Bağlanmanın Doğası: Öğrenilmiş Davranış mı, Doğuştan Gelen Sistem mi?
Bağlanmanın yalnızca öğrenilmiş bir davranış olup olmadığı sorusu, gelişim psikolojisinin temel tartışmalarından birini oluşturmaktadır. Öğrenme kuramları perspektifinden bakıldığında, davranışların çevresel uyaranlar, pekiştireçler ve gözlem yoluyla edinildiği varsayılmaktadır. Sosyal öğrenme kuramına göre davranışların oluşmasında taklit ve gözlem temel mekanizmalardır; yaşantı veya pekiştireçlerin yerini gözlem almış olup gözlemle edinilenler ihtiyaç hâlinde öğrenilmiş biçimde ortaya konmaktadır (Baydere & Bülbül, 2021). Benzer şekilde, sosyal öğrenme doğrudan deneyimleme ya da diğer kişilerin davranışlarının gözlemlenmesiyle gelişir ve birçok davranışın oluşmasında bireyin ebeveynleriyle olan erken dönem etkileşimlerinin rol oynadığı bilinmektedir (Zeigler-Hill & Shackelford, 2020). Bu çerçevede bağlanma davranışlarının da çevresel koşullanma ve model alma yoluyla kazanıldığı ileri sürülebilir.
Ancak bağlanma kuramı, bu davranışların salt öğrenme ürünü olmadığını savunmaktadır. Bowlby'ninkuramına göre bağlanma, yaşamın ilk döneminden başlayarak bebek ile bakım veren kişi arasında oluşan ve özellikle stresli dönemlerde belirginleşen duygusal bir bağdır (Atak & Taştan, 2012; Uluyol, 2019). Bebek, dünyaya geldiğinde kendisine bakım verenle yakınlığı sürdürmeye yönelik bir davranış altyapısıyla donatılmıştır (Özgür vd., 2020). Bu doğuştan gelen davranış sistemi, bebeğin hayatta kalmasını güvence altına almak üzere evrimsel olarak şekillenmiştir. Nitekim hayvan modellerinde de gösterildiği üzere, bakıma muhtaç türlerde bağlanma, bakım verenle ilişkili duyusal uyaranların deneyime bağlı öğrenilmesini gerektirmekle birlikte, bakım verene güçlü bir bağlanma geliştirmek türün hayatta kalması için zorunludur (Özgüngör, 2020). Evrim, ebeveyn bakımı gerektiren türlerde bebeklerin bakım verene hızla tercih geliştirmesini ve bu tercihi bakımın niteliğinden bağımsız olarak sürdürmesini güvence altına almıştır (Özgüngör, 2020).
Bu noktada kritik bir ayrım ortaya çıkmaktadır: Bağlanma davranış sistemi doğuştandır, ancak bu sistemin belirli bir bakım verene yönelmesi ve bağlanma stilinin şekillenmesi deneyime bağlıdır. Başka bir deyişle, bağlanma eğilimi öğrenilmez; fakat bağlanmanın kime ve nasıl yöneleceği bakım verenle kurulan ilişkinin niteliği tarafından belirlenir. Bağlanma, çocuk ile birincil bakım vereni arasında özellikle stres anlarında belirginleşen, güçlü, duygusal bir bağ kurma eğilimini açıklamaktadır (Atak & Taştan, 2012; Subaşı & Yıldız, 2022).
Bakım Verenin Niteliği ve Bağlanmanın Öğrenmeden Ayrıştığı Nokta
Öğrenme kuramları, davranışın oluşumunu uyaran-tepki bağlantıları, pekiştirme tarifeleri veya bilişsel şemalar üzerinden açıklarken, bağlanma kuramı ilişkinin niteliğini merkeze almaktadır. Ainsworth, Bowlby'nin kuramı üzerine deneysel çalışmalar yaparak annenin duyarlılığı kavramını geliştirmiş ve bebek-anne bağlanmasında annenin duyarlılık rollerini tanımlamıştır (Uluyol, 2019). Bu duyarlılık kavramı, bağlanmayı basit bir koşullanma sürecinden ayıran temel unsurdur: Bakım verenin bebeğin sinyallerine tutarlı ve uygun biçimde yanıt vermesi, güvenli bağlanmanın oluşmasını sağlarken; tutarsız veya yetersiz yanıtlar güvensiz bağlanma örüntülerine yol açmaktadır (Atak & Taştan, 2012; Uluyol, 2019).
