PsikoStudio Logo

PSIKOSTUDIO

BAĞLANMA KURAMI VE ŞEMA TERAPİ STÜDYOSU

John Bowlby'nin Etolojiyle Kurduğu Bağ



Giriş

John Bowlby'nin bağlanma teorisi, 20. yüzyılın en etkili psikolojik kuramlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu teorinin en ayırt edici özelliği, Bowlby'nin psikanaliz ile etoloji bilimini bir araya getirerek psikiyatrideki biyolojik ve psikolojik yaklaşımlar arasındaki uçurumu kapatmaya çalışmasıdır (Holmes, 1993). Bowlby, bağlanma teorisini geliştirirken etolojiden, kontrol sistemleri teorisinden ve psikanalitik düşünceden yararlanmış (Bretherton, 1992), bu disiplinlerarası sentez sayesinde insan gelişimini anlamak için yeni bir çerçeve oluşturmuştur. Bu makale, Bowlby'nin etolojiyle kurduğu bağı tarihsel, kavramsal ve metodolojik açılardan kapsamlı bir şekilde incelemektedir.

Bowlby'nin Etolojiye Yönelişinin Tarihsel Arka Planı

Psikanalizden Etolojiye Geçiş

Bowlby'nin bağlanma fenomenlerini açıklama çabaları 1940'larda başlamış ve başlangıçta bu fenomenleri psikanalitik terimlerle açıklamaya çalışmıştır (Petters, 2019). Ancak zamanla, psikanalitik teorinin yetersizliklerini fark eden Bowlby, insanların yakın kişisel ilişkilerde nasıl ve neden belirli şekillerde davrandıklarını açıklamak için etolojik teoriyi devreye sokmuştur (Petters, 2019). Bu geçiş, Bowlby'nin teorik temellerini birkaç kez yeniden formüle etmesine yol açmıştır (Petters, 2019).

Bowlby'nin etolojiye yönelişi, yetim ve suça sürüklenmiş çocuklar üzerindeki klinik gözlemlerinden ve etoloji, sistemler teorisi ile bilişsel bilimden aldığı fikirlerden beslenmiştir (Lopez, 2003). Bu süreçte Bowlby, psikanalitik nesne ilişkileri teorilerini bilişsel ve gelişimsel psikoloji, sibernetik sistemler teorisi ve primat etolojisi ile yaratıcı bir şekilde bütünleştirmiştir (Gillath ve ark., 2012).

Robert Hinde'ın Etkisi

Bowlby'nin etolojiye olan borcunun önemli bir kısmı, Cambridge Üniversitesi'nden etolog Robert Hinde'a aittir (Duschinsky, 2020). Hinde, Bowlby'ye etolojik kavramları ve metodolojileri tanıtmış, bu işbirliği bağlanma teorisinin şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştır. Duschinsky'nin belirttiği gibi, psikanaliz ve etoloji arasındaki uyumsuzluklar, Bowlby'nin çalışmalarında ve sonraki bağlanma teorisinde gerilimlere katkıda bulunmuştur (Duschinsky, 2020).

Etolojik Yaklaşımın Temel Kavramları

Davranışsal Sistemler Teorisi

Etologlar Lorenz ve Tinbergen, davranışların yakın nedenlerini uyumsal hedefler bağlamına yerleştirmek için davranışsal sistemler teorisini geliştirmişlerdir (Leedom, 2018). Bu teori, Bowlby'nin bağlanma kavramını formüle etmesinde temel bir çerçeve sağlamıştır. Tinbergen'in etolojinin dört sorusu (ontogeni, aracı mekanizmalar, işlev ve evrim), davranışın tam bir açıklaması olarak geliştirilmiş ve Bowlby bu çerçeveyi insan bağlanmasına uygulamıştır (Leedom, 2018).

Bağlanma teorisinin ayırt edici özelliği, Bowlby ve Ainsworth'un geliştirdiği etolojik yaklaşımdır (Ainsworth ve Bowlby, 1991). Bu yaklaşım, bağlanma davranışlarını evrimsel bir perspektiften ele almış ve bu davranışların hayatta kalma işlevini vurgulamıştır (Giudice ve Belsky, 2010). Bowlby'nin teorisi, 1969 ile 1982 yılları arasında sunduğu olgun teorik çerçevede, güçlü yönleri ve içgörüleri koruyarak bunları kapsayıcı bir kontrol sistemleri çerçevesi içinde konumlandırmıştır (Petters, 2019).

