Giriş: Bağlanma Kuramının Temelleri
Bağlanma kuramı, John Bowlby tarafından
ortaya atılan ve bebeğin bakım verenine yönelik geliştirdiği duygusal bağın
insan gelişimindeki merkezi rolünü vurgulayan bir çerçevedir (Demirkol &
Aslan, 2021; Pak, 2019). Bowlby'ye göre bağlanma, bireyin belirli bir kişiye
yönelik yakınlık arama ve bu yakınlığı sürdürme eğilimidir ve yeni doğanın anne
figürüyle zaman ve mekân ötesinde süren duygusal bir bağ kurmasını ifade eder
(Pak, 2019). Bu bağ, bebeğin hayatta kalma içgüdüsünün ürünü olarak
değerlendirilmekte ve genetik donanım ile çevresel etkileşimin bir sonucu
olarak tanımlanmaktadır (Demirkol & Aslan, 2021). Mary Ainsworth,
Bowlby'nin gözlemlerini "Yabancı Durum" deneyiyle genişletmiş,
anne-bebek etkileşiminin niteliğinin bebeğin hem o anki hem de ileriki
davranışlarını önemli ölçüde şekillendirdiğini ve bağlanmanın kaygıyı azaltma
işlevi gördüğünü ortaya koymuştur (Demirkol & Aslan, 2021). Ainsworth ve
arkadaşlarının (1978) Yabancı Durum paradigması aracılığıyla tanımladığı
güvenli, kaçıngan ve kaygılı/dirençli bağlanma kategorileri, sonraki
araştırmaların temelini oluşturmuş ve bu üçlü modele ilerleyen dönemde
düzensiz/dağınık bağlanma kategorisi de eklenmiştir (Akatlı & Tunçay, 2022;
Desmet vd., 2019; Yıldırım & Yasa, 2019).
Bağlanma ve Stres Regülasyonu
Bağlanma figürünün en temel işlevlerinden
biri, çocuk korktuğunda, hastalandığında veya stres altındayken "güvenli
sığınak" rolü üstlenmesidir (Pak, 2019). Bu çerçevede bağlanma figürü,
çocuğun dayanabileceği güvenli bir zemin sağlayarak, bireyin stresle başa çıkma
kapasitesinin gelişimine katkıda bulunur (Demirkol & Aslan, 2021).
Bowlby'nin kuramsal çerçevesinde bağlanma davranış sistemi, bebeğin kendisinden
daha güçlü ve daha bilgili bir figürden koruma ve bakım elde etmesini sağlayan
doğuştan gelen bir düzenleyici mekanizma olarak işlev görür (Demirkol &
Aslan, 2021). Güvenli bağlanmanın gelişimi için çocuğun ihtiyaç duyduğu şey,
duyarlı, kesintisiz ve tutarlı tepkiler veren, her zaman ulaşılabilir bir
bağlanma figürüdür; bakım veren duyarsız, aşırı müdahaleci veya öngörülemez
tepkiler verdiğinde çocukta kaygılı bağlanma davranışları ortaya
çıkabilmektedir (Pak, 2019). Bu bulgu, anne duyarlılığının güvenli bağlanmanın
gelişimindeki temel koşullardan biri olduğunu gösteren çalışmalarla
desteklenmektedir (Pak, 2019). Yetişkinlikte de bu düzenleyici işlev sürmekte;
psikolojik sağlamlık (resilience) ile güvenli bağlanma arasında pozitif bir ilişki
bulunmuş, güvenli bağlanmanın yanı sıra olumlu duygular ve iyimserliğin de
psikolojik sağlamlığı yordayan değişkenler olduğu tespit edilmiştir (Karaırmak
& Güloğlu, 2014). Ancak bu ilişkinin korelasyonel nitelikte olduğu, yani
güvenli bağlanmanın sağlamlığı doğrudan "ürettiğine" dair nedensel
bir kanıt sunmadığı belirtilmelidir (Karaırmak & Güloğlu, 2014).
