John Bowlby'nin Attachment and Loss (Bağlanma ve Kayıp) üçlemesi, bağlanma ilişkisinin kurulmasından tehdit edilmesine ve nihai olarak kopmasına uzanan bir süreci sistematik biçimde kavramsallaştıran, psikoloji tarihinin en kapsamlı teorik yapıtlarından birini oluşturmaktadır. Bowlby bu üç ciltte, psikanalitik nesne ilişkileri geleneğinden aldığı klinik sezgileri etoloji, kontrol sistemleri kuramı ve bilişsel psikoloji ile bütünleştirerek gerçek anlamda özgün bir amalgam üretmiştir (Karagonlar & Emirza, 2021; "Untitled", 2023). Bretherton'ın (1994) belirttiği üzere, Bowlby'nin kuramsal çerçevesi Melanie Klein'ın içsel fantezilere dayalı açıklamalarına karşı, gerçek aile deneyimlerinin duygusal bozukluğun temel nedeni olduğu yönündeki klinik gözlemlerinden doğmuştur (Sadıkoğlu, 2019). Bu makale, üç cildin her birindeki temel argümanları, ciltler arasındaki teorik ilerlemeyi ve Bowlby'nin yas, ayrılık kaygısı ile savunma mekanizmalarını bağlanma çerçevesinde nasıl kavramsallaştırdığını analitik bir perspektifle ele almaktadır.
1. Cilt: Bağlanma (Attachment, 1969) — Bağın Doğası ve Kuruluşu
1.1. Psikanalitik Geleneğe Meydan Okuma ve Etolojik Temeller
Birinci cilt, Bowlby'nin kuramsal projesinin temelini oluşturur ve bağlanma davranışının doğasını, işlevini ve gelişimsel seyrini ortaya koyar. Bowlby bu ciltte, dönemin hâkim psikanalitik görüşlerine — özellikle bağlanmanın beslenme dürtüsünün ikincil bir ürünü olduğu yönündeki "cupboard love" teorisine — doğrudan meydan okumuştur. Bretherton'ın (1994) aktardığı üzere, Bowlby Londra Çocuk Rehberlik Kliniği'ndeki vaka notlarına dayanan ilk ampirik çalışmasında, 44 vakanın ayrıntılı incelemesi yoluyla duygusal soğukluk ve hırsızlık eğilimini anne yoksunluğu ve ayrılık öyküleriyle ilişkilendirmiştir (Sadıkoğlu, 2019). Bu klinik gözlemler, kuramın ampirik kökenini oluşturmaktadır.Bowlby'nin etolojiye yönelişinde Robert Hinde'ın rehberliği belirleyici olmuştur. Hinde'ın biyografisinde belirtildiği üzere, Bowlby "bir rehbere çok ihtiyacım vardı ve Robert Hinde rehber olmaya istekliydi... Etolojik yaklaşımın erdemlerini klinik meslektaşlarıma sunmaya çalıştığım tüm makaleler onun tarafından denetlendi" demiştir ("Untitled", 2023). Hinde, Bowlby'nin kullandığı her etolojik kavramı titizlikle analiz ettiğini kaydetmiş ve Attachment and Loss'un "içgüdü kuramı, kontrol sistemleri ve psikanalizin basit bir birleştirilmesi değil, gerçek bir amalgam" olduğunu vurgulamıştır ("Untitled", 2023). Bu karşılıklı entelektüel etkileşim, Bowlby'nin bağlanma davranışını bir hayatta kalma mekanizması olarak kavramsallaştırmasının etolojik temellerini sağlamlaştırmıştır.