Hayvan araştırmaları bu ayrımı daha da netleştirmektedir. Anne varlığının veya yokluğunun, duyusal uyaranlara verilen nöral ve endokrin yanıtlar üzerinde güçlü bir düzenleyici rolü bulunmaktadır; bu etki bebeklerin anlık nörodavranışsal işleyişi üzerinde minimal düzeyde kalırken, nörodavranışsal gelişim üzerinde belirgin ve kalıcı bir etkiye sahiptir (Özgüngör, 2020). Anne-bebek etkileşimlerine gömülü olan duyusal uyaranlar, bebeklerin davranışsal, fizyolojik ve nöral tepkilerinin “gizli düzenleyicileri” olarak işlev görmekte ve hem anlık hem de kalıcı sonuçlar doğurmaktadır (Özgüngör, 2020). Bu bulgular, bağlanmanın basit bir öğrenme çıktısı olmadığını, aksine nörobiyolojik temelleri olan ve bakım verenin varlığıyla düzenlenen karmaşık bir gelişimsel süreç olduğunu ortaya koymaktadır.
Erken dönem bağlanma deneyimlerinin beyin yapısı ve işlevi üzerindeki etkileri de bu ayrımı desteklemektedir. Beynin dış dünyadan etkilendiğinin anlaşılmasıyla “sosyal beyin” kavramı ortaya çıkmış ve bağlanma ilişkilerinin beyin yapısı üzerindeki etkisinin bilinmesi, müdahale uygulamalarını kanıta dayalı hâle getirmiştir (Gözübüyük & Özbey, 2019). Bağlanma çeşitleri başlangıçta hipotetik bir ifade olarak kabul edilmişse de teknolojinin gelişmesiyle bu iddialar güçlenmiştir (Gözübüyük & Özbey, 2019).
Bağlanma stillerinin yaşam boyu sürekliliği de öğrenme kuramlarının açıklamakta zorlandığı bir olgudur. Bağlanma kuramcılarına göre içsel çalışma modelleri yaşamın ilk aylarında oluşmaya başlar ve ileriki yıllarda gelişmeye devam eder (Gülaçtı vd., 2022). Çocukluktan yetişkinliğe uzanan bu süreklilik, bağlanma örüntülerinin yakın ilişkilerin kalitesini, stabilitesini ve memnuniyet düzeyini yordayabildiğini göstermiştir (Çetin, 2021; Gülaçtı vd., 2022). Güvensiz bağlanma örüntüsü sergileyen bireylerin ileriki yıllarda çeşitli psikolojik bozukluklara daha yatkın olduğu bulunmuştur (Uluyol, 2019). Bu kalıcılık, bağlanmanın tek seferlik bir öğrenme ürünü olmaktan öte, kendilik ve öteki temsillerini içeren derin bir ilişkisel şema olduğuna işaret etmektedir.Öğrenme kuramlarıyla bağlanma kuramı arasındaki ilişki, karşıtlıktan ziyade tamamlayıcılık içermektedir. Bağlanma, deneyime bağlı öğrenme süreçlerini içerir; ancak bu öğrenme, doğuştan gelen bir davranış sistemi tarafından yönlendirilir ve bakım verenle kurulan ilişkinin niteliği tarafından biçimlendirilir. Devine ve Smith'in (2023, aktaran Namıduru & Fidan, 2024) önerdiği bütünleştirici kuramsal yaklaşımda belirtildiği gibi, ebeveynin duyarlı yanıt vermesi güvenli bağlanmanın temelini oluştururken, ebeveynin duygulanımı ve bakım verici tutumu rastlantısal taklitçi öğrenmeyi de kolaylaştırabilmektedir; bu durum bağlanma ve sosyal öğrenme kuramlarını doğrudan birbirine bağlamaktadır. Ancak bu bağlantı, bağlanmanın öğrenmeye indirgenebileceği anlamına gelmemektedir; aksine bağlanma sisteminin öğrenme süreçlerini düzenlediğini ve yönlendirdiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, bağlanma yalnızca öğrenilmiş bir davranış değildir. Doğuştan gelen bir davranış sistemi olarak evrimsel köklere sahiptir, bakım verenle kurulan ilişkinin niteliği tarafından biçimlendirilir ve öğrenme mekanizmalarını içermekle birlikte onlara indirgenemez. Bağlanmayı öğrenmeden ayıran temel özellikler şunlardır: (a) biyolojik olarak hazırlanmış bir davranış repertuvarına dayanması, (b) bakım verenin duyarlılığının belirleyici rolü, (c) nörobiyolojik düzenleme işlevi ve (d) içsel çalışma modelleri aracılığıyla yaşam boyu süreklilik göstermesi.