Bağlanma kuramına göre erken dönemde
kurulan bu ilişki, bireyin duygu düzenleme stratejilerinin temelini oluşturur;
ebeveyn-çocuk ya da bakıcı-çocuk arasındaki ilişki, duygu düzenleme
becerilerinin gelişiminde etkili bir faktör olarak öne çıkmaktadır (“Untitled,”
2019). Bağlanma ilişkilerindeki travmatik deneyimler, duygusal sıkıntılarla
karşılaşıldığında işlevsel başa çıkma yollarının gelişmesine engel
olabilmektedir (“Untitled,” 2019). Gelişimsel travma, güvensiz bağlanma ve
bağlanma travması bağlamında, birincil bakıcı tarafından maruz bırakılan ihmal
ve istismarın rolü vurgulanmaktadır (“Untitled,” 2019). Nitekim çocukluk çağı
ihmal ve istismarı, fiziksel ihtiyaçların göz ardı edilmesi, erken dönem anne
kayıpları gibi olumsuz yaşam deneyimlerinin bağlanma stillerinden izler
taşıdığı ileri sürülmektedir (Morsünbül vd., 2019).
Anne Yokluğu ve Bakımveren Değişimi
Bowlby'nin erken dönem gözlemleri, anne yokluğunun
bebek üzerindeki psikopatolojik etkilerine odaklanmıştır. Annesinden yoksun
kalan bebeğin önce bir protesto sürecine girdiği, bu süreçte kilo kaybı
yaşayabildiği, ifadesinin küskün ve yorgun olabildiği; zamanla duygusal küntlük
ve donuklaşma gösterebildiği belirtilmektedir (Morsünbül vd., 2019). Bakım
verenin yokluğu bebeği öfkelendirebilmekte ve bu durum yetişkinlikte duygusal
çekilme ve duygu yansıtamama gibi belirtilerle karakterize olabilmektedir; daha
uzun süreli anne yokluğu yaşayan bebeklerde ise "yuva hastalığı"
olarak nitelendirilen daha ciddi bir bozulma gözlenmektedir (Morsünbül vd.,
2019).
Korunma ihtiyacı olan ve kurum bakımına
alınan çocuklar üzerine yapılan bir araştırmada, bu çocukların hem önceki aile
deneyimlerinden güvensiz bağlanma örüntüleri taşıdıkları hem de kurum ortamında
çok sayıda bakım elemanıyla yeni bağlanma ilişkileri kurmaya çalıştıkları
gösterilmiştir (Pak, 2019). Bu çalışmada, çocuk başına düşen bakım elemanı
sayısı, bakım elemanı başına düşen çocuk sayısı, bakım elemanlarının eğitim ve
mesleki deneyiminin, bağlanma işlevlerinin sağlanabilme düzeyini anlamlı
biçimde etkilediği; uzun süreli kurum bakımı ve kötü muamele geçmişinin olumsuz
etkenler olduğu, buna karşın erken gelişim döneminde olmanın, kardeşle aynı kurumda
bulunmanın ve ev temelli yeni bakım hizmetlerinin çocukların güvenli bağlanma
geliştirmesini kolaylaştırdığı bulunmuştur (Pak, 2019). Bu bulgular, bağlanma
figürünün mutlaka biyolojik anne olması gerekmediğini, birincil bakım veren ya
da "ikame anne" olarak tanımlanan kişilerin de bu işlevi yerine
getirebileceğini göstermektedir (Pak, 2019).