Damgalanma (Imprinting) Kavramı

Bowlby'nin Lorenz'in damgalanma kavramına olan ilgisi, bağlanma teorisinin oluşumunda önemli bir rol oynamıştır (Robledo ve ark., 2022). Damgalanma ve bağlanma arasındaki ilişki, tarihsel ve biyografik çalışmalara konu olmuş, ancak bu iki yapı arasındaki tam teorik ilişki hâlâ incelemeye değer görülmektedir (Robledo ve ark., 2022). Robledo ve arkadaşlarının belirttiği gibi, bağlanma teorisi John Bowlby'nin psikanaliz, gelişimsel psikoloji ve etolojiden fikirleri bir araya getirmesiyle mevcut formunu almıştır (Robledo ve ark., 2022).

Lorenz'in Amerika Birleşik Devletleri'ndeki popülaritesi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında anne-bebek ilişkisine yönelik toplumsal kaygı bağlamında anlaşılmalıdır (Vicedo, 2009). Çocuk analistleri David Levy, René Spitz, Margarethe Ribble, Therese Benedek ve John Bowlby, birçok psikopatolojinin anne-bebek bağının bozulmasından kaynaklandığını savunmuşlardır (Vicedo, 2009). Lorenz, damgalanma üzerine çalışmalarını insanlara genişletmiş ve anne bakımının da içgüdüsel olduğunu ileri sürmüştür (Vicedo, 2009). Psikanaliz ve etolojinin bu birleşimi, anne-çocuk ilişkisinin içgüdüsel bir temele dayandığı ve kişilik oluşumunun beşiği olduğu görüşünü desteklemiştir (Vicedo, 2009).

Bağlanma ve Keşif Davranışları Dengesi

Ainsworth ve Bell, bağlanma ve bağlanma davranışı kavramlarını etolojik-evrimsel bir bakış açısından ele almışlardır (Ainsworth ve Bell, 1970). Bu perspektife göre, bağlanma davranışı ve keşif davranışı denge içinde görülmekte ve her birinin biyolojik işlevleri tartışılmaktadır (Ainsworth ve Bell, 1970). Annenin varlığının keşif davranışını teşvik ettiği, yokluğunun ise keşfi bastırıp bağlanma davranışlarını artırdığı bulunmuştur (Ainsworth ve Bell, 1970). Ayrılık dönemlerinde ağlama ve arama gibi davranışlar artmış, yeniden birleşme dönemlerinde ise yakınlık arama ve temas sürdürme davranışları yoğunlaşmıştır (Ainsworth ve Bell, 1970).

Etolojik Çerçevenin Bağlanma Teorisine Katkıları

Güvenli Üs Kavramı

Etolojik perspektif, bağlanma teorisinin temel kavramlarından biri olan "güvenli üs" (secure base) kavramının geliştirilmesine katkıda bulunmuştur (Holmes, 1993). Holmes'un belirttiği gibi, gelişimsel psikolojideki son bulgular, güvenli veya güvensiz bağlanmaya yol açan ebeveyn-bebek etkileşiminin özelliklerini (özellikle duyarlılık, uyum ve duygu düzenlemesi) belirlemiştir (Holmes, 1993). Bu ilkeler, psikoterapist-hasta ilişkisine de uygulanabilir: güvenli bir üs sağlanması, paylaşılan bir anlatının ortaya çıkması ("otobiyografik yeterlilik"), duygunun işlenmesi ve kayıpla başa çıkma (Holmes, 1993).

Evrimsel-Etolojik Çerçeve

Sable, Bowlby'nin ayırt edici etolojik-evrimsel çerçevesini kullanarak ve bunu nörobiyoloji ve bağlanma araştırmalarından elde edilen bulgularla güncelleyerek, yetişkinlerin yaşamları boyunca işleyen bir bağlanma davranışsal sistemi olduğunu öne sürmüştür (Sable, 2007). Bu yaklaşım, danışanların sıkıntılarını anlama ve psikoterapi uygulama biçimimizi değiştirmektedir (Sable, 2007).

Bağlanma teorisi, insanlar arasında kalıcı, duygusal bağların gelişimine yönelik etolojik bir yaklaşımdır (Nisa ve ark., 2021). Güvenli bağlanmanın iklim değişikliğini azaltmayı anlamak için kritik öneme sahip olduğu öne sürülmüştür, çünkü iklim değişikliğinin azaltılması doğası gereği ortak eylem gerektiren ve kolektif davranış değişikliği isteyen toplumsal bir olgudur (Nisa ve ark., 2021).