Kaynakça
Atak, H., & Taştan, N. (2012). Romantic relationships and love. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar–Current Approaches in Psychiatry, 4(4), 520. https://doi.org/10.5455/cap.20120431
Baydere, F. K., & Bülbül, F. (2021). REACT stratejisinin 7. sınıf öğrencilerinin ampullerin bağlanma şekilleri konusundaki kavramsal anlamalarına etkisi. Uluslararası Eğitim Bilim Ve Teknoloji Dergisi, 7(2), 116–135. https://doi.org/10.47714/uebt.874430
Çetin, İ. Y. (2021). Bağlanma stilleri ile nedensellik yönelimleri arasındaki ilişkide temel psikolojik ihtiyaç doyumu aracı rolünün etkisi. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23(3), 759–773. https://doi.org/10.32709/akusosbil.761704
Gözübüyük, A., & Özbey, Ş. (2019). Okul öncesi dönem çocuklarının bağlanma örüntüleri ile motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi. SDU International Journal of Educational Studies, 6(2), 101–113. https://doi.org/10.33710/sduijes.607129
Gülaçtı, F., Özen, Y., & Arslan, B. (2022). Bağlanma stilleri bağlamında kaygı bozuklukları üzerine bir değerlendirme. The Journal of International Educational Sciences, 32(32), 49–72. https://doi.org/10.29228/inesjournal.64384
Namıduru, D., & Fidan, T. (2024). Özgül öğrenme bozukluğu tanılı çocukların ailelerinde bağlanma ve ilişkili etmenler. Eskisehir Medical Journal Eskisehir City Hospital. https://doi.org/10.48176/esmj.2024.160
Özgüngör, S. (2020). The analysis of the relationships of attachment to mothers and fathers and achievement goal orientation and life satisfaction of adolescents. Education and Science, 45(203), 253–273. https://doi.org/10.15390/eb.2020.8697
Özgür, A., Altun, A., & Mazman, S. G. (2020). Çokluortam öğrenme materyaline bağlanma ölçeği: Geliştirme, geçerlik ve güvenirlik çalışması. Eğitim Teknolojisi Kuram Ve Uygulama, 10(2), 321–344. https://doi.org/10.17943/etku.625811
Subaşı, H., & Yıldız, N. G. (2022). Bağlanma-temelli kanıta-dayalı mentörlük modeli. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 21(45), 1558–1580. https://doi.org/10.46928/iticusbe.1080464
Uluyol, F. M. (2019). Bağlanma, duygu düzenleme süreçleri ve cinsel işlev bozukluğu arasındaki ilişki: Bir model önerisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar–Current Approaches in Psychiatry, 11, 220–233. https://doi.org/10.18863/pgy.616134
Zeigler-Hill, V., & Shackelford, T. K. (2020). Personality development. 3745–3745. https://doi.org/10.1007/978-3-319-24612-3_301938