Ebeveyn ayrılığı bağlamında yürütülen bir
araştırmada, ebeveynleri boşanmış yetişkin bireylerin kişilerarası
ilişkilerindeki bağlanma modelleri incelenmiş; boşanmadan sonra babasının
ilgisinde azalma bildiren katılımcıların kayıtsız bağlanma düzeylerinin daha
yüksek olduğu, ayrıca babanın ikinci bir evlilik yapmasının da kayıtsız
bağlanma düzeyini artırdığı bulunmuştur (Yıldırım & Yasa, 2019). Aynı
çalışmada ayrılma kaygısı ile kayıtsız, korkulu ve saplantılı bağlanma
modelleri arasında pozitif, güvenli bağlanma modeliyle ise negatif yönde
anlamlı bir ilişki saptanmıştır (Yıldırım & Yasa, 2019). Bununla birlikte
bu tür kesitsel araştırmaların korelasyonel niteliği göz önünde
bulundurulduğunda, boşanmanın bağlanma biçimini doğrudan belirlediği sonucuna
varmak yerine, ilişkisel bir örüntüden söz etmek daha temkinli bir yorum
olacaktır (Yıldırım & Yasa, 2019).
Çoklu Bağlanma Figürleri
Bağlanma kuramının klasik formülasyonu genellikle anne-bebek diyadına odaklanmakla birlikte, güncel literatür çoklu bağlanma figürlerinin varlığına işaret etmektedir. Bakıcı kavramının genelde anne olmakla birlikte babanın, büyükannenin ya da çocuğun bakımını üstlenen başka yetişkinlerin de bu işlevi üstlenebileceği belirtilmektedir (Demirkol & Aslan, 2021). Kurum bakımındaki çocuklar üzerine yapılan araştırma, çocukların uzun etkileşim süreci içinde bakım elemanlarıyla da bağlanma ilişkisi geliştirebildiğini, dolayısıyla bağlanma figürünün tekil ve sabit olmak zorunda olmadığını göstermektedir (Pak, 2019). Ayrıca yetişkinlikte bağlanma temsillerinin sürekliliğine dair araştırmalar, bireyin hem ebeveynlerle hem de romantik partnerlerle kurduğu ilişkilerde benzer bağlanma örüntülerinin tekrarlandığını, ancak bu sürekliliğin mutlak olmadığını, bağlanma temsillerinin farklı ilişkisel figürler arasında farklılaşabildiğini de ortaya koymaktadır (Guedes & Moreira, 2019). Guedes ve Moreira tarafından yürütülen çalışma, ebeveynlere yönelik bağlanma temsilleri ile partnerlere yönelik bağlanma temsilleri arasında, özellikle anneyle ve ilk romantik partnerle ilişkili olarak sistematik bir benzerlik bulunduğunu, ancak bu benzerliğin ilişkisel stres durumlarında daha belirgin hale geldiğini göstermiştir (Guedes & Moreira, 2019). Bu bulgu, bağlanma örüntülerinin farklı figürlere göre farklılaşabileceğini ve bağlanmanın tek bir "iç çalışan model" ile açıklanamayacak kadar karmaşık bir yapıya sahip olabileceğini düşündürmektedir (Guedes & Moreira, 2019).
Bağlanma araştırmalarının tarihsel olarak anne-çocuk ilişkisine odaklanması nedeniyle babanın bağlanma sürecindeki rolü görece az araştırılmıştır. Yine de mevcut literatür, babaların bağlanma stilleri ile ebeveynlik stilleri, ebeveyn yeterlilik duyguları ve psikolojik sağlık arasındaki ilişkiye işaret etmektedir (Akatlı & Tunçay, 2022). Ebeveynlerin bağlanma örüntüleri ile çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırmada, demokratik tutum ile kaçıngan ve güvenli bağlanma arasında negatif; otoriter tutum ile kaçıngan ve güvenli bağlanma arasında pozitif; aşırı koruyucu tutum ile kaçıngan bağlanma arasında pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur (Akatlı & Tunçay, 2022). Bu bulgular hem anne hem baba örnekleminden elde edilmiş olup, ebeveynin cinsiyetinden bağımsız olarak bağlanma biçiminin ebeveynlik tutumlarını yordayabileceğini göstermektedir (Akatlı & Tunçay, 2022). Boşanma sonrası babanın ilgisindeki azalmanın yetişkin çocuklarda kayıtsız bağlanma düzeyini artırdığına dair bulgu da, babanın bağlanma sürecindeki etkisinin yalnızca erken çocuklukla sınırlı olmadığını, yetişkinlik döneminde de etkilerinin sürebileceğini düşündürmektedir (Yıldırım & Yasa, 2019).