1.2. Bağlanma Davranış Sistemi ve Kontrol Sistemleri Modeli
Birinci cildin en özgün katkılarından biri, bağlanma davranışını bir kontrol sistemleri modeli çerçevesinde formüle etmesidir. Bowlby, bağlanmanın sabit bir davranış kalıbı değil, çevresel koşullara göre aktive olan ve deaktive olan hedef-düzeltmeli (goal-corrected) bir davranış sistemi olduğunu ileri sürmüştür. Bu sistem, bebeğin bağlanma figürüne yakınlığı sürdürmeyi amaçlar ve tehlike algılandığında aktive olur. Pak'ın (2019) aktardığı üzere, Bowlby bağlanma oluşumunda dört aşamadan söz etmektedir: Birinci aşamada doğumdan ikinci aya kadar bebekler algılarını insan figürlerine yöneltirler; ikinci aşamada (2-6 ay) belirli figürlere yönelik ayrımlaşmış tepkiler gelişir (Pallini & Barcaccia, 2014). Bu aşamalı gelişim modeli, bağlanmanın anlık bir olay değil, zaman içinde olgunlaşan bir süreç olduğunu göstermektedir.1.3. İçsel Çalışan Modeller (Internal Working Models)
Birinci cildin kuramsal mimarisindeki bir diğer kritik yapı taşı, içsel çalışan modeller kavramıdır. Bowlby, bebeğin bakım verenle olan etkileşim deneyimlerinden hem kendisine hem de başkalarına ilişkin zihinsel temsiller — içsel çalışan modeller — geliştirdiğini öne sürmüştür. Pallini ve Barcaccia'nın (2014) ayrıntılı analizi, bu kavramın Piaget'nin bilgi gelişimi kuramıyla — özellikle özümleme (assimilation) ve uyumsama (accommodation) süreçleriyle — dikkate değer bir analoji taşıdığını ortaya koymuştur (Kose, 2023). Bowlby, Piaget'nin nesne sürekliliği ve benmerkezcilik gibi kavramlarını kendi kuramına entegre etmiş; içsel çalışan modellerin, Piaget'ci anlamda bilişsel şemalar gibi deneyimle güncellenen ancak zamanla katılaşma eğilimi gösteren yapılar olduğunu savunmuştur (Kose, 2023). Bu bağlamda Fonagy ve Target (2007), Bowlby'nin özellikle üçlemenin son cildinde motivasyon kuramını dönemin bilişsel bilimindeki bilgisayar metaforuna açıkça bağladığını belirtmişlerdir (Poyraz & Kumtepe, 2019).Karadeniz ve arkadaşlarının (2022) vurguladığı üzere, içsel çalışan modeller yalnızca bağlanma ilişkisini değil, aynı zamanda duygu durum düzenleme, stresle başa çıkma ve bilgi işleme süreçlerini de etkilemektedir; anne ve bebek arasındaki etkileşimin yaşamın sonraki dönemlerinde bireyin duygu, düşünce, davranışlarında ve kurulacak olan ilişkilerinde belirleyici olduğu saptanmıştır (Kahriman-Pamuk & Ahı, 2019). Bu bulgu, birinci ciltte ortaya konan içsel çalışan modeller kavramının klinik ve gelişimsel açıdan ne denli geniş kapsamlı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
1.4. Psikanalitik Tepkiler ve Birinci Cildin Alımlanması
Birinci cildin yayımlanması psikanalitik çevrelerde güçlü tepkilere yol açmıştır. Fonagy ve Target'ın (2007) aktardığı üzere, George Engel'in International Journal of Psychoanalysis'teki kapsamlı değerlendirmesi son derece olumsuzdu: "Bowlby'nin psikanalitik kuramı yanlış ele almasına ve bundan kaynaklanan mantıksal yanılgılara ve genel sistemler kuramını hatalı uygulamasına rağmen, bu yine de psikanalistler için önemli bir kitaptır" (Poyraz & Kumtepe, 2019). Bu eleştiri, Bowlby'nin psikanalitik ortodoksiden ne denli radikal bir kopuş gerçekleştirdiğini ve bu kopuşun yarattığı entelektüel gerilimi yansıtmaktadır. Bununla birlikte, Allen'ın (2023) belirttiği gibi, Bowlby'nin klinik gözlemleri dönemin hâkim bilgeliğiyle çelişiyor görünse de, ampirik zihniyete sahip araştırmacıların bu fikirleri sistematik biçimde test etmesi, insan gelişimini anlama biçimimizde devrim yaratmıştır (İlhan & Işık, 2019).2. Cilt: Ayrılma — Kaygı ve Öfke (Separation: Anxiety and Anger, 1973) — Bağın Tehdit Edilmesi
2.1. Ayrılık Kaygısının Bağlanma Çerçevesinde Yeniden Kavramsallaştırılması
İkinci cilt, birinci ciltte kurulan teorik temeli bağlanma ilişkisinin tehdit altına girdiği durumlara — yani ayrılık deneyimine — uygular. Bowlby burada, ayrılık kaygısını Freudcu anlamda bastırılmış dürtülerin bir tezahürü olarak değil, bağlanma davranış sisteminin doğal ve uyumsal bir tepkisi olarak yeniden tanımlamıştır. Bağlanma figüründen ayrılma, sistemin alarm sinyali olarak işlev görür ve çocukta protesto, umutsuzluk ve kopma (detachment) biçiminde aşamalı tepkilere yol açar.Yavuz'un (2019) aktardığı üzere, çocuklar ayrılık ve kayıp durumlarına yatıştırılamayan ağlama, ebeveyni arama, diğer yetişkinlerin yatıştırma çabalarını reddederek protesto etme, umutsuzluk, kayıtsızlık ve ayrılık anksiyetesi gibi tepkiler verebilir (Karahan & Ünal, 2019). Bu gözlemler, Bowlby'nin ikinci ciltte sistematize ettiği protesto-umutsuzluk-kopma dizisinin klinik karşılıklarını oluşturmaktadır. Ayrılık kaygısının 6 ay ile 2 yaş arasında yaygın olması ve nesne sürekliliği kavramının henüz tam olgunlaşmamasıyla ilişkilendirilmesi (Karahan & Ünal, 2019), Bowlby'nin Piaget'den aldığı bilişsel gelişim kavramlarını ayrılık kaygısının açıklanmasında nasıl kullandığını somutlaştırmaktadır.
