelimin Türev (İkincil) Oluşu


“Dolap Sevgisi” (Cupboard Love) terimi, bebeğin anneye (ya da bakımverene) dönük sevgi/bağ davranışının, annenin birincil dürtüyü (özellikle açlık) gideren bir ödül kaynağı olmasına dayandığını ima eden bir yaklaşımlar ailesiyle ilişkilendirilmektedir. Verilen kaynaklar bu terimi tek bir ekole indirgemekten ziyade, Bowlby’nin özellikle psikanalitik düşünce ile öğrenme kuramı içindeki dönemin baskın açıklamalarına karşı çıkış bağlamında ele alır: Bowlby, 1940’lar–50’lerde psikanaliz ve öğrenme kuramında hâkim olan açıklamaları reddetmek üzere yeni hipotezler geliştirmiştir (van der Horst & van der Veer, 2008). Bowlby–Ainsworth çizgisinin etolojik yaklaşımı da anneye yönelimin yalnızca beslenmenin yan ürünü değil, türün yerleşik planının (species ground plan) bir parçası olduğunu savunarak önceki indirgemeci açıklamalara alternatif bir üretim sunmaktadır (Ainsworth, 1979).

Bu nedenle, sorudaki “gerçekten sadece karnını doyuran bir obje olmasına mı bağlıydı?” ifadesi, Bowlby’nin karşı çıktığı tarihsel açıklama türünü iyi yakalamaktadır: Bowlby’nin geliştirdiği bağlanma yaklaşımı, anne figürüne yönelimin “ikincil” değil, kendine özgü bir sistem olduğunu ileri sürerek beslenmeye indirgeme eğilimine karşı konumlanmıştır (Ainsworth, 1979; Ainsworth & Bowlby, 1991). van der Horst ve van der Veer’in (2008) tarihsel incelemesi de Bowlby’nin, 1940’lar–50’lerde psikanaliz ve öğrenme kuramında hâkim olan fikirleri reddetmesinin kuramsal yeniliğin merkezinde bulunduğunu açık biçimde belirtir.

2.2. Ancak 1930’lar–40’larda Psikanaliz Tek Sesli Değildi: Nesne İlişkileri Yönelimi Bağın Duygusal/İlişkisel Niteliğini Öne Çıkarmaya Başlamıştı

Öte yandan, 1930’lar–40’ların psikanalitik dünyasında durumu tamamen “beslenmeye indirgeme” ile eşitlemek eksik olur; zira psikanaliz içinde nesne ilişkileri doğrultusunda, annenin/nesnenin yalnızca dürtü doyumunun aracı değil, benliğin örgütlenmesinde merkezi bir “ilişkisel hedef” olduğu fikri güç kazanmaya başlamıştır. Psikanalitik kuramda Fairbairn gibi isimlerle dürtü boşalımı/erotojen bölgeler merkezli başlangıçtan, egonun bir nesneye ulaşma çabası merkezli bir çerçeveye kayış olduğu vurgulanır (Eagle & Wolitzky, 1992). Benzer şekilde, Melanie Klein etrafında gelişen nesne ilişkileri geleneğinin, anne–bebek bağının yetişkin kişilik örgütlenmesindeki önemini öne çıkaran bir okul olarak betimlenmesi; Winnicott gibi isimlerle ilişkilendirilmesi, bu hattın gelişim psikolojisinde Bowlby’nin bağlanma kuramına uzanan bir etki yaratması açıkça dile getirilmektedir (Bringmann & Early, 2000). Bretherton’ın (1998) yorumları da bağlanma kuramı ile psikanalitik yaklaşımlar arasında bütünüyle bir kopuştan ziyade karmaşık bir etkileşim alanı bulunduğunu tartışır.

Dolayısıyla “Dolap Sevgisi” gibi indirgemeci açıklamalar, Bowlby’nin eleştirdiği baskın zeminlerden birini temsil etse de aynı dönem içinde psikanalizin bazı kolları, anne–bebek bağının duygusal ve örgütleyici işlevini daha fazla görünür kıla
n bir dönüşüm dinamiği de taşımaktaydı (Bretherton, 1998; Bringmann & Early, 2000; Eagle & Wolitzky, 1992). Bowlby’nin erken döneminde psikanaliz ve Klein etkisiyle şekillenmesi ve daha sonra bu birikimi farklı bir biyolojik/etolojik çerçeveyle yeniden düzenlemesi, bu çok katmanlı tarihsel bağlamla tutarlıdır (Ainsworth & Bowlby, 1991; Whiddon, t.y.).