Anne depresyonu ile çocuk bağlanma
güvensizliği arasındaki ilişki, literatürde sıklıkla incelenmiş ancak tutarsız
sonuçlar üretmiş bir konudur. Zephyr ve arkadaşlarının derlediği kanıtlara
göre, çocukların bakım veren tarafından reddedilmesi ya da bakım verenle
düzensiz etkileşim yaşaması durumunda kaçınan bağlanma örüntüsünün gelişme
olasılığı artmaktadır (Akatlı & Tunçay, 2022; Zephyr vd., 2021). Birçok
çalışma anne depresyonu ile çocukta güvensiz bağlanma arasında anlamlı bir
ilişki bildirmiş olsa da, bu ilişki tüm çalışmalarda tutarlı biçimde
gözlenmemiştir; konuyla ilgili üç meta-analiz birbirinden heterojen sonuçlar
ortaya koymuştur (Zephyr vd., 2021). Özellikle anne depresyonu sürekli
(continuous) ölçeklerle ve düşük psikososyal risk taşıyan popülasyonlarda
ölçüldüğünde, farklı bağlanma örüntülerini anlamlı biçimde yordamadığı
görülmektedir (Zephyr vd., 2021). Bu durum, anne depresyonunun çocuk bağlanması
üzerindeki etkisinin doğrudan ve evrensel bir nedensellik ilişkisi olarak
değil, bağlamsal risk faktörleriyle etkileşim içinde değerlendirilmesi
gerektiğine işaret etmektedir (Zephyr vd., 2021). Nitekim güvensiz-kaçıngan
bağlanma gösteren çocukların, diğer güvensiz bağlanma örüntülerine sahip
çocuklara kıyasla daha az kümülatif bağlamsal risk faktörüne maruz kaldığı
bulgusu da bu karmaşıklığı desteklemektedir; anne depresyonu test edilen
bağlamsal faktörlerden yalnızca biridir (Zephyr vd., 2021). Ayrıca ebeveynin
yaşadığı stresin, bağlanma güvensizliğiyle ilişkili olabileceği, örneğin düşük
sosyoekonomik riske sahip anne-çocuk ikililerinde yaşanan ebeveynlik stresinin
12 aylık bebeklerde kaygılı/dirençli bağlanmayı yordadığı gösterilmiştir
(Zephyr vd., 2021). Bu bulgular, anne-çocuk bağlanma ilişkisinin tek yönlü
değil, çok yönlü ve karşılıklı etkileşimlerle şekillenen bir süreç olduğunu;
anne psikolojik işleyişi ile çocuğun bağlanma güvenliği arasındaki yönün net
biçimde ortaya konmasının güç olduğunu göstermektedir (Zephyr vd., 2021). Bu
nedenle klinisyenlerin yalnızca annenin ruh sağlığına değil, ebeveyn-çocuk
ilişkisinin kalitesine ve çocuğun kendine özgü güçlüklerine de odaklanması
önerilmektedir (Zephyr vd., 2021).
Annenin bilişsel ya da entelektüel
kapasitesinin bağlanma ilişkisine etkisi de literatürde ele alınmıştır.
Entelektüel yetersizliği bulunan annelerin, çocuklarıyla güvenli bağlanma
ilişkisi kurma kapasitesini olumsuz etkileyebilecek kişisel ve çevresel
faktörlerle ilişkilendirildiği belirtilmektedir (Desmet vd., 2019). Bununla
birlikte anne duyarlılığının (sensitivity) değerlendirilmesinde, annenin
çocuğun sinyallerini algılama kapasitesi ile bu sinyallere uygun biçimde yanıt
verme fırsatına sahip olup olmadığının birbirinden ayrı tutulması gerektiği,
bazı bağlamlarda annenin sinyalleri algılayabildiği halde yanıt verme olanağına
sahip olamayabileceği ve bunun otomatik olarak duyarlılık eksikliği şeklinde
yorumlanmaması gerektiği vurgulanmıştır (Desmet vd., 2019). Bu tespit,
anne-çocuk etkileşiminin gerçekleştiği bağlamın önemine işaret etmekte ve
bağlanma güvenliğinin yalnızca bireysel anne özellikleriyle değil, çevresel koşullarla
birlikte değerlendirilmesi gerektiğini desteklemektedir (Desmet vd., 2019).