2.2. Öfke: Bağlanmanın İşlevsel Bir Bileşeni
İkinci cildin en özgün katkılarından biri, öfkenin bağlanma sistemi içindeki işlevsel rolünün kavramsallaştırılmasıdır. Bowlby, ayrılık durumunda ortaya çıkan öfkeyi iki farklı biçimde ele almıştır: Umut öfkesi (anger of hope) ve umutsuzluk öfkesi (anger of despair). Umut öfkesi, bağlanma figürünü geri getirmeye yönelik işlevsel bir protesto tepkisidir ve bağın yeniden kurulmasına hizmet eder. Umutsuzluk öfkesi ise bağlanma figürünün geri dönmeyeceğine dair artan inançla birlikte ortaya çıkan, yıkıcı ve işlevsiz bir tepkidir. Bu ayrım, öfkenin bağlanma bağlamında hem uyumsal hem de patolojik işlevler üstlenebileceğini göstermektedir.Pak'ın (2019) korunma ihtiyacı olan çocuklarla ilgili çalışmasında belirttiği üzere, bağlanma figürü yeterli güveni sağlayamadığında çocuk hissettiği ayrılık kaygısı ve korku nedeniyle dikkatini keşif davranışlarından bağlanma figürüne yoğunlaştırır (Pallini & Barcaccia, 2014). Bu bulgu, Bowlby'nin ikinci ciltte ortaya koyduğu bağlanma-keşif dengesinin bozulması mekanizmasını doğrudan desteklemektedir. Kurum bakımındaki çocukların kaygılı bağlanma ve kaçınan bağlanma örüntüleri geliştirmesi (Pallini & Barcaccia, 2014), ayrılık deneyiminin içsel çalışan modelleri nasıl şekillendirdiğine dair ikinci cildin temel argümanlarıyla tutarlıdır.
2.3. Savunma Mekanizmaları ve Savunmacı Dışlama
İkinci cildin kuramsal açıdan en yenilikçi bölümlerinden biri, Bowlby'nin savunma mekanizmalarını bilgi işleme süreçleri çerçevesinde yeniden formüle etmesidir. Bowlby, Freudcu bastırma kavramını savunmacı dışlama (defensive exclusion) terimiyle yeniden kavramsallaştırmıştır. Buna göre, bağlanma figürüyle ilgili acı verici bilgiler — reddedilme, ihmal veya tehdit deneyimleri — bilinçli işlemlemeden sistematik olarak dışlanır. Bu dışlama, bireyin bağlanma figürüyle ilişkisini sürdürmesine olanak tanıyan ancak uzun vadede patolojik sonuçlar doğuran bir savunma stratejisidir.Fonagy ve Target (2007), Bowlby'nin travmatik ayrılık ve kayıp anılarına karşı bilinçdışı savunmalarla ve diğer bağlanma kuramcılarının gelişen kişiliği ve ilişki kurma kapasitelerini bilinçdışı olarak yapılandıran savunmalar üzerindeki ayrıntılı çalışmalarıyla ilgilendiğini belirterek, bağlanma kuramının "dinamik bilinçdışı" ile ilgilenmediğini iddia etmenin yanlış olacağını vurgulamışlardır (Poyraz & Kumtepe, 2019). Bu değerlendirme, Bowlby'nin ikinci ciltte geliştirdiği savunmacı dışlama kavramının psikanalitik savunma mekanizmaları geleneğiyle olan derin bağlantısını ortaya koymaktadır.
Bakiler ve Satan'ın (2020) belirttiği üzere, etrafında duyguları konusunda destek alacağı kimsenin olmadığını gören birey, destek aramak yerine dürtüsel olarak kendine döner ve süreç içerisinde başkalarından yakınlık, destek ve rahatlık ihtiyacını giderek azaltır (Bretherton, 1994). Bu mekanizma, Bowlby'nin ikinci ciltte betimlediği kaçınmacı savunma stratejisinin yetişkinlik dönemindeki tezahürüdür ve savunmacı dışlamanın ilişkisel sonuçlarını somutlaştırmaktadır.