Cinsiyet Farklılıkları ve Evrimsel Beklentiler

Bowlby'nin bağlanma teorisi, o dönemin etolojisinin vurguladığı bağlanma davranışlarının hayatta kalma işlevine odaklandığından, bağlanma örüntülerinde cinsiyet farklılıkları olmayacağı beklentisine yol açmıştır (Giudice ve Belsky, 2010). Ancak modern evrimsel düşünce, yaşam öyküsü teorisi, ebeveyn yatırımı teorisi ve cinsel seçilim içgörüleri üzerine inşa edilerek alternatif bir öngörü sunmaktadır: bağlanmada uyumsal cinsiyet farklılıklarının orta çocukluk döneminde ortaya çıkması ve yetişkinlerde mevcut olması, üreme stratejilerinin cinsiyete göre farklılaşmasıyla tutarlıdır (Giudice ve Belsky, 2010).

Bowlby ve Ainsworth İşbirliği

Ortaklığın Gelişimi

Ainsworth ve Bowlby, bağlanma teorisi ve araştırmasını geliştirmek için katıldıkları
ortaklığın tarihsel bir anlatımını sunmuşlardır (Ainsworth ve Bowlby, 1991). Bu anlatım, Ainsworth'un 1950'de Londra'daki Tavistock Kliniği'nde Bowlby'nin araştırma ekibine katılmasından önce kişilik gelişimini anlamaya yönelik ayrı yaklaşımlarıyla başlamakta ve benimsedikleri etolojik yaklaşımın kökenlerini açıklamaktadır (Ainsworth ve Bowlby, 1991). Ainsworth Londra'dan ayrıldıktan sonra Uganda ve Baltimore'daki araştırmaları, Bowlby'nin teorik yapılarına ampirik destek sağlamıştır (Ainsworth ve Bowlby, 1991). Bu makale, katkılarının 40 yıl boyunca zaman ve mesafe boyunca süren bir ortaklıkta nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir (Ainsworth ve Bowlby, 1991).

Teorik Temellerin Oluşumu

Bretherton'ın belirttiği gibi, bağlanma teorisi John Bowlby ve Mary Salter Ainsworth'un ortak çalışmasına dayanmaktadır (Bretherton, 1992). Gelişimsel tarihi 1930'larda, Bowlby'nin anne kaybı veya yoksunluğu ile sonraki kişilik gelişimi arasındaki bağa artan ilgisi ve Ainsworth'un güvenlik teorisine olan ilgisiyle başlamaktadır (Bretherton, 1992). Bowlby ve Ainsworth'un işbirliği 1950'de başlamış olsa da, en yaratıcı aşamasına çok daha sonra, Bowlby etoloji, kontrol sistemleri teorisi ve psikanalitik düşünceden yararlanarak bağlanma teorisinin ilk taslağını formüle ettikten sonra girmiştir (Bretherton, 1992).

Dezorganize Bağlanma ve Etolojik Çatışma Davranışı

Bowlby'nin Yayımlanmamış Düşünceleri

Solomon ve arkadaşları, Main ve Solomon tarafından önerilen dezorganize bağlanma yapısını incelemiş ve büyük ölçüde bilinmeyen bir kaynaktan ilham alarak yeni varsayımlar geliştirmişlerdir: Londra'daki Wellcome Trust Kütüphanesi Arşivi'nde bulunan John Bowlby'nin yayımlanmamış metinleri (Solomon ve ark., 2017). Bowlby'nin dezorganize bağlanma tartışmaları, etolojik çatışma davranışı teorileri perspektifinden anlaşılmıştır (Solomon ve ark., 2017). Bowlby'nin dezorganize bağlanmayı kodlamak için kullanılan davranışlar arasındaki farklılıklara ilişkin düşünceleri, mevcut kodlama sisteminin yapısının altında yatan ayrımları keşfetmek için kullanılmıştır (Solomon ve ark., 2017).