Bağlanma Kuramına Yönelik Kültürel Eleştiriler ve Uyumsal Bağlanma
Bağlanma kuramının evrensellik iddiası,
farklı kültürel bağlamlarda bakım verme pratiklerinin çeşitliliği göz önüne
alındığında eleştirilere konu olmuştur. Ainsworth'un Yabancı Durum
paradigmasının batılı, çekirdek aile yapısına dayalı bir bağlamda
geliştirildiği ve güvenli/güvensiz bağlanma kategorilerinin farklı kültürel
bakım verme normlarını yeterince dikkate almayabileceği, mevcut referanslarda
özellikle çoklu bakım figürlerinin yaygın olduğu bağlamlara (örneğin kurum
bakımı, geniş aile yapıları) ilişkin bulgularla dolaylı biçimde
desteklenmektedir (Pak, 2019). Kurum bakımındaki çocuklarla yapılan araştırma,
güvenli bağlanmanın tek bir anne figürüne bağımlı olmadığını, farklı bakım
verme düzenlemelerinde de (örneğin kardeşle aynı kurumda kalma, ev temelli
bakım modelleri) güvenli bağlanmanın geliştirilebileceğini göstererek,
bağlanmanın kültürel ve yapısal çeşitliliğe uyum sağlayabilen esnek bir sistem
olduğuna işaret etmektedir (Pak, 2019). Bu bulgu, bağlanma davranışlarının
sabit, evrensel bir kalıp yerine, bakım verme bağlamının özelliklerine göre
şekillenen uyumsal (adaptif) bir sistem olarak kavramsallaştırılmasını
destekler niteliktedir (Demirkol & Aslan, 2021; Pak, 2019).
Bowlby'nin kendisi de bağlanma davranış
sisteminin evrimsel bir uyum mekanizması olduğunu, bebeğin hayatta kalma
olasılığını artırmak üzere genetik donanım ile çevresel koşulların etkileşimi
sonucu şekillendiğini öne sürmüştür (Demirkol & Aslan, 2021). Bu çerçevede
güvensiz bağlanma örüntüleri (kaçıngan, kaygılı/dirençli, dağınık/düzensiz),
patolojik sapmalar olarak değil, belirli çevresel koşullara -örneğin tutarsız,
duyarsız ya da tehdit edici bakım verme ortamlarına- verilen uyumsal tepkiler
olarak da yorumlanabilir (Akatlı & Tunçay, 2022; Morsünbül vd., 2019).
Nitekim dağınık/düzensiz bağlanmanın, çocuğun istismara maruz kalması ya da
ebeveynlerin çocukluk döneminde istismar veya kayıp yaşamış olması gibi
durumlarda ortaya çıktığı belirtilmekte, bu da bağlanma örüntüsünün bakım verme
bağlamına duyarlı biçimde şekillendiğini göstermektedir (Akatlı & Tunçay,
2022). Benzer şekilde, bağlanma bozukluklarının etiyolojisinde çocukların ebeveynden
bekledikleri yakınlık ve rahatlığın aksine daha fazla tehdit hissetmesinin ya
da ebeveyn mahrumiyetinin düzensiz bağlanma kalıplarına yol açtığı öne
sürülmektedir (Morsünbül vd., 2019). Bu bulgular, bağlanma örüntülerinin
çevresel koşullara göre değişebilirliğini destekleyen kanıtlar sunmakla
birlikte, çoğunlukla korelasyonel desenli çalışmalara dayandığından,
nedensellik ilişkisinin kesin biçimde kurulamayacağı, yalnızca ilişkisel
örüntülerin gözlemlenebildiği vurgulanmalıdır (Akatlı & Tunçay, 2022;
Morsünbül vd., 2019; Zephyr vd., 2021).