2.4. İkinci Cildin Kuramsal Konumu ve Adanması
İkinci cildin Robert Hinde'a adanmış olması, Bowlby'nin etolojik temellere verdiği önemi simgesel olarak yansıtmaktadır. Bateson ve arkadaşlarının (2018) belirttiği üzere, ikinci cilt "Üç Dosta — Evan Durbin, Eric Trist ve Robert Hinde'a" ithaf edilmiştir ("Untitled", 2023). Bu ithaf, Bowlby'nin entelektüel yolculuğundaki disiplinlerarası işbirliğinin önemini vurgular. Hinde'ın bir sonraki büyük ders kitabı olan Biological Bases of Human Social Behaviour ise onu yıllar boyunca en çok etkileyen kişilere — Ian Hepburn, Bill Thorpe, Niko Tinbergen ve John Bowlby'ye — adanmıştır ("Untitled", 2023), bu da iki bilim insanı arasındaki karşılıklı entelektüel beslenmenin derinliğini göstermektedir.3. Cilt: Kayıp — Hüzün ve Depresyon (Loss: Sadness and Depression, 1980) — Bağın Tamamen Kopması
3.1. Yas Sürecinin Bağlanma Kuramı Çerçevesinde Modellenmesi
Üçüncü cilt, üçlemenin mantıksal doruk noktasını oluşturur: Bağlanma figürünün kalıcı kaybı ve bunun ardından gelen yas süreci. Bowlby burada, yasın bağlanma davranış sisteminin kaybedilen figüre yönelik devam eden aktivasyonunun bir sonucu olduğunu ileri sürmüştür. Yas, bağlanma figürünü yeniden bulmaya yönelik arama davranışının — artık karşılık bulamayacak olmasına rağmen — sürmesidir.Yavuz'un (2019) aktardığı üzere, Bowlby ve Parkes (1970) yas sürecine ait dört dönem tarif etmiştir: (1) Ani bir öfke patlamasıyla kesintiye uğrayan genel bir tepkisizlik hali (saatler-günler), (2) ölenle ilgili arama-araştırma hali (aylarca süren), (3) dezorganizasyon ve ümitsizlik yaşantısı, (4) yeniden yapılanma ve yasın tamamlanması (Karahan & Ünal, 2019). Bu dört aşamalı model, ikinci ciltteki protesto-umutsuzluk-kopma dizisinin yetişkin yas sürecine uyarlanmış halidir ve ciltler arasındaki teorik sürekliliği açıkça göstermektedir.
Er'in (2018) şehit ailelerine yönelik yas danışmanlığı çalışmasında belirttiği üzere, sevilen birinin ölümü ile yas tepkisi, ayrılık ve stresi içine alan bir durum olarak karşımıza çıkarken yoğun üzüntü ve hasret ile kendini gösterir (Bateson vd., 2018). Yas sürecinin normal ve patolojik olmak üzere ikiye ayrılması (Bateson vd., 2018), Bowlby'nin üçüncü ciltte geliştirdiği sağlıklı ve patolojik yas ayrımının klinik uygulamadaki yansımasıdır.
3.2. Patolojik Yas ve Savunmacı Süreçler
Üçüncü cildin en önemli katkılarından biri, patolojik yasın bağlanma kuramı çerçevesinde açıklanmasıdır. Bowlby, patolojik yasın iki temel biçimini tanımlamıştır: Kronik yas (bağlanma sisteminin deaktive edilememesi) ve uzamış yokluk (bağlanma ile ilgili duyguların savunmacı dışlama yoluyla bilinçten uzak tutulması). Her iki biçim de ikinci ciltte geliştirilen savunmacı dışlama kavramıyla doğrudan ilişkilidir.Er'in (2018) çalışmasında vurgulandığı üzere, patolojik yasta bireylerde ilerlemenin yerini tekrarlamalar alır ve iyileşme duraklar; bu durum genellikle intihar, öldürülme veya kaza gibi ani gelişen ölüm sonrası yaşanır ve bu süreçteki kişiler esnek düşünemezler ve ölen kişi olmadan zamanın geçmesine direnç gösterirler (Bateson vd., 2018). Bowlby'nin üçüncü ciltteki analizi, bu klinik gözlemleri bağlanma sisteminin işleyişi çerçevesinde açıklamaktadır: Kronik yasta bağlanma sistemi sürekli aktif kalır ve birey kaybedilen figürü aramaya devam eder; savunmacı dışlamada ise sistem yapay olarak deaktive edilir ancak bu durum duyguların işlenmesini engeller.
Yavuz'un (2019) belirttiği üzere, Bowlby bağlanma kuramından yola çıkarak yas süreci ile ilgili dört evreden oluşan bir model geliştirmiştir; insanoğlunun psikobiyolojik bir bağlanma mekanizması ile dünyaya geldiğini ve bireyin varoluşsal bütünselliğini tehdit edici bir unsur ile karşılaştığında sistematik olarak organizmayı koruma amaçlı aktif hale geldiğini öne sürmüştür (Karahan & Ünal, 2019). Bu formülasyon, üçüncü cildin temel argümanını özetlemektedir: Yas, bağlanma sisteminin evrimsel olarak programlanmış bir tepkisidir ve bu tepkinin seyri, bireyin içsel çalışan modellerinin niteliğine bağlıdır.
3.3. Çocukluk Dönemi Kayıp Deneyimleri ve Gelişimsel Sonuçları
Üçüncü cilt, çocukluk döneminde yaşanan kayıpların uzun vadeli gelişimsel sonuçlarını da kapsamlı biçimde ele almaktadır. Bowlby, erken dönemde yaşanan ebeveyn kaybının depresyona yatkınlık yarattığını ve bu yatkınlığın içsel çalışan modellerin patolojik biçimde yapılanması yoluyla gerçekleştiğini savunmuştur.Yavuz'un (2019) gelişim dönemlerine göre patolojik yas belirtilerini aktarırken belirttiği üzere, bebeklikte kısıtlanmış duygulanım, bakım veren kişiyi anımsatan her şeye karşı aşırı duyarlılık, ayrılık kaygısı, bağlılığın kopması ve daha önce kazanılan gelişimsel özelliklerin kaybı gözlenmektedir (Karahan & Ünal, 2019). Bu bulgular, Bowlby'nin üçüncü ciltte çocukluk dönemi kayıp deneyimlerinin gelişimsel regresyona ve bağlanma sisteminin bozulmasına yol açtığı yönündeki argümanını desteklemektedir.