Savunma Mekanizmaları Üzerine Çalışmalar

Duschinsky, Bowlby'nin 1950'ler ve 1960'larda Jimmy Robertson ile birlikte küçük çocukların yaşadığı büyük ayrılıkların etkileri üzerine yazdığı yayımlanmamış kitabı tartışmaktadır (Duschinsky, 2020). Ayrıca Bowlby'nin savunma mekanizmaları üzerine yayımlanmamış kitabından daha önce erişilemeyen fikirleri sunmaktadır (Duschinsky, 2020). Bu çalışmalar, Bowlby'nin etolojik kavramları klinik gözlemlerle nasıl bütünleştirdiğini göstermektedir.

Etoloji ve Bağlanma Araştırmaları Arasındaki Gerilimler

Kavramsal Farklılıklar

Hess ve Petrovich, erken dönem ve çağdaş etolojinin altında yatan varsayımların bir taslağını sunmuşlardır (Hess ve Petrovich, 2000). Etolojik analizin bir örneği, cırcır böceği şarkılarının ontogenisi, aracı nedensellik mekanizmaları, işlevi ve evrimi üzerine odaklanarak sunulmuştur (Hess ve Petrovich, 2000). Tarihsel bir çerçevede, modern etolojinin kavramsal ve metodolojik kökenleri çizilmiş ve önemli eğilimlerin önemi araştırılmıştır (Hess ve Petrovich, 2000). Bu analizin sonucu, etolojik teori himayesinde bağlanmayı inceleyen insan gelişimi araştırmacılarının, çağdaş etolojinin kavramsallaştırmalarından ve araştırma vurgularından ayrılan bir yönde ilerlediğidir (Hess ve Petrovich, 2000).

Nesne İlişkileri, Bağımlılık ve Bağlanma

Ainsworth, bebek-anne ilişkisinin kökenine ve gelişimine yönelik üç teorik yaklaşımı gözden geçirmiştir: nesne ilişkilerinin psikanalitik teorileri, bağımlılığın (ve bağlanmanın) sosyal öğrenme teorileri ve etolojik yönelimli bir bağlanma teorisi (Ainsworth, 1969). "Nesne ilişkileri", "bağımlılık" ve "bağlanma" kavramları örtüşmekle birlikte önemli ölçüde farklılık göstermektedir (Ainsworth, 1969). Önemli teoriler arası farklılıkların bulunduğu kavramlar arasında şunlar tartışılmıştır: genetik "eğilimler", davranışsal sistemlerin aktivasyonu ve sonlandırılması ile geri bildirime kıyasla pekiştirme, bağlanma davranışının gücüne karşı bağlanmanın gücü, nesnenin içsel temsili, davranışsal aktivasyonun organizma içi ve çevresel koşulları (Ainsworth, 1969).

Piaget, Nöroetoloji ve Klinik Uygulamalar

Piaget ve Bowlby: Kavramsal Kesişimler

Pallini ve Barcaccia, John Bowlby'nin bağlanma teorisi ile hem etoloji hem de Jean Piaget'nin teorisi arasındaki tamamlayıcılığı birçok kez ileri sürdüğünü belirtmişlerdir (Pallini ve Barcaccia, 2014). Ancak etoloji ve psikanalizin Bowlby'nin düşüncesi üzerindeki katkısı çok sayıda yazar tarafından vurgulanırken, Jean Piaget'nin etkisinin sistematik olarak ihmal edildiği belirsizliğini korumaktadır (Pallini ve Barcaccia, 2014). Bu çalışmada, Bowlby'nin 80 yazısı (kitaplar, kitap bölümleri ve makaleler) incelenmiş ve Piaget'nin çalışmasına açık atıfların göründüğü yazılar seçilmiştir (Pallini ve Barcaccia, 2014).

Nöroetoloji ve Bağlanma

Bradshaw ve Schore, etolojinin gelişimsel bağlama yeniden ilgisinin, nörobiyoloji ve psikolojiden erken bağlanma üzerine son içgörülerle örtüştüğünü belirtmişlerdir (Bradshaw ve Schore, 2007). Bağlanma ve sosyal öğrenme, yaşam boyu davranışı bilgilendirmekten sorumlu temel süreçleri şekillendiren gelişimdeki temel mekanizmalar olarak anlaşılmaktadır (Bradshaw ve Schore, 2007). Her alan benzersiz bir şekilde bütünleşik bir modelin oluşturulmasına katkıda bulunmakta ve Tinbergen'in dört analitik düzeyi arasında diyaloğu teşvik etmektedir: etoloji davranış ve bağlamın sosyal sistemlerini vurgularken, psikoloji sosyo-duygusal bağlanma işlemlerini, nörobilim ise beyin ve davranışın eşleşmiş gelişimini açıklamaktadır (Bradshaw ve Schore, 2007).