3. Davranışçı/Öğrenme Kuramı Açısından “Sevgi” Neden Öğrenilmiş Bir İkincil Dürtü Olarak Görülebilirdi?

Verilen kaynaklar, 1940’lar–50’lerde Bowlby’nin özellikle öğrenme kuramındaki dönemin hâkim açıklamalarını reddettiğini belirtmekle birlikte, öğrenme kuramının ayrıntılı teknik tezlerini burada uzun uzadıya açmaz; ancak genel tarihsel konum nettir: Bowlby’nin geliştirdiği bağlanma yaklaşımı, anneye yönelimi birincil bir sistem olarak düşünerek öğrenme kuramı indirgemeciliğine karşı çıkmıştır (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008). Ainsworth’un (1979) daha sonraki sentezinde, Bowlby’nin etolojik-evrimsel yaklaşımının, bağlanmayı insan türünün temel planının bir parçası olarak görmesi ve bağlanma figürünün biyolojik anne olmak zorunda olmayıp “asıl bakımveren” rolünü üstlenen kişi olabilmesi; yine de seçici yakınlık arayışının olağan koşullarda geliştiği fikri, öğrenme temelli “türev bağ” anlayışına alternatif bir temel sunar. Bu alternatifin kurulma gerekçesi, dolaylı olarak, önceki öğrenme temelli açıklamaların bağlanma olgusunu açıklamakta yetersiz bulunduğu iddiasına dayandırılmaktadır (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008).

Bu öğrenme kuramsal çerçeve, sevgi/bağın “birincil” değil “ikincil” (türev) olarak görülmesini kolaylaştırır: Eğer bakımverenin değeri öncelikle beslenme gibi birincil pekiştiricilerle ilişkisinden doğuyorsa, bebeğin bakımverene yönelimi de koşullanma yoluyla şekillenen ikincil bir güdülenme gibi kavramsallaştırılabilir. Bowlby’nin hem psikanaliz hem öğrenme kuramında hâkim olan fikirleri reddetmesi tam da bu tür türevcilik (derivative) varsayımlarla hesaplaşma bağlamında sunulur (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008). Nitekim Bowlby–Ainsworth etolojik yaklaşımı, bağlanma davranışlarının stres anında seçici olarak bakımverene yönelme biçiminde örgütlendiğini vurgulayarak, yalnızca beslenme ve koşullanmayla açıklanamayacak bir düzenlilik önerir (Ainsworth, 1979; Ainsworth & Bowlby, 1991).

4. “Anneler Çocuklarını Kucağa Almasın, Ağlayınca Hemen Gitmesin” Gibi Katı Önerilerin Ardındaki Mantık Ne Olabilirdi?

Sorudaki spesifik tarihsel ebeveynlik önerileri (örn. “kucağa almama”, “ağlayınca hemen gitmeme”) popüler çocuk yetiştirme literatürü ve davranışçılığın uygulamalı uzantılarıyla sıkça ilişkilendirilen iddialardır; ancak sunulan referans kümesi, bu tür önerilerin 1930’lar–40’lardaki belirli metinlerde nasıl formüle edildiğini doğrudan belgeleyen birincil kaynak niteliğinde değildir. Bu nedenle burada yapılabilecek en kanıta dayalı yanıt, söz konusu önerilerin teorik olarak hangi varsayımlarla gerekçelendirilebileceğini, Bowlby’nin karşı çıktığı “öğrenme kuramı egemen fikirleri” çerçevesinden hareketle tartışmaktır (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008).

Öğrenme kuramı/davranışçı perspektifte bağın ve yakınlık arayışının türev/öğrenilmiş olduğu varsayımı benimsendiğinde, bakımverenin bebeğin sinyallerine (ör. ağlama) verdiği yanıtın, bebeğin davranış repertuvarını pekiştirme yoluyla biçimlendirdiği düşüncesi öne çıkar. Bu düzlemde, bebek sinyallerine hemen yanıt vermenin “yakınlık arama” davranışlarını artırabileceği; buna karşılık tepkilerin sınırlandırılmasının daha “bağımsız” davranışları destekleyebileceği gibi sonuçlar, öğrenme kuramının genel mantığıyla uyumlu bir çıkarım olur. Bowlby’nin, öğrenme kuramındaki bu tür açıklama biçimlerini “egemen fikirler” olarak anıp daha sonra reddetmesi, bu teorik zeminle çatıştığını gösterir (van der Horst & van der Veer, 2008). Bowlby–Ainsworth etolojik yaklaşımının ise stres anında bakımverene yönelmenin beslenmeden bağımsız ve türsel bir düzenek olduğunu ileri sürerek, “yakınlık arama = pekiştirilmiş alışkanlık” şeklindeki indirgemeci yoruma güçlü bir alternatif oluşturduğu görülmektedir (Ainsworth, 1979; Ainsworth & Bowlby, 1991).