Bretherton'ın (1994) vurguladığı üzere, Bowlby'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında edindiği deneyimler — özellikle savaş koşullarında ailelerinden ayrılan çocukların gözlemlenmesi — üçüncü ciltteki kayıp ve yas analizlerinin klinik temelini oluşturmuştur (Sadıkoğlu, 2019). Savaş, Bowlby'nin çocuk psikiyatristi olarak gelişen kariyerinde bir kesintiye yol açmış olsa da, araştırmacı olarak kariyerinin temellerini atmıştır (Sadıkoğlu, 2019).
3.4. Bilişsel Bilim Bağlantısı ve Bilgi İşleme Modeli
Üçüncü ciltte Bowlby, yas sürecindeki bilişsel süreçleri dönemin bilişsel bilim paradigması çerçevesinde açıklamıştır. Fonagy ve Target'ın (2007) belirttiği üzere, Bowlby özellikle üçlemenin son cildinde ve onu takip eden bağlanma kuramcıları, motivasyon kuramını dönemin bilişsel bilimindeki baskın paradigma olan bilgisayar metaforuna açıkça bağlamışlardır (Poyraz & Kumtepe, 2019). Bu bağlantı, içsel çalışan modellerin bilgi işleme süreçleri olarak kavramsallaştırılmasını ve savunmacı dışlamanın bilişsel bir mekanizma olarak formüle edilmesini mümkün kılmıştır.Ancak Fonagy ve Target (2007), bağlanma kuramının psikanalizle ilişkisinde yaşadığı bazı güçlüklerin, 1960'lar ve 1970'lerin artık güncelliğini yitirmiş bilişsel bilimiyle olan bağlantılarına kadar izlenebileceğini de belirtmişlerdir (Poyraz & Kumtepe, 2019). Günümüzde ikinci kuşak bilişsel sinirbilim, beyin ve bedenle bağlantıların zihni ve bilinci şekillendirdiği, nörobiyolojik olarak makul açıklamalar aramaktadır ve bu gelişmeler, bağlanma kuramı ile psikanaliz arasında güçlü bağlantılar kurma fırsatı sunmaktadır (Poyraz & Kumtepe, 2019). Bu değerlendirme, üçüncü cildin bilişsel çerçevesinin hem tarihsel önemini hem de güncellenme ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Ciltler Arası Teorik İlerleme: Bağın Kurulmasından Kopmasına
Üçlemenin Diyalektik Yapısı
Üç cilt birlikte değerlendirildiğinde, Bowlby'nin sistematik bir diyalektik yapı kurduğu görülmektedir: Birinci cilt bağın kurulmasını (tez), ikinci cilt bağın tehdit edilmesini (antitez), üçüncü cilt ise bağın tamamen kopmasını (sentez) ele almaktadır. Bu ilerleme yalnızca tematik değil, aynı zamanda kuramsal derinlik açısından da kümülatiftir. Her cilt, bir öncekinin kavramsal araçlarını kullanarak daha karmaşık klinik fenomenleri açıklamaktadır.Birinci ciltte tanımlanan bağlanma davranış sistemi, ikinci ciltte ayrılık kaygısının ve öfkenin açıklanmasında kullanılmıştır. İkinci ciltte geliştirilen savunmacı dışlama kavramı, üçüncü ciltte patolojik yasın mekanizmasını açıklamak için genişletilmiştir. İçsel çalışan modeller kavramı ise her üç ciltte giderek artan bir karmaşıklıkla ele alınmıştır: Birinci ciltte oluşumu, ikinci ciltte ayrılık deneyimiyle şekillenmesi, üçüncü ciltte ise kayıp deneyimiyle yeniden yapılanması veya patolojik biçimde katılaşması.
Pallini ve Barcaccia'nın (2014) analizi, Bowlby'nin Piaget'den aldığı kavramların bu kümülatif yapıda nasıl işlev gördüğünü göstermektedir. Nesne sürekliliği kavramı birinci ciltte bağlanma figürünün zihinsel temsilinin oluşumunu, ikinci ciltte ayrılık kaygısının bilişsel temelini, üçüncü ciltte ise kayıp deneyiminin bilişsel işlenmesini açıklamak için kullanılmıştır (Kose, 2023). Benzer biçimde, Piaget'nin özümleme ve uyumsama süreçleri, içsel çalışan modellerin deneyimle nasıl güncellendiğini veya savunmacı biçimde korunduğunu açıklamak için her üç ciltte farklı düzeylerde devreye sokulmuştur (Kose, 2023).