Klinik Uygulamalar

Holmes, bağlanma teorisinin Bowlby tarafından psikanalizi etoloji, sibernetik ve evrim teorisinin daha geniş dünyasıyla ilişkilendirme girişimi olarak inşa edildiğini belirtmiştir (Holmes, 2015). Başlangıçta psikanalitik kuruluş tarafından reddedilmiş olsa da, kademeli bir yakınlaşma olmuştur (Holmes, 2015). Bu makale, bağlanma ve psikanalitik perspektifler arasındaki örtüşme ve ayrım noktalarını ortaya koyarak bu süreci hızlandırmaya çalışmaktadır (Holmes, 2015). Bağlanma teorisinin ana ilkelerini özetlemekte ve ardından terapötik ittifak, sınıflandırma, aktarım/karşı-aktarım ve yorumlama ile zihinselleştirmeyi bağlanma perspektifinden ayrıntılı olarak incelemektedir (Holmes, 2015).

Okul Psikolojisi

Kennedy ve Kennedy, bağlanma teorisinin okul psikoloğuna uyumsal ve uyumsuz gelişimsel süreçleri ve sonuçları kapsayan, değerlendirme ve müdahaleyi kolaylaştıran ve sınıf ile aile dinamiklerine içgörü sunan bir çerçeve sağladığını belirtmişlerdir (Kennedy ve Kennedy, 2004). Bağlanma teorisinin kısa bir genel bakışı sunulmuş ve güvensiz bağlanma gelişimi için risk faktörleri tanımlanmıştır (Kennedy ve Kennedy, 2004). Bağlanma sınıflandırmasına göre çocukların ve ergenlerin davranışsal yörüngeleri tartışılmış, son olarak bağlanma perspektifinden öğrenci-öğretmen etkileşimleri ve müdahaleler için çıkarımlar sunulmuştur (Kennedy ve Kennedy, 2004).

Sonuç

John Bowlby'nin etolojiyle kurduğu bağ, bağlanma teorisinin temelini oluşturmakta ve bu teori günümüzde insan gelişimini anlamak için en etkili çerçevelerden biri olmaya devam etmektedir. Bowlby, psikanaliz ile etoloji bilimini bir araya getirerek psikiyatrideki biyolojik ve psikolojik yaklaşımlar arasındaki uçurumu kapatmayı amaçlamıştır (Holmes, 1993). Bu disiplinlerarası sentez, Lorenz'in damgalanma kavramından (Robledo ve ark., 2022), Tinbergen'in davranışsal sistemler teorisinden (Leedom, 2018) ve Robert Hinde'ın etolojik metodolojilerinden (Duschinsky, 2020) beslenmiştir.

Bowlby'nin etolojik yaklaşımı, bağlanma davranışlarını evrimsel bir perspektiften ele almış (Giudice ve Belsky, 2010), güvenli üs kavramını geliştirmiş (Holmes, 1993) ve dezorganize bağlanmayı etolojik çatışma davranışı teorileri perspektifinden anlamıştır (Solomon ve ark., 2017). Ainsworth ile olan 40 yıllık işbirliği, bu teorik yapılara ampirik destek sağlamış (Ainsworth ve Bowlby, 1991) ve bağlanma araştırmalarının gelişmesine katkıda bulunmuştur (Bretherton, 1992).

Ancak etoloji ve bağlanma araştırmaları arasında kavramsal gerilimler de bulunmaktadır (Hess ve Petrovich, 2000; Duschinsky, 2020). Çağdaş bağlanma araştırmacılarının, çağdaş etolojinin kavramsallaştırmalarından ve araştırma vurgularından ayrılan bir yönde ilerlediği belirtilmiştir (Hess ve Petrovich, 2000). Buna rağmen, nöroetoloji ve gelişimsel psikolojideki son gelişmeler, bağlanma ve sosyal öğrenmenin gelişimdeki temel mekanizmalar olarak anlaşılmasına katkıda bulunmaya devam etmektedir (Bradshaw ve Schore, 2007).

Sonuç olarak, Bowlby'nin etolojik mirası, klinik uygulamalardan (Sable, 2007; Holmes, 2015) okul psikolojisine (Kennedy ve Kennedy, 2004) kadar geniş bir yelpazede etkisini sürdürmekte ve insan bağlanmasının anlaşılmasında temel bir çerçeve olmaya devam etmektedir.

