Psikolojide Sessiz Devrim – Bağlanma Neden Sadece Sevgi Değildir?
Bağlanma Kuramı’nı “devrim” yapan şey, yalnızca yeni bir kavram önermesi değildir; insan yavrusunun yakınlık arama ihtiyacını (güvende olma, korunma, yatıştırılma) psikolojinin merkezine koyarak, dönemin iki güçlü açıklama geleneğinden—psikanalitik dürtü açıklamalarından ve davranışçı pekiştirme açıklamalarından—ayrışmasıdır (Bretherton, 1992; Ainsworth, 1979). Bowlby ve Ainsworth’un oluşturduğu bu çerçeve, bebek–bakımveren bağını “türetilmiş bir sonuç” (örneğin yalnızca beslenmenin yan ürünü) olmaktan çıkarıp, insan türünün gelişimsel planına yazılmış birincil bir sistem olarak ele alır (Bretherton, 1992; Ainsworth, 1979). Bu yaklaşımın klinik ve gelişim psikolojisi üzerindeki etkisi, sonraki on yıllarda kuramın ampirik olarak sınanması ve geniş bir araştırma birikimi üretmesiyle daha da pekişmiştir (Keller, 2012; Slade ve Aber, 1992).
Aşağıdaki anlatı, bu kopuşun mantığını “hikâye” gibi akıtarak ama bilimsel dayanaklarını koruyarak kurar: Önce eski yanılgı, sonra kırılma, ardından kanıt ve en son bağlanmanın evrimsel anlamı.
1. Tarihsel Yanılgı: “Dolap Aşkı” ve Sütün Gölgesinde Kalan Bağlanma
Bowlby öncesi iklimi düşünürken, “dolap aşkı” metaforu işe yarar: Bebek, sanki mutfağa—yani süte—âşıkmış gibi, anneye de sadece beslenme üzerinden bağlanıyor sanılır. Bu düşünce, iki ayrı gelenekte farklı dillerle kurulmuş ortak bir varsayıma dayanır: Yakınlık, daha temel bir ihtiyacın (dürtü doyumu ya da pekiştirme) türevidir (Slade ve Aber, 1992; Bretherton, 1992). Bu çerçevede bağlanma, başlı başına motive edici bir sistem olarak değil, başka bir motivasyonun “eklentisi” olarak görülmeye yatkındır; Bowlby’nin girişimi, tam da bu türev fikrini hedef alır (Bretherton, 1992; Keller, 2012).
Psikanalitik gelenekte erken dönem açıklamalar, davranışın örgütlenmesinde dürtü kuramı ve kendini koruma/ego içgüdüleri gibi kavramlara büyük ağırlık verir; bu, bebeğin bakımverene yönelişinin de çoğu kez ihtiyaç doyumu etrafında okunmasına elverişli bir zemin yaratır (Ainsworth, 1979; Slade ve Aber, 1992). Nitekim psikanaliz tarihinde zamanla “ilişkisel” ve “iki kişilik” modellere doğru bir kayış olduğunun vurgulanması, daha eski çerçevenin ilişkiyi ikincilleştiren yanını dolaylı biçimde gösterir (Heusser, 2021). Bağlanma araştırmalarıyla psikanaliz arasında kurulan sonraki diyaloglar da bu erken açıklamaların tek başına yeterli olmadığını ve gelişimsel bağın kendi başına ele alınması gerektiğini destekleyen bir arka plan sunar (Altimir ve Jiménez, 2021).
Öte yandan Bowlby’nin eleştirdiği öğrenme/pekiştirme yönelimli açıklamalar, bebeğin anneye yakın durmasını “anne = besin” eşleşmesi üzerinden, yani pekiştireç mantığıyla açıklama eğilimindedir; bu eğilim, Bowlby’nin kuramını geliştirirken hem psikanalitik düşünceyle hem de o dönem baskın öğrenme modelleriyle hesaplaşmasını anlamlı kılar (Bretherton, 1992; Ainsworth, 1979). Bu nedenle “dolap aşkı”, bir hakaret değil; bağlanmayı yalnızca “sütle açıklama” alışkanlığının ne kadar dar bir açıklama olabileceğini gösteren bir işaret fişeğidir (Bretherton, 1992; Slade ve Aber, 1992).
2. Kırılma Noktası: Fiziksel Bakım Yetmediğinde – “Solan Çocuklar” Gerçeği
İkinci Dünya Savaşı sonrasında çocukların kurum bakımında (örneğin yetimhaneler, hastaneler) yaşadığı ayrılık ve yoksunluk deneyimleri, bağlanma düşüncesinin mayalandığı tarihsel zemini oluşturur; Bowlby’nin ilgisi özellikle anne kaybı/ayrılığı ve bunun sonraki kişilik ve uyum üzerindeki etkileri çevresinde yoğunlaşır (Bretherton, 1992). Bu bağlamda kritik soru şudur: Fiziksel ihtiyaçlar karşılanırken (beslenme, barınma, hijyen) neden bazı çocuklar duygusal olarak çöker, gelişimsel olarak geriler ya da “solup gider” gibi görünür? Bowlby’nin teorik hamlesi, bu olguyu “beklenmedik bir anomali” değil, tersine, insan yavrusunun doğasına ilişkin yanlış varsayımların açığa çıkışı olarak okumaktır (Bretherton, 1992; Ainsworth, 1979).