Protesto-Umutsuzluk-Kopma Dizisinin Genişletilmesi
Bowlby'nin Robertson ile birlikte gözlemlediği protesto-umutsuzluk-kopma dizisi, üçlemenin omurgasını oluşturmaktadır. İkinci ciltte bu dizi, geçici ayrılık bağlamında ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Üçüncü ciltte ise aynı dizi, kalıcı kayıp bağlamında yetişkin yas sürecine uyarlanmıştır. Bretherton'ın (1994) belirttiği üzere, Bowlby'nin klinik çalışmalarında tekrarlayan bir gözlem, erken anne ayrılığının uzun süreli olumsuz etkileriydi (Sadıkoğlu, 2019). Bu gözlem, Hinde'ın biyografisinde de vurgulanmıştır: "Bowlby'nin klinik çalışmasında tekrarlayan bir gözlem, erken anne ayrılığının uzun süreli olumsuz etkileriydi" ("Untitled", 2023).Bowlby'nin Disiplinlerarası Sentezi ve Kuramsal Özgünlüğü
Etoloji, Psikanaliz ve Bilişsel Bilimin Bütünleştirilmesi
Bowlby'nin üçlemesinin en ayırt edici özelliği, birbirinden farklı disiplinleri tutarlı bir kuramsal çerçevede bütünleştirmesidir. Bretherton (1994), Bowlby'nin Klein'ın içsel fantezilere dayalı açıklamalarına karşı çıkarak gerçek aile deneyimlerinin duygusal bozukluğun temel nedeni olduğunu savunduğunu belirtmiştir (Sadıkoğlu, 2019). Bowlby, Klein'ın gözetiminde analiz ettiği 3 yaşındaki bir çocuğun annesine konuşmasını yasaklamasını kabul edilemez bulmuştur — bu deneyim, onun dış gerçekliğe ve gözlemlenebilir davranışa verdiği önceliğin köklerinden birini oluşturmaktadır (Sadıkoğlu, 2019).Pallini ve Barcaccia (2014), Bowlby'nin birçok kez bağlanma kuramı ile hem etoloji hem de Piaget'nin kuramı arasındaki tamamlayıcılığı ileri sürdüğünü, ancak etoloji ve psikanalizin Bowlby'nin düşüncesi üzerindeki katkısının çok sayıda yazar tarafından vurgulanmasına karşın Piaget'nin etkisinin sistematik olarak ihmal edildiğini belirtmişlerdir (Kose, 2023). Bu ihmal, Bowlby'nin kuramsal sentezinin tam olarak anlaşılmasını engellemektedir. Pallini ve Barcaccia, her iki bilim insanının 1950'lerde Dünya Sağlık Örgütü tarafından toplanan Uluslararası Disiplinlerarası Çocuk Psikolojisi Toplantıları'na katılımını analiz ederek, bu entelektüel etkileşimin somut kanıtlarını ortaya koymuşlardır (Kose, 2023).
Elisha (2011), bağlanma kuramı ve sinirbilimin psikanalizi etkileme biçimlerinin, psikanalizden farklı olarak her ikisinin de gerçek beden hakkındaki ampirik verilere dayanarak benlik ve beden psikolojik deneyimiyle bağlantılar kurduğunu belirtmiştir (Fonagy & Target, 2007). Bu değerlendirme, Bowlby'nin üçlemesinin ampirik temelli bir psikanalitik kuram oluşturma projesinin başarısını yansıtmaktadır.
Kuşaklararası Aktarım Perspektifi
Bretherton'ın (1994) aktardığı üzere, Bowlby'nin 1940 tarihli erken bir kuramsal makalesinde, bağlanma ilişkilerinin kuşaklararası aktarımına ve ebeveynlere yardım ederek çocuklara yardım etme olasılığına yönelik erken kuramsal ve klinik ilgisi açıkça görülmektedir (Sadıkoğlu, 2019). Bowlby, "çocuk olarak yaşadığı duyguları tanıması ve yeniden yakalaması için bir kez yardım edilen ve bunların hoşgörüyle ve anlayışla kabul edildiğini gören bir anne, çocuğundaki aynı şeylere karşı giderek daha sempatik ve hoşgörülü hale gelecektir" demiştir (Sadıkoğlu, 2019). Bu perspektif, üçlemenin bütününe nüfuz eden bir tema olarak, bağlanma örüntülerinin nesiller arası aktarımının klinik müdahale için bir pencere açtığını göstermektedir.Üçlemenin Türk Psikoloji Literatüründeki Yansımaları
Bowlby'nin üçlemesi, Türk psikoloji literatüründe çeşitli bağlamlarda referans noktası olarak kullanılmaktadır. Pak (2019), korunma ihtiyacı olan çocukların bağlanma süreçlerini incelerken Bowlby'nin bağlanma aşamalarını ve içsel çalışan modeller kavramını doğrudan uygulamıştır (Pallini & Barcaccia, 2014). Karadeniz ve arkadaşları (2022), ceza infaz kurumlarında anneleriyle kalan çocukların bağlanma süreçlerinin desteklenmesine yönelik pilot çalışmalarında, Bowlby'nin anne-bebek etkileşiminin yaşam boyu belirleyiciliğine ilişkin argümanlarını temel almışlardır (Kahriman-Pamuk & Ahı, 2019).Yavuz (2019), film analizi yoluyla yas sürecini incelerken Bowlby ve Parkes'ın dört aşamalı yas modelini kullanmış (Karahan & Ünal, 2019); Er (2018) ise şehit ailelerine yönelik yas danışmanlığı çalışmasında Bowlby'nin yas kuramını klinik müdahale çerçevesine entegre etmiştir (Bateson vd., 2018). Baştemur'un (2019) tek yumurta ikizi ergenlerde ayrılık kaygısı ve ikiz kaybı korkusunu inceleyen çalışması, Bowlby'nin ikinci ciltteki ayrılık kaygısı kavramının ikiz ilişkilerine uygulanabilirliğini göstermiştir (Midgley, 2006). Bu çalışmalar, üçlemenin Türk psikoloji literatüründe hem gelişimsel hem de klinik bağlamlarda aktif biçimde kullanıldığını ortaya koymaktadır.