Bağlanma Stillerinin Kalıcılığı: Süreklilik mi, Değişkenlik mi?
Bağlanma stillerinin yaşam boyu sürekliliği
konusunda literatürde kısmi bir uzlaşı bulunmakla birlikte, bu sürekliliğin
mutlak olmadığına dair bulgular da mevcuttur. Fraley'in meta-analitik
bulgularına atıfla aktarılan sonuçlara göre, ebeveynlerle kurulan bağlanma
ilişkileri ile yetişkinlikte romantik partnerlerle kurulan ilişkiler arasında
güvenlik düzeyi bakımından bir tutarlılık gözlenmekte, erken dönemde (18
aylıkken) kurulan bağlanma ilişkisinin yetişkinlikteki partner ilişkilerindeki
güvenlik düzeyini yordadığı bulunmaktadır (Guedes & Moreira, 2019). Ancak
aynı araştırma, bu sürekliliğin yalnızca kısmi olduğunu, bağlanma temsillerinin
stres durumlarında yeniden etkinleşebildiğini ve farklı ilişkisel figürlere
göre farklılaşabildiğini de göstermektedir (Guedes & Moreira, 2019). Bu
bulgu, bağlanma stillerinin "iç çalışan model" aracılığıyla büyük
ölçüde kalıcı olduğu ancak yaşam boyu değişmez bir öz olmadığı, çevresel
koşullar ve ilişkisel deneyimlerle yeniden şekillenebileceği şeklinde
yorumlanabilir (Akatlı & Tunçay, 2022; Guedes & Moreira, 2019; Yıldırım
& Yasa, 2019).
Ebeveynlik tutumları ile bağlanma biçimleri
arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırma, yetişkin bireylerin kendi bağlanma
biçimlerinin, kendi çocuklarına yönelik yetiştirme tutumlarını yordadığını
göstererek, bağlanma örüntülerinin kuşaklar arası aktarımına işaret etmekte,
ancak bu aktarımın deterministik olmadığını, eğitim düzeyi, yaş, evlilik yaşı
gibi çevresel ve demografik değişkenlerin de bu süreci şekillendirdiğini ortaya
koymaktadır (Akatlı & Tunçay, 2022). Bu bulgu, bağlanma stillerinin
kalıcılığının yalnızca bireysel bir özellik olmadığını, sosyoekonomik ve
ailesel bağlamla etkileşim içinde değerlendirilmesi gerektiğini
desteklemektedir (Akatlı & Tunçay, 2022).
Sonuç ve Değerlendirme
Mevcut literatür, Bowlby ve Ainsworth'un temel kuramsal çerçevesinin bağlanma araştırmalarında hâlâ merkezi bir referans noktası olduğunu, ancak güncel araştırmaların bu çerçeveyi önemli ölçüde genişlettiğini ve nüanslandırdığını göstermektedir. Bağlanma, stres regülasyonu için işlevsel bir sistem olarak tanımlanmakta (Demirkol & Aslan, 2021; Karaırmak & Güloğlu, 2014; Pak, 2019); anne yokluğu ve bakımveren değişimi bebeklik döneminde ciddi psikopatolojik sonuçlar doğurabilmekte, ancak kurum bakımı gibi alternatif bakım düzenlemelerinde dahi güvenli bağlanmanın geliştirilebileceği gösterilmektedir (Morsünbül vd., 2019; Pak, 2019). Çoklu bağlanma figürlerinin varlığı ve babanın bağlanma sürecindeki özgül katkısı, kuramın yalnızca anne-merkezli bir model olarak sınırlandırılamayacağını ortaya koymaktadır (Akatlı & Tunçay, 2022; Demirkol & Aslan, 2021; Yıldırım & Yasa, 2019). Anne depresyonunun çocuk bağlanmasına etkisi konusunda ise literatür heterojen ve kısmen çelişkili sonuçlar sunmakta, bu ilişkinin doğrudan bir nedensellik değil, çok faktörlü bir etkileşim içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir (Zephyr vd., 2021). Son olarak, bağlanma örüntülerinin çevresel koşullara duyarlı, uyumsal bir sistem olarak kavramsallaştırılması, kuramın kültürel eleştirilere karşı daha esnek bir biçimde yeniden yorumlanmasına olanak tanımaktadır (Akatlı & Tunçay, 2022; Guedes & Moreira, 2019; Morsünbül vd., 2019; Pak, 2019). Bununla birlikte, incelenen çalışmaların büyük kısmının kesitsel ve korelasyonel desenlere dayandığı, bu nedenle bağlanma stilleri ile çevresel etkenler arasındaki ilişkilerin nedensel olarak yorumlanmasının bilimsel açıdan temkinli bir yaklaşım gerektirdiği sonucuna varılmaktadır.