Kaynakça

  • Ainsworth, M. (1969). Object relations, dependency, and attachment: A theoretical review of the infant-mother relationship. Child Development, 40(4), 969. https://doi.org/10.2307/1127008
  • Ainsworth, M. ve Bell, S. (1970). Attachment, exploration, and separation: Illustrated by the behavior of one-year-olds in a strange situation. Child Development, 41(1), 49. https://doi.org/10.2307/1127388
  • Ainsworth, M. ve Bowlby, J. (1991). An ethological approach to personality development. American Psychologist, 46(4), 333-341. https://doi.org/10.1037/0003-066x.46.4.333
  • Bradshaw, G. ve Schore, A. (2007). How elephants are opening doors: Developmental neuroethology, attachment and social context. Ethology, 113(5), 426-436. https://doi.org/10.1111/j.1439-0310.2007.01333.x
  • Bretherton, I. (1992). The origins of attachment theory: John Bowlby and Mary Ainsworth. Developmental Psychology, 28(5), 759-775. https://doi.org/10.1037/0012-1649.28.5.759
  • Duschinsky, R. (2020). John Bowlby and the Tavistock Separation Research Unit. (ss. 1-108). https://doi.org/10.1093/med-psych/9780198842064.003.0001
  • Gillath, O., Canterberry, M. ve Collins, T. (2012). A multilevel, multimethod interdisciplinary approach to the understanding of attachment. (ss. 219-240). https://doi.org/10.1037/13489-011
  • Giudice, M. ve Belsky, J. (2010). Sex differences in attachment emerge in middle childhood: An evolutionary hypothesis. Child Development Perspectives, 4(2), 97-105. https://doi.org/10.1111/j.1750-8606.2010.00125.x
  • Hess, E. ve Petrovich, S. (2000). Ethology and attachment: A historical perspective. Behavioral Development, 9(1), 14-19. https://doi.org/10.1037/h0100533
  • Holmes, J. (1993). Attachment theory: A biological basis for psychotherapy? The British Journal of Psychiatry, 163(4), 430-438. https://doi.org/10.1192/bjp.163.4.430
  • Holmes, J. (2015). Attachment theory in clinical practice: A personal account. British Journal of Psychotherapy, 31(2), 208-228. https://doi.org/10.1111/bjp.12151
  • Kennedy, J. ve Kennedy, C. (2004). Attachment theory: Implications for school psychology. Psychology in the Schools, 41(2), 247-259. https://doi.org/10.1002/pits.10153
  • Leedom, L. (2018). A unifying theoretical framework for clinical psychology. Current Issues in Personality Psychology, 6(4), 343-348. https://doi.org/10.5114/cipp.2018.80202
  • Lopez, F. (2003). The assessment of adult attachment security. (ss. 285-299). https://doi.org/10.1037/10612-018
  • Nisa, C., Bélanger, J., Schumpe, B. ve Sasin, E. (2021). Secure human attachment can promote support for climate change mitigation. Proceedings of the National Academy of Sciences, 118(37). https://doi.org/10.1073/pnas.2101046118
  • Pallini, S. ve Barcaccia, B. (2014). A meeting of the minds: John Bowlby encounters Jean Piaget. Review of General Psychology, 18(4), 287-292. https://doi.org/10.1037/gpr0000016
  • Petters, D. (2019). The attachment control system and computational modeling: Origins and prospects. Developmental Psychology, 55(2), 227-239. https://doi.org/10.1037/dev0000647
  • Robledo, J., Cross, I., Boada-Bayona, L. ve Demogeot, N. (2022). Back to basics: A re-evaluation of the relevance of imprinting in the genesis of Bowlby’s attachment theory. Frontiers in Psychology, 13. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2022.1033746
  • Sable, P. (2007). What is adult attachment? Clinical Social Work Journal, 36(1), 21-30. https://doi.org/10.1007/s10615-007-0110-8
  • Solomon, J., Duschinsky, R., Bakkum, L. ve Schuengel, C. (2017). Toward an architecture of attachment disorganization: John Bowlby’s published and unpublished reflections. Clinical Child Psychology and Psychiatry, 22(4), 539-560. https://doi.org/10.1177/1359104517721959
  • Vicedo, M. (2009). The father of ethology and the foster mother of ducks: Konrad Lorenz as expert on motherhood. Isis, 100(2), 263-291. https://doi.org/10.1086/599553
Baglanma