Bu nedenle, mevcut kaynaklara dayanarak şu sonuç temkinle savunulabilir: 1930’lar–40’lardaki davranışçı/öğrenmeci açıklama çizgisi, anne–bebek bağını birincil bir ilişki ihtiyacı olarak değil, daha ziyade birincil gereksinimlere bağlanan öğrenilmiş bir düzenlilik olarak görmeye eğilimliydi; Bowlby’nin kuramsal müdahalesi bu indirgemeye itiraz ederek bağlanmayı ayrı bir sistem olarak konumlandırmıştır (Ainsworth, 1979; Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008). Bu teorik çerçeve, pratikte “yakınlık davranışlarını pekiştirmemek” yönünde katı tavsiyelere kapı aralayabilecek bir mantık barındırsa da bu spesifik tavsiyelerin 1930’lar–40’lardaki somut metinsel izlerini göstermek için mevcut referanslar yeterli değildir (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008).

5. Sonuç: Bowlby Öncesinde Bağın “Duygusal Derinliği” Nasıl Kavranıyordu?


Toparlamak gerekirse, Bowlby bağlanma kuramını geliştirmeden önceki dönemde (1930’lar–40’lar) anne–çocuk bağının açıklanmasında, özellikle (i) dürtü doyumu ve beslenmeye bağlanan türev sevgi fikrini kolaylaştıran psikanalitik/dürtü-merkezli okuma biçimleri ile (ii) koşullanma-pekiştirme mantığına dayalı öğrenme kuramı açıklamaları, Bowlby’nin daha sonra açıkça karşı çıktığı düşünsel arka planı oluşturmuştur (Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008). “Dolap Sevgisi” (Cupboard Love) diye anılan indirgemeci şema, bu arka planın tipik bir özeti olarak düşünülebilir: Bağlanma, kendinde bir ihtiyaç/bir sistem olmaktan çok, beslenme gibi birincil pekiştiricilere bağlanan türev bir yakınlık olarak kavramsallaştırılma eğilimindedir (Ainsworth, 1979; Ainsworth & Bowlby, 1991; van der Horst & van der Veer, 2008).

Bununla birlikte psikanalizin kendi içinde nesne ilişkileri yönelimleri, annenin yalnızca dürtü doyum aracı değil, kişilik örgütlenmesinde merkezi bir “ilişki nesnesi” olduğu fikrini güçlendirerek, Bowlby’nin daha sonra kuracağı bağlanma yaklaşımıyla bazı tematik süreklilikler de üretmiştir (Bretherton, 1998; Bringmann & Early, 2000; Eagle & Wolitzky, 1992). Bowlby’nin Klein etkisiyle başlayan psikanalitik teması ve sonrasında etolojik-evrimsel bir hatta yönelmesi, bu tarihsel sahnede hem süreklilik hem kopuş öğelerini bir arada taşımaktadır (Ainsworth & Bowlby, 1991; Whiddon, t.y.).

Kaynakça

Ainsworth, M. D. S. (1979). Infant–mother attachment. American Psychologist, 34(10), 932-937. https://doi.org/10.1037/0003-066x.34.10.932

Ainsworth, M. D. S., & Bowlby, J. (1991). An ethological approach to personality development. American Psychologist, 46(4), 333-341. https://doi.org/10.1037/0003-066x.46.4.333

Bretherton, I. (1998). Commentary on Steele and Steele. Social Development, 7(1), 132-136. https://doi.org/10.1111/1467-9507.00056

Bringmann, W. G., & Early, C. E. (2000). Otto August Klemm. A. E. Kazdin (Ed.), Encyclopedia of psychology içinde (Cilt 4, ss. 447-448). American Psychological Association.

Eagle, M. N., & Wolitzky, D. L. (1992). Psychoanalytic theories of psychotherapy. D. K. Freedheim (Ed.), History of psychotherapy: A century of change içinde (ss. 109-158). American Psychological Association.

van der Horst, F. C. P., & van der Veer, R. (2008). Loneliness in infancy: Harry Harlow, John Bowlby and issues of separation. Integrative Psychological and Behavioral Science, 42(4), 325-335. https://doi.org/10.1007/s12124-008-9071-x

Whiddon, M. (t.y.). Parent emotional functioning, parent responsiveness, and child adjustment [Doktora tezi, The University of Alabama]. ProQuest Dissertations & Theses Global.

Baglanma