Kaynakça
Akatlı, R., & Tunçay, G. Y. (2022).
Ebeveynlerin bağlanma biçimlerinin çocuk yetiştirme tutumları üzerindeki
yordayıcı rolü. Erken Çocukluk
Çalışmaları Dergisi, 6(1), 175–203. https://doi.org/10.24130/eccdjecs.1967202261360
Demirkol, A., & Aslan, S. (2021).
Holland’ın tipolojisi, bağlanma ve beş faktör kişilik kuramı üzerine bir
derleme çalışması. Uluslararası Anadolu
Sosyal Bilimler Dergisi, 5(3), 1127–1150. https://doi.org/10.47525/ulasbid.932449
Desmet, S., Éthier, L. S., & Couture,
G. (2019). La sensibilité chez les mères présentant une déficience
intellectuelle : Recension des écrits. Revue
De Psychoéducation, 42(1), 25–47. https://doi.org/10.7202/1061722ar
Guedes, D. D., & Moreira, P. C. (2019).
Dès les relations avec les parents à la relation conjugale : La continuité et
la discontinuité des modèles d’attachement. Revista
Subjetividades, 19(1), 1. https://doi.org/10.5020/23590777.rs.v19i1.e5302
Karaırmak, Ö., & Güloğlu, B. (2014).
The explanation of resilience within attachment model among adults with
earthquake experience. Cukurova
University Faculty Of Education Journal, 43(2).
https://doi.org/10.14812/cufej.2014.0010
Morsünbül, Ü., Kaçıra, E. N., &
Ozdemir, S. A. (2019). Gelişimsel psikopatoloji: Ruh sağlığına disiplinlerarası
bir yaklaşım. Psikiyatride Guncel
Yaklasimlar - Current Approaches In Psychiatry, 11(4), 451–465.
https://doi.org/10.18863/pgy.487995
Pak, Y. G.-M. (2019). Korunma ihtiyacı olan
çocukların erken gelişim döneminde bakım elemanlarıyla kurdukları bağlanma
ilişkisi. Turkish Studies - Social
Sciences, 14(3), 567–587. https://doi.org/10.29228/turkishstudies.22622
Untitled. (2019). Journal Of Qualitative Research In Education, 7(2).
https://doi.org/10.14689/issn.2148-2624.1.7.2
Yıldırım, M. S. Ö., & Yasa, C. (2019).
Ebeveynleri boşanmış yetişkin bireylerin kişilerarası ilişkilerinde bağlanma
modelleri ile ayrılma kaygısının ilişkisi. Anemon
Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 7(4), 267–278. https://doi.org/10.18506/anemon.455383
Zephyr, L., Cyr, C., Monette, S.,
Archambault, M., Lehmann, S., & Minnis, H. (2021). Meta-analyses of the
associations between disinhibited social engagement behaviors and child
attachment insecurity or disorganization. Research
On Child And Adolescent Psychopathology, 49(7), 949–962.
https://doi.org/10.1007/s10802-021-00777-1