Bowlby ve Ainsworth’un çizgisinde bebek–bakımveren ilişkisi, yalnızca bir “bakım hizmeti” değil; çocuğun güvenlik düzenlemesi için işleyen örgütlü bir ilişkidir (Ainsworth, 1979). Dolayısıyla çocuk besleniyor olsa bile, süreklilik gösteren bir yakınlık figürüyle yeterli etkileşim kuramıyorsa bağlanma örüntüsü olağan biçimde oluşmayabilir; Ainsworth’un, bağlanmanın “olağan koşullarda” geliştiğini ancak bebek birincil bir bakımverenden çok az etkileşim görürse sürecin bozulabileceğini vurgulaması bu noktaya doğrudan temas eder (Ainsworth, 1979). Bu, savaş sonrası kurum bakımında “her şey var ama bir şey eksik” hissinin bilimsel karşılığıdır: Eksik olan yalnızca temas değil, temasın taşıdığı hissedilen güvenlik ve düzenleyici ilişkidir (Ainsworth, 1979).
Bu kırılma, aynı zamanda kuramsal bir dönüşümdür: Bağlanma, psikanalitik düşünceden tümüyle kopmadan ama etoloji ve kontrol sistemleri gibi disiplinlerle birleşerek yeni bir paradigma haline gelir (Bretherton, 1992; Ainsworth, 1979). Yani devrim, “psikanalizin yerine geçmek” değil; bebek–bakımveren bağının başat bir gelişimsel organizatör olduğunu gösterecek kadar güçlü bir açıklama kurabilmektir (Slade ve Aber, 1992).
3. Bilimsel Kanıt: Tel Anneye Karşı Havlu Anne – Temasın Zaferi
Bowlby’nin iddiası güçlüdür ama bilimde güçlü iddia güçlü kanıt ister. Bu noktada primat araştırmaları, özellikle de Harlow’un rhesus maymunlarıyla yaptığı çalışmalar, bağlanmanın “karın tokluğu” ile açıklanamayacağını somutlaştıran klasik bir kanıt hattı olarak anılır (Sullivan, 2017; Chambers, 2017). Harlow’un düzeneklerinde yavru maymunlar, bir yanda süt veren tel (wire) anne, diğer yanda süt vermeyen ama yumuşak dokulu havlu (cloth) anne arasında seçim yapar; bulgu, yavrunun stres ve korku anlarında yumuşak “anneye” yönelmesi, güvenlik arayışını beslenmeden bağımsız bir motivasyon olarak görünür kılmasıdır (Sullivan, 2017). Bu desen, bağlanmayı “pekiştirme” mantığına indirgeme eğilimine doğrudan meydan okur: Yakınlık, yalnızca ödül (süt) üzerinden değil, yatıştırma ve güvenlik üzerinden seçilir (Sullivan, 2017).
Bu bulgular, daha geniş bir biyolojik-gelişimsel çerçeveyle de uyumludur: İnsan ve diğer memelilerde erken gelişimde dokunma duyusunun çok erken olgunlaşması ve erken dokunsal deneyimlerin organizmanın gelişimiyle ilişkisi, temasın basit bir “ekstra” değil, gelişimsel bir temel olabileceğini düşündürür (Spitoni ve ark., 2020). Ayrıca, sosyal/şefkatli dokunuşun “hissedilen güvenlik” gibi ilişkisel-bilişsel mekanizmalarla bağlantılı olabileceğini tartışan güncel derlemeler, temasın yalnızca duyusal bir uyarım değil, güvenlik düzenlemesinin parçası olabileceğini destekleyen bir hat çizer (Xie ve Feeney, 2024). Bu açıdan Harlow’un gösterdiği şey, sadece “yumuşağı seviyorlar” gibi yüzeysel bir yorum değil; yakınlığın, organizmanın stresle baş etmesi ve güvenliği tesis etmesi için işlev gören bir sistem olabileceğidir (Sullivan, 2017; Chambers, 2017).
Primat doğasına dair saha gözlemleri de aynı yöne işaret eder: Anne–yavru ilişkisi, yalnızca emzirme değil; korunma, taşıma, termoregülasyon ve sosyal destek gibi bir dizi işleve hizmet eder; bu işlevlerin toplamı güçlü bir anne–yavru bağını doğurur (Diego, t.y.). Bu çok işlevlilik, bağlanmanın tek bir “ödül kaynağına” indirgenemeyeceğini, daha bütüncül bir hayatta kalma organizasyonunun parçası olduğunu düşündürür (Sullivan, 2017).