Gündüz ve Sağlam'ın (2020) ergenlerde ebeveyn ve akrana bağlanmanın depresyonu yordamadaki katkısını inceleyen çalışması (Allen, 2023) ve Bakiler ve Satan'ın (2020) beliren yetişkinlikte bağlanma stilleri ile yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi araştıran çalışması (Bretherton, 1994), Bowlby'nin içsel çalışan modeller kavramının yetişkinlik dönemindeki ilişkisel ve duygusal sonuçlarını ampirik olarak test etmektedir. Bu çalışmalar, üçlemenin kuramsal çerçevesinin Türk örneklemlerinde de geçerliliğini koruduğunu göstermektedir.
Üçlemenin Psikanalitik Gelenek İçindeki Konumu
Bowlby'nin üçlemesi, psikanalitik gelenek içinde hem bir süreklilik hem de bir kopuş temsil etmektedir. Midgley (2006), Freud'un "Küçük Hans" vakasının yeniden yorumlanması bağlamında, Klein, Lacan ve Bowlby'nin her birinin kendi zihin modellerinin ışığında bu klasik vaka çalışmasını yeniden yorumladığını ve bunu yaparken daha önce gizli kalmış yönleri aydınlattığını belirtmiştir (Elisha, 2011). Bu değerlendirme, Bowlby'nin üçlemesinin psikanalitik paradigmalar arası rekabet bağlamındaki konumunu göstermektedir.Fonagy ve Target (2007), psikanaliz içinde bağlanma kuramına yönelik ilginin artmasıyla birlikte Bowlby'nin çalışmalarına ilişkin yorumların tonunun da değiştiğini belirtmişlerdir. Sandra Buechler'in (1997) bağlanma araştırmalarının klinik sonuçlarına ilişkin bir cildi değerlendirirken başlığını "Psikanalitik Keşifler İçin Güvenli Üs Olarak Bağlanma Kuramı" koyması (Poyraz & Kumtepe, 2019) ve Michael Brearley'nin (1995) "Bowlby'nin haritaları kıtasal ölçekte geniş jeolojik oluşumları gösteren araştırmacının haritalarıdır, oysa analistler günlük çalışmalarında yaşanmış insan hayatının ayrıntılarıyla ilgilenirler" değerlendirmesi (Poyraz & Kumtepe, 2019), üçlemenin psikanalitik dünyada giderek artan kabulünü yansıtmaktadır.
Allen (2023), bağlanma kuramının bilimsel bir kuramın geliştirilmesi, test edilmesi ve rafine edilmesinin nasıl gerçekleştiğinin prototipik bir örneği olduğunu vurgulamıştır (İlhan & Işık, 2019). Her şey, hâkim bilgelikle çelişiyor gibi görünen basit klinik gözlemlerle başlamış; ampirik zihniyete sahip araştırmacılar fikirlerini sistematik biçimde test etmiş ve bu süreçte insan gelişimini anlama biçimimizde devrim yaratmışlardır (İlhan & Işık, 2019).