Sonuç: Şımarıklık Değil, Hayatta Kalma Donanımı
Bağlanma Kuramı’nın nihai tezi şudur: Bağlanma, kültürel bir lüks ya da “fazla sevgiyle şımartma” sonucu ortaya çıkan bir alışkanlık değil; insan yavrusunun kırılganlığı içinde hayatta kalmasını artıran evrimsel bir düzenektir (Ainsworth, 1979; Chambers, 2017). Ainsworth, Bowlby’nin etolojik-evrimsel yaklaşımının, bebeğin bir bakımverene bağlanmasını insan türünün (ve birçok türün) “zemin planının” parçası olarak gördüğünü açıkça vurgular; bağlanma figürü biyolojik anne olmak zorunda değildir, fakat istikrarlı birincil bakımveren rolünü üstlenen kişi olmalıdır (Ainsworth, 1979). Bu, bağlanmayı ahlaki bir “iyi niyet” alanından çıkarıp biyolojik ve gelişimsel bir gereklilik alanına yerleştirir (Ainsworth, 1979; Chambers, 2017).
Güncel nörobiyolojik yaklaşımlar da bağlanma ilişkisinin, yalnızca davranışsal bir tercih değil, bebeğin stres yanıtı ve duygu düzenleme sistemlerinin gelişimiyle yakından ilişkili olduğunu; erken bakımveren ilişkisinin sonraki duygusal tepkiler ve psikiyatrik/bedensel sonuçlarla bağlantılanabilecek nörobiyolojik değişimlerle ilişkili olabileceğini tartışır (Chambers, 2017; Sullivan, 2017). Bu çizgi, Bowlby’nin yakınlığı bir “yakınlık arama sistemi” olarak kavramsallaştırmasını anlaşılır kılar: Sistem, tehlike ve stres koşullarında bakımverene yönelmeyi artırarak düzenleme sağlar (Ainsworth, 1979; Sullivan, 2017). Sosyal hizmet ve çocuk refahı kararlarında “çocuğun yüksek yararı” tartışmalarının sıklıkla duygusal ihtiyaçları ve aile ilişkilerini bağlanma kuramı üzerinden temellendirmesi de bağlanmanın pratik dünyada “ikincil bir konfor” değil, temel bir ihtiyaç olarak görüldüğünü gösteren bir yansımadır (Keddell, 2016; Keller, 2012).
Bu nedenle Bağlanma Kuramı, psikanaliz ve davranışçılıktan “ayrılıp bağımsızlaşırken” aslında şunu yapar: Bebeklerin yakınlığı sadece “sevgi” diye romantize etmeyi de, sadece “süt” diye mekanikleştirmeyi de reddeder; yakınlığı, güvenlik ve düzenleme merkezli bir gelişim sistemi olarak konumlar (Bretherton, 1992; Ainsworth, 1979). Devrim, basit ama sarsıcı bir cümleyle özetlenebilir: Bebek, yalnızca doyurulana değil—güvende hissettirene bağlanır (Sullivan, 2017; Chambers, 2017).
Kaynakça
Ainsworth, M. (1979). Infant–mother attachment. American Psychologist, 34(10), 932-937.
Altimir, C., & Jiménez, J. (2021). The Clinical Relevance of Interdisciplinary Research on Affect Regulation in the Analytic Relationship. Frontiers in Psychology, 12.
Bretherton, I. (1992). The origins of attachment theory: John Bowlby and Mary Ainsworth. Developmental Psychology, 28(5), 759-775.
Chambers, J. (2017). The Neurobiology of Attachment: From Infancy to Clinical Outcomes. Psychodynamic Psychiatry, 45(4), 542-563.
Diego, A. (t.y.). Mother-infant relationships in wild Guinea baboons (Papio papio).
Heusser, S. (2021). “How Can I Have my Cake and Eat it?” A Contemporary Dissociation-Based Self-State Model of Anorexia and Binge-Eating Disorder.
Keddell, E. (2016). Interpreting children’s best interests: Needs, attachment and decision-making. Journal of Social Work, 17(3), 324-342.
Keller, H. (2012). Attachment and Culture. Journal of Cross-Cultural Psychology, 44(2), 175-194.
Slade, A., & Aber, J. (1992). Attachments, drives, and development: Conflicts and convergences in theory. 154-185.
Spitoni, G., Zingaretti, P., Giovanardi, G., Antonucci, G., Galati, G., Lingiardi, V., … & Boccia, M. (2020). Disorganized Attachment pattern affects the perception of Affective Touch. Scientific Reports, 10(1).
Sullivan, R. (2017). Attachment Figure's Regulation of Infant Brain and Behavior. Psychodynamic Psychiatry, 45(4), 475-498.
Xie, Y., & Feeney, B. (2024). A narrative review of research linking non‐sexual social touch to sleep quality. Journal of Sleep Research, 33(5).