Sonuç: Üçlemenin Bütüncül Katkısı
Bowlby'nin Bağlanma ve Kayıp üçlemesi, bağlanma ilişkisinin kurulmasından tehdit edilmesine ve nihai olarak kopmasına uzanan süreci, tutarlı bir kuramsal çerçeve içinde sistematik biçimde analiz eden benzersiz bir entelektüel yapıttır. Birinci cilt, bağlanma davranış sisteminin doğasını ve içsel çalışan modellerin oluşumunu ortaya koyarak kuramsal temeli inşa etmiştir. İkinci cilt, bu temeli ayrılık deneyimine uygulayarak kaygı, öfke ve savunmacı dışlama mekanizmalarını kavramsallaştırmıştır. Üçüncü cilt ise kalıcı kayıp ve yas sürecini bağlanma çerçevesinde modelleyerek üçlemenin mantıksal doruk noktasını oluşturmuştur.Üçlemenin psikoloji literatürüne bütüncül katkısı, birden fazla düzeyde değerlendirilebilir. Kuramsal düzeyde, psikanalitik nesne ilişkileri geleneğini etoloji, kontrol sistemleri kuramı ve bilişsel psikoloji ile bütünleştirerek disiplinlerarası bir sentez gerçekleştirmiştir ("Untitled", 2023; Kose, 2023; Sadıkoğlu, 2019). Klinik düzeyde, ayrılık kaygısı, patolojik yas ve savunma mekanizmalarını gözlemlenebilir davranış ve bilgi işleme süreçleri çerçevesinde yeniden formüle ederek ampirik olarak test edilebilir hipotezler üretmiştir (İlhan & Işık, 2019; Poyraz & Kumtepe, 2019). Gelişimsel düzeyde, erken dönem bağlanma deneyimlerinin yaşam boyu ilişkisel ve duygusal işleyişi şekillendirdiğini göstererek, önleyici ve müdahaleci klinik uygulamalar için kuramsal bir temel sağlamıştır (Kahriman-Pamuk & Ahı, 2019; Pallini & Barcaccia, 2014). Bowlby'nin üçlemesi, yayımlanmasından yarım yüzyıl sonra bile, bağlanma araştırmalarının ve klinik uygulamaların temel referans noktası olmaya devam etmekte; Türk psikoloji literatüründe de gelişimsel, klinik ve uygulamalı çalışmalarda aktif biçimde kullanılmaktadır (Allen, 2023; Bateson vd., 2018; Bretherton, 1994; Kahriman-Pamuk & Ahı, 2019; Karahan & Ünal, 2019; Midgley, 2006; Pallini & Barcaccia, 2014).
Kaynakça
Allen, B. (2023). The historical foundations of contemporary attachment theory: From John Bowlby to Mary Ainsworth. 13-35. https://doi.org/10.1037/0000333-002
Bateson, P., Stevenson-Hinde, J. & Clutton-Brock, T. (2018). Robert Aubrey Hinde CBE. 26 October 1923—23 December 2016. Biographical Memoirs of Fellows of the Royal Society, 65, 151-177. https://doi.org/10.1098/rsbm.2018.0011
Bretherton, I. (1994). The origins of attachment theory: John Bowlby and Mary Ainsworth. 431-471. https://doi.org/10.1037/10155-029
Elisha, P. (2011). Attachment theory and neuropsychoanalysis. 155-176. https://doi.org/10.1037/12306-006
Fonagy, P. & Target, M. (2007). The rooting of the mind in the body: New links between attachment theory and psychoanalytic thought. Journal of the American Psychoanalytic Association, 55(2), 411-456. https://doi.org/10.1177/00030651070550020501
İlhan, S. & Işık, Ş. (2019). The marriage life experiences and perceptions on the early years of the marriage: Problems, difficulties and needs. Journal of Qualitative Research in Education, 7(4), 1-19. https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.7c.4s.6m
Kahriman-Pamuk, D. & Ahı, B. (2019). A phenomenological study on the school concept of the children attending the forest school. Journal of Qualitative Research in Education, 7(4), 1-22. https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.7c.4s.4m
Karagonlar, G. & Emirza, S. (2021). Sosyal değer yönelimi ve sosyal ikilemlerde iş birliği: Düzenleyici odağın ve tanımlayıcı normların etkisi. Psikoloji Çalışmaları / Studies in Psychology, 41(3), 991-1035. https://doi.org/10.26650/sp2020-816761
Karahan, E. & Ünal, A. (2019). Gifted students designing eco-friendly STEM projects. Journal of Qualitative Research in Education, 7(4), 1-18. https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.7c.4s.11m
Kose, E. (2023). On language cognition relations and evolution of language. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar - Current Approaches in Psychiatry, 15(2), 333-347. https://doi.org/10.18863/pgy.1130222
Midgley, N. (2006). Re-reading “Little Hans”: Freud's case study and the question of competing paradigms in psychoanalysis. Journal of the American Psychoanalytic Association, 54(2), 537-559. https://doi.org/10.1177/00030651060540021601
Pallini, S. & Barcaccia, B. (2014). A meeting of the minds: John Bowlby encounters Jean Piaget. Review of General Psychology, 18(4), 287-292. https://doi.org/10.1037/gpr0000016
Poyraz, G. & Kumtepe, E. (2019). An example of STEM education in Turkey and distance education for sustainable STEM learning. Journal of Qualitative Research in Education, 7(4), 1-20. https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.7c.4s.2m
Sadıkoğlu, Z. (2019). 1920 – 1960 yılları arasında ABD’de aile sosyolojisi. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 22(1), 215-253. https://doi.org/10.18490/sosars.559106
Untitled. (2023). Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 10(28). https://doi.org/10.34189/asbd.10
Yavuz, Y. (2019). Ordinary People filminin yas teması açısından analizi. Journal of International Social Research, 12(62), 884-902. https://doi.org/10.17719/jisr.2019.3105